Hoşgeldiniz  
Son Dakika

Cahili Bir Adet; Evlat Edinme.

09 Ocak 2017

Cahili Bir Adet; Evlat Edinme.

CAHİLÎ BİR ADET; EVLAT EDİNME

Cahiliye toplumunda var olan ve İslam’ın ilk yıllarında da varlığını sürdüren cahilî adetlerden biri de evlat edinmedir.

Peygamberimiz [s.a.v.] tarafından da Hz. Zeyd [r.a.] Efendimizi evlad edinmesiyle de bizzat uygulanmaya devam eden evlat edinme, Ahzab suresinin 4 ve 5. ayet-i kerimelerinin nüzulü ile tarihin çöp sepetine atılmıştır.

“Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhar yaptığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmamıştır. Yine evlatlıklarınızı da öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır. Bu sizin ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir. 


4﴿ 

Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 5﴿

Ayet-i kerimelerde görüldüğü gibi bir insanın herhangi bir çocuğu kendi evladıymış gibi kabullenmesi ve ona gerçek evlat nazarıyla bakması yasaklanmış, evlatlığın gerçek evlat olamayacağı vurgulanmıştır. Bitmedi gerçek baba bilindiği takdirde, çocuğun babasının ismiyle çağrılması gerektiğini, aksi durumun adaletsizlik olacağı da beyan buyrulmuştur.

Evlat edinme konusu sadece Kur’an-ı Kerimin konusu olmakla kalmamış aynı zamanda hadislerde de özel olarak ele alınmıştır. Efendimiz [s.a.v.], bir kimsenin babasından başka birine nisbet edilmesini şiddetle kınanmıştır.

Buhari-i Şerifte yer alan bir hadis-i şeriflerinde Peygamber [s.a.v.] Efendimiz, şöyle buyurmuştur: “Her kim kendi nesebini babasından başkasına bağlar veya (köle olan bir kimse) efendilerinden başkasına mensup olduğunu iddia ederse, Allah’ın kıyamete kadar peşini takip eden laneti ona olsun.” 

Çocuğu olmayan karı kocanın, günün şartlarına göre gerekli tıbbî tedavi yollarına başvurarak anne-baba olmaya çalışmalarında din açısından her hangi bir sakınca olmadığı gibi engelleyici bir durum da söz konusu değildir.

Bütün bunların yanında dünyanın bir imtihan dünyası olduğunu unuturcasına günün moda ifadesi ile mahalle baskıları nedeni ile kendilerini ya evlat edinme ya da yaşama sevincini yitirip dünyaya kahredercesine küsmek gibi bir seçimin önünde görmeleri dinin genel kuralları ile bağdaşmadığı gibi hayatın gerçekleri ile de bağdaşmaz.

Zira Şura suresi 50. ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz ; ”Yahut O, çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir.” Buyurmaktadır. Çocuğu olan da imtihandadır, olmayan da.

Gerçekte olmayan bir soy bağını varmış gibi kabul ederek bunun üzerine, çocuk ile anne-baba arasında mahremiyet ve miras gibi sonuçları bina etmek son derece tehlikeli olduğu gibi caiz de değildir.

Çocuk sahibi olamayan karı kocaların başkalarına ait özellikle bakıma muhtaç çocuklarını himayelerine almaları bir takım şartlarla caiz görülebilir.

1- Dinî ölçüleri ihlal etmemek.

2- Gerçeği gizlememek.

Bu, hem o çocukların yetişmeleri, sahipsiz kalmamaları hem de çocuksuz insanların evlat sevgisini tatmaları açısından en uygun olanı olsa gerek.

Kur’an ve Sünnetteki bu yasaklamanın yani; evlat edinmenin gerçek neseb olamayacağı ve bu konuda ortaya konan diğer ölçülerden hareketle korunmaya ve topluma kazandırılmaya muhtaç kimselerin bir kenara itildiği şeklinde yanlış anlaşılma Kur’an-ı Kerime ve Sünnete haksızlık olur. Kur’an-ı Kerim ve Sünneti anlamamak olur. Aslında bu uygulama, nesebin saf ve duruluğunu korumaya yönelik bir uygulamadır. Hatırlayın, İslam’ın beş ana gayesinden biri de nesebin korunmasıdır.

Zira yetimlerin korunup gözetilmesi, kimsesiz çocuklara sahip çıkılması, onların mallarına koruyuculuk yapılarak zayi olmalarını engellemek, onlara ikramda bulunmak, toplumda hor ve hakir görülmelerine mani olmak Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyyenin ana konuları arasındadır.

Hatırlayacaksınız Yüce Nebi [s.a.v.] şöyle buyurmuşlardır;

“Ben ve yetimi himayesine alıp, bakıp gözeten kimse, cennette şöyleyiz” diye buyurdu ve aralarını hafifçe ayırarak şehadet parmağı ile orta parmağını işaret etti.

“Müslümanlar içinde en hayırlı ev, kendisine iyilik yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Müslümanlar içinde en kötü ev de, kendisine kötülük yapılan bir yetimin bulunduğu evdir. Ben ve yetime bakan kimse, Cennet’te şu iki parmak gibiyiz.”

Hz. Peygamber [s.a.v.], huzuruna gelerek, kalbinin katılığından yakınan bir adama, şunu tavsiye etmiştir: “Kalbinin yumuşamasını istiyorsan, yoksulu doyur ve yetimin başını okşa.” 

Bu konuda misalleri çoğaltmak mümkündür.

Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Peygamberiyedeki evlat edinmeyi yasaklayıcı ifadelerden bir kimsenin nesebinin başkasına nisbet edilemeyeceği gerçeğini anlamak gerekir. Bu Rabbanî bir istektir. Bu hakikat değişmez, değiştirilemez.

Dinimiz her ne kadar evlat edinme konusunu kaldırmış ise de günümüzde az da olsa evlat edinme ile ilgili bir takım problemlerle karşılaştığımız bir vakıadır. Özellikle miras konusu. Evlâtlık olarak alınan çocuk, hukukumuza göre mirasa ortak olacağından daha yakın akrabaların kısmen veya tamamen mirastan mahrum kalacakları aşikârdır. Bu durum ise hakları çiğnenen mirasçıların bu çocuğa düşman gözüyle bakmalarına sebebiyet verecektir. Oysa evlâtlık, hakikatte miras hakkına sahip değildir.

Bununla birlikte illede evlâtlık almak zorunda kalmış isek;

1- Çocuk, erkekse evin hanımına, kızsa evin erkeğine nâmahrem olacağından mümkünse o çocuğa süt emzirtmek suretiyle bir mahremiyet tesis etmek gerekir. Bu, o çocukla süt emziren kadın ve o kadının yakınları arasında bir süt hısımlığı meydana getirmiş olur. Hadis-i şerifin ifadesiyle; “Nesepçe haram olanlar süt yoluyla da haram olurlar.”  İlkesi gerçekleştirilmiş olur.

2- Çocuğun emzirilme ihtimali yoksa yakın akrabadan alınması söz konusu olabilir. Bu durumda çocuk, kız ise kocaya mahrem olacak şekilde alınması, erkek ise evin hanımına mahrem olabilecek tarzda ayarlanması gerekir.

3- Evlatlığın yabancı birinden, fakir bir insandan ya da kimsesiz çocuklardan alınması fakat emzirme imkânının olmaması hâlidir. Bu durumda çocuk belli bir yaşa kadar evde barındırılır. Yabancı bir çocuk olması hasebiyle giyim kuşama, hâl ve tavırlara çok ama çok dikkat edilmelidir. Belli bir yaştan sonra da emniyetli bir yurda verilerek veya bir yuva kurması sağlanarak hayatını idame etmesine yardımcı olunmalıdır.

Böyle hayırlı bir iş, toplumun yarınlarını teminat altına almış olacağı gibi aynı zamanda da önemli bir ahiret yatırımıdır. İnsanlara çok büyük sevap kazandıracağı asla unutulmamalıdır.

Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Paylaş
158 Kez Görüntülendi.

Bir Cevap Yazın

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

Sitede yayınlanan yazılar ve yorumlardan yazarları sorumludur. Yayınlanan yorumlardan www.rizeninsesi.net sorumlu tutulamaz. ) Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Sitemizde yayınlanan haber, köşe yazıları ve fotoğraflar izin alınmaksızın kaynak gösterilse dahi, herhangi bir ortamda kullanılamaz ve yayınlanamaz.
Reklamı Gizle