Hoşgeldiniz   brazzers porno
Son Dakika

Bu Putu Taşlayın !

04 Ağustos 2017

Bu Putu Taşlayın !

Gideceği yolu bilmeyenler, kıblesini henüz tayin edemeyenler, tali yollarda tökezleyip benlikleri ayaklarına dolananlar ve kalpleri kibirden nasır tutmuş olanlar bir “keşke gününe” kadar köleliğinin gölgesinde hayat süreceklerdir.

Gönül ustasının çekicinde dövülüp, örsünde şekle girmek için yapılan çağrıya kendisini üstün görüp kulak tıkayanlar ve kendi benliğini alt edemeyenler pişmanlık duyacağı ana kadar ömür tüketeceklerdir.

“Sen sende oldukça ve sen kendine taptıkça, senden sana yol vermezler. Senin varlığın ve kendini bir şey sanman sende bulundukça, huzuru bulurum zannetme. Çünkü sen hâlâ benlik putuna tapmaktasın.” mesajına umarsız olan nice insanlar ne büyük bir yanılgı içindedirler…


Bir şey olmayı beceremediği halde her şey ve her yerde olanlar benlik putunun gölgesine seccade serip saf tutanlar ve katılaşmış benliğinin avlusuna tohum ekip umanlar; gerçeğin farkına gün ağarınca varacaklardır.

Hazret-i Mevlânâ:

“Birisi, bir dostun kapısını çaldı. Dostu içeriden;

–Kimsin? Diye seslendi.

Kapıyı çalan;

–Benim. Deyince, dostu;

–Öyleyse git! Senin için henüz içeri girme zamanı değildir. Böyle manevi nimetler sofrasında ham kişinin yeri yoktur. Dedi.

Adam; kapıdan döndü, tam bir sene yollara düştü, dostunun ayrılığı ile yandı, yakıldı. O yanık âşık; ayrılık ateşi ile pişerek döndü geldi, dostunun evi etrafında yine dolaşmaya başladı. Ağzından, sevgili dostunu incitecek bir söz çıkmasın diye, bin bir endişe içinde ve yüzlerce defa edep gözeterek kapının halkasını yavaşça vurdu. Dostu içeriden;

–Kapıyı çalan kimdir, Diye seslendi.

Adam;

–Ey gönlümü almış olan! Kapıdaki de sensin. Cevabını verdi.

Dostu:

–Mademki ‘Sen’,Ben’sin. Ey ben olan, benden ibaret olan, haydi gir içeri! Bu ev dardır; bu evde, iki beni alacak yer yok­tur. İğneden geçirilecek bir iplik ayrılır da iki iplik olursa yani ucu çatallaşırsa iğne­den geçmez. Mademki sen tek katsın, birsin; gel bu iğneden geç, dedi.”

Hazret-i Mevlânâ bu olayı anlatıp sözlerine şöyle devam eder:

“Ey nefsindeki benliği alt eden kişi! Gel, içeri gir. Sen, artık bahçedeki dikenler gibi gülün zıddı değilsin! Sen şimdi güllere şâh olansın!

Nefsini alçak gören kişiye, ne mutlu! Kendini üstün gören kimsenin de vay hâline! Şunu iyi bil ki; bu kibir kahredici bir zehirdir. Ahmaklar, bu zehirli şarabın sarhoşu oldukları için kendilerinde varlık hissederler. Bahtsızın biri bu zehirli iksirden içerse neşe ile bir an başını sallar. Sallar amma biraz sonra da insanlığa veda eder, rezil olur.


Ey doğruluktan sapmış kişi! Büyüklük taslamak, kibre ve gurura kapılmak, odunun üzerine ateş koymak gibidir. Böyle bir ateş üzerine sen nasıl gidiyor da kendini ateşe atıyorsun?”

Bir çağ ki benlik kapısının ardına kadar açıldığı bir çağ… Çaldığı kapının ardından; “kimsin” diye soran kişiye “benim” demekten imtina edilmeyen bir çağ…“Benliği” üstün tutan her çağrıya kulak verenlerin: “Kendini keşfet, gerçek gücünün farkına var; içindeki çocuğu serbest bırak; kendini sıfırdan yarat” öğretileriyle dünyanın ışıksız koridorlarına mahkûm edilmiş olanların çağı…

“Ben, ben” denilip bencilliğin zirve yaptığı; inanç ve bağlılığın, bütün değerlerin ve ortak geleceğimizin heba edildiği çağ…

“Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun,
Assı ziyandan geçtim, dükkânım yağma olsun.
Ben benliğimden geçtim, gözüm hicabın açtım,
Dost vaslına ulaştım, gümânım yağma olsun.

Hakkâkından yoksun kalındığı bu çağda;

İlahî bir aşk ver bana kandalığım bilmeyeyim
Yavu kılayım ben beni, isteyu ben bulmayayım
Al gider benden benliği, doldur içime senliği
Bu dünyada öldür beni, varıp anda ölmeyeyim.”

diyerek benlik zindanında nura ulaşmak için çaba sarf edilmelidir. Eşrefi mahlûkat yazılsa da levhi mahfuzda kimliğe; İnsan, gerektiğinde kendi avlusunda bir darağacı kurmalı. Her bir gösterişte, her bir riyâya daldığında kendi “ben”ini avluya, bir mahkemenin önüne getirip sanık sandalyesine oturtmalı, yargılayıpdarağacına asarken diyebilmelidir ki:

Bağladım nefsimi zincir yulara
Dünyayı duvara astım; gel de gör.
Rahatı huzuru attım kenara
Çileyi bağrıma bastım; gel de gör.

Sonu hatırladım, ilki duyunca
Kula kul olmadım ömür boyunca

Hakkın zehirini içtim doyunca
Batılın balına kustum; gel de gör.

Ülfetim olmadı iriler ile
Ağıla girmedim sürüler ile
Ölümden korkmayan diriler ile

Selâmı, sabahı kestim; gel de gör.

Aşk ceylanı emzirince sütünü
Taşa çalıp, kırdım benlik putunu
Düşmanımdır inkârcının bütünü

Allah dostlarıdır dostum; gel de gör.

Bir daha geri dönmemek üzere karar verip, içindeki şeytanı taşlamalı. Eğmeli başını gökten toprağa eğilen güneş gibi. Toprakta bir gölge olmalı, gölgede hiç!

Yıkmalı içindeki putları. Kendinden kaçıp kendini bulmak, kendinden uzaklaşıp yine kendine yaklaşmak için elleri semaya açıp yürekteki Kâbe’ye varılmalıdır.

Halil PEHLİVAN

 

Paylaş
1.130 Kez Görüntülendi
Etiketler:

Yeni Yorumlar Kapalı.

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

Sitede yayınlanan yazılar ve yorumlardan yazarları sorumludur. Yayınlanan yorumlardan www.rizeninsesi.net sorumlu tutulamaz. ) Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Sitemizde yayınlanan haber, köşe yazıları ve fotoğraflar izin alınmaksızın kaynak gösterilse dahi, herhangi bir ortamda kullanılamaz ve yayınlanamaz.
Reklamı Gizle