Türk Porno Maltepe Escort Pendik Escort Maltepe Escort maltepe escort Porno izle Escort istanbul izmit escort escort izmit izmit escort escort ataşehir bayan escort erotik hikaye escort pendik Ümraniye Escort Escort Ümraniye
Hoşgeldiniz  
Son Dakika
buca escort izmir escort bodrum escort bayanlar bursa escort izmir escort bodrum escort izmir escort bayan izmir escort antalya escort

İKTİSADİ KALKINMANIN TEMELİ “KÜRESELLEŞME” DE Mİ?… MİLLİ ÜRETİMDE Mİ?…

03 Temmuz 2017

İKTİSADİ KALKINMANIN TEMELİ “KÜRESELLEŞME” DE Mİ?… MİLLİ ÜRETİMDE Mİ?…

İKTİSADİ KALKINMANIN TEMELİ “KÜRESELLEŞME” DE Mİ?… MİLLİ ÜRERTİMDE Mİ?…

Dünyamız hızla, onu döndüren (!) büyük güçlerin elinde “küreselleşme” denilen tek bir uygarlık, tek bir siyasi ve iktisadi birliğe doğru sürüklenmektedir. İletişimdeki baş döndüren gelişmeler ülkelerin sınırlarını kaldırıyor; her alanda bir “monopol” anlayışı hakim kılınmaya çalışılıyor.Dünya, güçlü olanın ayakta kalacağı bir sisteme gidiyor.

Ama ne var ki, küreselleşme ulus-devletleri parçalayan, ulusların kaynaklarına el koyan, onları köleleştiren ve onlara kendilerine ihsan edecekleri kadar bir yaşamı öngören kapitalist- emperyalist devletlerin bir dayatması olarak karşımıza çıkıyor.İMF, Dünya Bankası gibi uluslar arası kuruluşlar ekonomik alanda, AB, Nato, BM gibi kuruluşlar da daha çok siyasi, askeri amaçlarla bu devletler tarafından bir araç olarak kullanılıyor.Güçlü propoganda araçlarına sahip olan bu güçlerin dünyada “siyahı beyaz” göstermede ve halkları ikna etmede çok etkili olduklarını da eklemek gereklidir.



Yani, küreselleşme, halkları birbirine düşman eden, kaynaklarını sömüren, siyaseten himayeciliği teşvik eden 21. yüzyılın büyük güçler tarafından ortaya atılan yeni bir emperyalizm türüdür.En büyük düşmanı da ulus- devletlerdir.

Yaşı 40’ın üzerinde olan insanlarımız daha İlkokul sıralarında, cumhuriyetin temel ekonomik felsefesinin bir ürünü olarak “yerli malı” kullanır, kullanılması teşvik ederlerdi. Bu ulusal gelenek daha uzun yıllar halk tarafından samimiyetle benimsenmiş ve samimiyetle uygulanmıştır. 80. yılını kutladığımız cumhuriyetin ilk günlerinde memleket savaştan yeni çıkmış, her taraf zarar görmüştü. Her şeyden önemlisi yoksulduk… 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi’ni toplayan Mustafa Kemal, yurdun bağımsızlığının korunmasını ve yerli malların üretilmesini ve kullanılmasını kararlaştırdı..

Dönemin Başbakanı İsmet İnönü 12 Aralık 1929 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmasında, ekonomide yerli malların kullanımından ve tutumlu olmaktan bahsetti.. Bu tarihten sonra da Aralık ayının ikinci haftası “Yerli Malları ve Tutum Haftası” olarak uygulanmaya başladı.

80 yıl sonra kamu ve özel sanayinin yukarıda bahsettiğimiz kuruluşlar aracılığı ile yeni bir Duyun-ı Umumiye bataklığına saplandığını görmek ne yazık ki insanlarımıza acı veriyor.

Atilla İlhan 13 Aralık 2000’de Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde yazmış. Yazısında, “Amerikan Malı Al” Örgütünün başkanı olan birinin söylediklerine değiniyor. Yazısında, bu kişinin yerli malı kullanılması ile ilgili görüşleri iki grupta topladığını, bunların birincisinde, Yabancı malların alımının ve kullanılmasının hiç de vatanseverlik olmayacağını yazdığını; ikinci görüşte de, özgür bir ülkede yaşayan insanların her türlü malı serbestçe alabileceklerini, her türlü şeyi yapabileceklerini, kullandıkları malların nereden geldiğinin önemli olmadığını belirtir.

Elin Amerikalısı ikinci görüşün çok tehlikeli olduğunu savunarak özellikle şu görüşleri açıklıyor. “….. ikiyüz yıldır ulusal piyasamız farklı kültür, uygarlık ve düşüncedeki ülkelerin mallarına açıktır.Tarih bize açıkça gösteriyor ki bunun bize hiçbir dönemde faydası olmamıştır.Hatta bir çok yabancı firma bizim bu nezaketimizden yararlanarak, iç piyasamızın belli bölümlerine el atmaya başlamıştır.Bu yanlışlıklar sürüyor. Bu yüzden de elektrik, otomotiv ve makine aksamı gibi bir çok kritik üretim sahasında imkanlarımızı yabancı devletlere kaptırdık…”

Amerikalı yurtsever bu kadarına yakınıyorsa… Biz ne kadar yakınsak acaba!….

Amerikalı devam ediyor; “ …bir çok yurttaşımız kendi mallarımızın kalitesini beğenmiyor. Bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir.Aksine en iyi fiyatla satılan, gayet kaliteli mallar üretiyoruz. Ayrıca kendi mallarımızı da alırsak bu sayede okul, köprü, polis ve İtfaiye; ayrıca sosyal güvenlik ve halk için, yeni iş imkanları sağlamış oluruz…”

Toplumumuzdaki yabancı patentli mal kullanımı hastalığını gördükçe etiketlerde, tabelalarda, binlerce yabancı kelimeleri gördükçe bizim Amerikalıdan daha fazla bağırmamız gerektiği açık sanırım…

Yerli sanayilerini yabancılara kaptırdıklarını iddia eden Amerikalı sonuç olarak şöyle diyor; “ …ülkemiz çalışmaktan vazgeçmeye başlamıştır. Hızla hiçbir şey satamayan bir ülke konumuna düşmekteyiz. Yakında bir şey satın alabilmemiz için, satabileceğimiz tek şey topraklarımız olacaktır…..”

Amerika’nın Orta Asya’da ve Orta Doğu’da oynadığı oyunların nedeni de bu olsa gerek…

Ülkemiz sanayisinin ve ekonomisinin Amerikalının yakınmasına göre çok daha fazla yabancıların tekelinde olduğu aşikardır. Bir yanda yabancı sermaye adı altında ülkenin kaynaklarının elden çıkması, tekelleşmenin yaratılması,kar eden kuruluşların özelleştirme adıyla elden çıkartılması, İMF, Dünya Bankası gibi uluslar arası sömürü kuruluşlarının sunduğu ekonomik reçetelerle ülke tarımının felç edilmesi, bunlara açık örnekler değil midir?

Diğer yandan bir tarım ülkesi olarak sahip olduğumuz tarımsal ürünlerimizi verimli kullanamıyor, yeteri derecede pazarlayamıyorsak tarımda da çökmemiz yakındır. Gazetelerden okuduklarımıza bakılırsa; Türkiye’de yemek sektöründe Fransız “Sodexho” ve İngiltere’nin “Composs” ortaklıkları hakimdir. Şişe sularında, yoğurtların üzerinde “Danone” markası suyu ve sütü kendi ellerimizle paketleyemediğimizin, satamadığımızın göstergesi değil mi? Domatesi, patatesi, soğanı vs.. gibi tarım ürünlerimizi kendimiz değil, “Carrefour”, “Metro” gibi yabancı tekeller pazarlamıyor mu? Çaylarımızı Lipton; ekmek arası döneri, hamburgeri “Mcdonald’s” satmıyor mu?

Bankacılıkta yerli bankalar çökertilirken, HSBC gibi, Kuveyt Finans, Al Baraka gibi kurumlar finansal faaliyetleri yürütmüyor mu?

Sonra da güçlü zengin, gözü yabancı markalarda olan halkım yerli malı beğenmiyor, işadamı, sanayici, üretici, tüketici hep birlikte yabancıya çalışıyoruz… Sonra da işsizlikten, yoksulluktan, üretimsizlikten yakınıyoruz.

Oysa elinde avucunda olmayan genç cumhuriyet nesilleri yerli ve milli bir sanayinin kurulması için, yöneticileri, yazarları çizerleri, öğretmenleri ve öğrencileriyle toplumda bir “yerlilik” bir “millilik” bilinci yaratmaya çalışmışlardı.



“Ne cici kumbaram var / salladıkça şıkırdı. / İçinde para dolu/ Kuruşla lira dolu /Verince babam bana / harçlığımı harcamam / Üç beş kuruş yemişe / üç beş kuruş bu işe / Geçince biraz Para / para dolar kumbara..”

şairlerin, yerli malları kullanmayı özendiren, tutumlu olmayı öğütleyen şiirleri bu kadar da değildi. “ Amasya’nın elması / Zile pekmez çalması / Sivas’ında Kıyması / Yesem amma.. yesem amma…Daha güçlü olmak için / Daha özgür olmak için /Mutluluğu bulmak için / yerli malı kullanalım…

okullarımızda kutlanan bu haftada öğretmenlerimiz çocuklara şu atasözlerini açıklayan kompozisyonlar yazdırırlardı. “Ak akçe kara gün içindir”, “Ayağını yorganına göre uzat” “Damlaya damlaya göl olur”, “Sakla samanı gelir zamanı” , “Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı”, “yerli malı yurdun malı her Türk onu kullanmalı” vs…

Çocuk yaşlarda iyi niyetlerle verilen bu tutumluluk ve yerli malı kullanımı alışkanlığı ileriki yaşlarda ne yazık ki terk ediliyor..

Evet… Türkiye liberalleşiyor… Türkiye küreselleşiyor….Ekonomi özelleşiyor… Bütün bu söylemlere rağmen Türkiye sömürgeleşiyor… Ulusal gücünü, onurunu, ruhunu eritiyor… nesi var nesi yok yabancılara teslim ediyor…Geçmişte kalan güzel uygulamalar ne yazık ki modası geçmiş, eskimiş kavramlar olarak topluma sunuluyor.

Oysa her zaman geçerli olan akçe üretmekten geçiyor. Çalışmadan öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamayı alışkanlık haline getiren toplumlar günü gelince önce haysiyetlerini,onurlarını sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.

Netice olarak hala ulusal bir mücadeleyi akıl edemiyor, bizi sömürenlerin bizi kurtaracağı hayalleriyle yaşıyoruz.

Seyithan ALTAŞ

Paylaş
35 Kez Görüntülendi
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

medyum izmir