Hoşgeldiniz  
Son Dakika
buca escort izmir escort bodrum escort bayanlar bursa escort izmir escort bodrum escort izmir escort bayan izmir escort antalya escort

Asıl Olan İbadetlerin Devamlılığıdır.

24 Haziran 2017

Asıl Olan İbadetlerin Devamlılığıdır.

ASIL OLAN İBADETLERİN DEVAMLILIĞIDIR

İbadet, Allah’a hürmet ve saygı göstermektir. O’nu tazim etmektir. O’nun verdiklerine karşı şükran borcunu yerine getirmektir. Bizi yoktan var eden Allah’tır. Bize hayat nimetini ihsan eden de Allah’tır. İnsanın kendisine lütfedilen sayısız nimetlere karşılık, Allah’a minnet duyması, O’na bağlanması, O’nun emir ve yasaklarına riayet etmesi kulluğunun gereğidir. Buluğ çağından itibaren başlayan kulluk denemesi hayat emanetinin teslim edilmesine kadar devam eder. Bu ilahi görev, belirli günlere, saat ve dakikalara bağlı olmadığı gibi mevsimsel de değildir. Bilakis bütün hayatı kapsamaktadır.

Allah’a kulluk için yaratılan ve kısa bir müddet dünyaya gönderilen insan, çeşitli yönlerden imtihana tabi tutulmakta ve kulluk yapıp yapmadığı konusunda sınanmaktadır. Mülk suresi 2. ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz: “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” Buyurmaktadır. Bu sınanma, hayatının her dakika ve safhasında sürekli olarak devam etmektedir.

YARATILIŞIN GAYESİ KULLUKTUR

 Kur’ân-ı Kerim’in çeşitli ayet-i kerimelerinde insanın yaratılış gayesi anlatılmaktadır.

Zariyat suresi 56. ayet-i kerimede Mevla’mız: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

Kıyamet suresi 36. ayet-i kerimede: “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”

Mü’minün suresi115. ayet-i kerimede: “Sizi sadece boş yere yarattığımız ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”

Bakara suresi 21. ayet-i kerimede: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize Kulluk ediniz…” vb. gibi ayet-i kerimeler, insanın sorumlu ve mükellef bir varlık olduğunu ifade etmektedir.

Mü’minler olarak kıldığımız farz ve nafile namazların her rekâtında okumuş olduğumuz Fatiha suresi 5. ayet-i kerimede: “(Rabbimiz!) Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” diyerek her gün kulluğumuzu itiraf etmekte, ikrarlarımızı yenileyerek ibadet hazzı ile yaratılış gayelerimizi hatırlamaktayız.

Elmalı Tefsiri sahibi Merhum Muhammed Hamdi Yazır hocamızın ifadesiyle Mü’minin, her gün: “Kâinatta ben Allah’tan başkasına hürriyetimi veremem ve ancak O’na ve O’nun emrine boyun eğerim. İtaat etmeyi sever, isyandan nefret ederim, İyiliğe koşar, kötülükten sakınırım, iyiliğin başını da hakta bilirim. Allah’ın emrine uymayan, Allah hesabına  yapılmayan hiçbir şeye ölürüm de baş eğmem. Zira ben yoktum, O beni var etti ve terbiye edip bana hürriyet verdi. Bu can, bu vicdan ve hürriyet bende O’nun emanetidir. Bunu yapan isterse sonsuz defalar daha yapabilir. Bundan dolayı O’nun yolunda her şeyi feda ederim. İstediği zaman yapabileceği, alacağı canımı da feda ederim. İstediği zaman yapabileceği dünyayı da feda ederim. Bu uğurda acılara katlanır, iyilik ve hastalıklara göğüs gererim. Katlanamaz, geremezsem ölürüm. O’nun emri, zaten öleceğim. Ölürsem de böyle imanla, böyle bir dostlukla ölürüm. Başlangıcım toprak, sonum toprak olur. Allah’tan gelir, Allah’a giderim. İşte ben Allah’ın böyle bir kuluyum…” diyebilmesi ve buna içten bağlanması ne kadar büyük bir fazilettir. Aslında bu yukarda sunduğum merhum hocamıza ait olan söz hayatı Mü’mince özetlemenin adıdır. Hayat, budur. Hani şair diyor ya:” sana uymayan ölçü hayat olsa teperim.” İnsan için bundan daha büyük bir kuvvet, daha büyük bir yücelik nasıl düşünülebilir?

KULLUKTA ASLOLAN SÜREKLİLİKTİR  

Kulluk, süreklilik ister. Kullukta inkıta yoktur. Asıl olan devamlılıktır. Bu açıdan kullukta tatil, izin, ara verme, istirahat gibi dünyevi işlerde görülen kavramlar yoktur. Ancak kullukta, insanın fıtrî özelliklerine, sağlık durumlarına ve hayat şartlarına göre özel kurallar ve ruhsatlar vardır. İnsan, erginlik çağından, ruhunu teslim edinceye kadar Allah’a kulluk yapmakla mükelleftir. Aşağıda sunacağımız ayet-i kerime, kullukta sürekliliğin esas olduğunu Resulullah (s.a) Efendimizin şahsında açıkça ifade etmektedir:

Hicr suresi 97-99. ayet-i kerimelerde: “Onların söyledikleri yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz. Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ve sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine İbadet et.” Buyrulmaktadır.

Allah, Müşriklerin eza ve cefalarına karşın Resulünü teskin etmiş, onun gönlünü almıştır. Ayrıca “onlar, ne yaparlarsa yapsınlar, hangi hakarette bulunurlarsa bulunsunlar, seni ne şekilde incitirlerse incitsinler yılgınlık gösterme, tebliğ görevine devam et. Kulluk görevini ihmal etme. Secde edenlerden ol. Ölünceye kadar bana kulluk et” anlamında Hz. Peygamber’den ve ona tabi olan herkesten de aynı tarzda kulluğa devam etmelerini talep etmiştir.

Hz. Alkame (r.a) şöyle rivayet eder. Mü’minlerin annesi Aişe’ye (r.anha) sordum ve şöyle dedim: “Ey mü’minlerin annesi! Resulullah (s.a) Efendimizin ibadeti nasıldı? Günlerden birine tahsis ettiği bir şey olur muydu?” Bunun üzerine Aişe (r.anha) bana şu cevabı verdi: “Hayır! Onun ameli devamlıydı. Resulullah (s.a.) Efendimizin güç yetirip yaptığı şeye, sizin hanginiz güç yetirebilir?”

Yine Hz. Aişe’nin (r.anha) anlattığına göre Resul-i Ekrem (s.a.) şöyle buyurmuşlardır: “Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devamlı olanıdır.

Görüldüğü gibi ibadetlere devamlılık teşvik edilmiştir. Devamlı surette yapılan ibadetlerin az da olsa ara sıra yapılan ibadetten hayırlı olduğu anlaşılmaktadır. Zira devamlı bir şekilde yerine getirilen ibadet, az bile olsa Allah’a itaati, bağlılığı ve O’nu hatırlamayı ifade eder. Bu açıdan devamlı yapılan bir ibadet, devam etmeyen çok amelin kat kat önüne geçer.

Farz ve vacip olan ibadetlerde (namaz, zekât, oruç, kurban vb.) kesinti söz konusu olamaz. Bunların miktarları ve vakitleri kesin olarak tayin edilmiştir. Ayrıca revâtip (bir tertip ve düzen içinde beş vakit farz namazları ile birlikte ve belli devamlılık içinde kılınan) sünnetlerde de süreklilik esastır. Dolayısıyla azlık-çokluk bu ibadetler için söz konusu olamaz. Azlık-çokluk ancak bunların dışında tatavvû (gönüllü) olarak yapılan ibadetlerde mevzu bahistir. Bir Mü’min, bu konuda prensip sahibi olmalı, gönüllü olarak ifa edilen ibadetlere de kendisini azar azar alıştırmalıdır. Devamlılık prensibini uygulamaya koymalı ve nefsini bu yönde de terbiye etmeye gayret etmelidir.

Hz. Aişe validemizin anlattığına göre Hz. Peygamberimiz (s.a.), ayakları şişinceye ve patlayacak dereceye gelinceye kadar namaz kılardı. “Geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde, kendine bu şekilde niçin zahmet veriyorsun” sorusuna Hz. Peygamber, “Şükreden bir kul olmayayım mı?” diyerek cevap vermiş ve yaptığı bu uygulamanın kulluğun bir şükranesi olduğunu ifade etmiştir. 

Bütün bu açıklamalar, kulluğun sadece belli günlere tahsisinin uygun olmadığını göstermektedir. Mevsimlik işçiler gibi belirli zamanlarda çalışıp ondan sonra kazandıklarımızı yeme yerine kazandıklarımızın üzerine nasıl ilave edebiliriz bilincinde ve gayretinde olmalıyız. Unutmayalım ki kazanmak ne kadar zor ise kazandıklarımızı korumak da en az kazanmak kadar zordur.

Allah Teâlâ’nın Ramazan ayı, Kadir gecesi, Arefe gecesi, Cuma günü, seher vakti gibi kıymetli, rahmetinin ve bağışlamasının bol olduğu günleri bizlere tahsis etmesinin sebebi, Mü’minlere olan engin rahmetinin sonucudur.

Allah Teâlâ’nın diğer günleri de kulluğun yerine getirilmesi, ibadetlerin ifa edilmesi için önemli ve anlamlıdır. Akıp giden zaman içerisinde kulluk ve onun gereği olan ibadetlerin de kesintisiz ve noksansız devam etmesi gerekir. Mü’minler olarak emanet olarak verilen hayatın, hiç ara vermeden tükendiğini unutmamalıyız. Kulluğun ebediyete uzanan çizgide sürekli devam etmesi gerektiğini aklımızdan hiç ama hiç çıkarmamalıyız.

Selam ve dualarla…

Ramazan TOPCAN

Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Paylaş
23 Kez Görüntülendi
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

medyum izmir