Hoşgeldiniz   brazzers porno

FAYDASI YOK, VAZGEÇTİM!!!

04 Eylül 2018

FAYDASI YOK, VAZGEÇTİM!!!

Üniversiteye ad önermekten,

FAYDASI YOK, VAZGEÇTİM!!!


 

Hatırlanacağı gibi, “…Şimdi, üniversite yönetiminden bu işin gerekçelerine, yasal dayanağına ve bunun günümüz akademik anlayışıyla bağdaşırlığına dair ayrıntılı açıklama bekliyorum… Gelirse ne âlâ; ona göre yazar, yorumumu yaparım. Haberde (Üniversite kampüsüne girişlerle ilgili vatandaşa yasak listesi!) bir yanlış varsa veya bizim bunu dile getirmekte bir kusurum olduysa düzeltir, özür dileriz. Ama gelmezse yapacağım şey; olayı evrensel akademik anlayış çerçevesinde, üniversiteye mal olmuş temel prensiplerle değerlendirmek ve kim ne hak ediyorsa -kelimesiyle, cümlesiyle, manasıyla- hakkını vermek olacaktır.” diyerek bitirmiştim “Eğer Bu Haberler Doğru İse Üniversitenin Adı Değiştirilmelidir!” adlı son makalemi… Yeni ismin ne olacağına dair teklifimi ise haberin doğruluğuna/yanlışlığına dair üniversite yönetimince yapılacak ya da yapılmayacak(!) açıklamaya bağlamıştım.


 

Tahmin ettiğim gibi, yazının muhatapları yine meydana çıkmadı, sütre gerisinde kalmayı tercih ettiler. Üniversite yönetiminden ne bir ses ne bir seda!.. Siyasilerden, STK’lardan, akademik camiadan da öyle!

Oysa ben yapılacak açıklama çerçevesinde meseleyi temelinden ele alacaktım ve;

Çağdaş üniversite anlayışının ne olduğundan ve onun klasik medreseden olan farkından, öğretim üyelerinin her türlü güç odağından özgür bir konumda olması gerektiğinden, bu özgürlüğün sınırlarının yaşam tarzı tercihlerini de kapsadığından, yani “Magna Charta Universitatum”dan bahsedecek, “Kırmızı Çizgi YÖK” adlı kitabımda belirttiğim üzere “Bu özgürlüğün en büyük teminatının öncelikle toplum olarak haklarımızın neler olduğunu bilmemiz ve bu hakların sağladığı yararları düşünerek korumak için çaba göstermemizdir.” diyecektim…

Bu bağlamda, özgürlüğün felsefi teorisyenlerinden Humboldt’un “İnsanoğlunun gerçek amacı, yani ebedi ve değişmez akli ilkeler tarafından salık verilen ve geçici arzularca belirlenmeyen amacı; kemale erinceye kadar kendi güçlerini en üst düzeye çıkaracak şekilde gerçekleştirmektir. Bunun gerçekleşmesi için özgürlük, en başta gelen ve onsuz olmaz koşuldur” dediğinden bahsedecektim…

Üniversitelerin çevre ve toplumla bütünleşmesinin önemini vurgulayacak, bir üniversitenin gücünün, mensuplarının düşünce zenginliği, sahip olduğu kültür, ürettiği akademik değerler, oluşturduğu gelenek-tarz-imaj-marka ve toplumsal fayda ile ölçülmesi gerektiğini anlatacaktım… Ve tabii bu bağlamda azıcık da Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinin Rize’ye bu hususlarda neler kattığından ya da katamadığından söz edecektim…

Bilimin ve üniversite kavramının evrenselliğinden, akademik etikten, bilimsel namustan, vizyondan, misyondan girecek, üniversitelerimizdeki yerelleşmeden, çoraklaşmadan, itibar kaybından, idare etmedeki temel yanlışlardan, yasakçılıktan, kayırmacılıktan, mobingden çıkacaktım…

Ve en sonunda, mezkur yazıda söz verdiğim üzere Rize’deki tek üniversitemiz (RTEÜ) için, özellikle de yöneten erkin şahsiyetine ve yönetim anlayışına uygun bir isim(!) ve amblem önerecektim, lakin …


 

Dün akşam yıllardır görüşmediğimiz bir rektör arkadaşla sohbet ettik… Anlattıklarından sonra bütün bu yazacaklarımdan vazgeçtim! Zira bir kez daha şuna inandım ki Anadolu’muzdaki deyimiyle “Böyle başa böyle tarak.” veya “kel başa şimşir tarak!?” söylemi ve de Kur’an’daki “Siz ne halde iseniz başınıza o şekilde idareciler gelir. Bir topluluk kendini

düzeltmedikçe, Allah(C.C.) onların halini düzeltecek değildir.” kutsal düsturu noktasıyla, virgülüyle, ünlemiyle, tırnağıyla ayn-el yakin, ilm-el yakin ve Hakk-el yakin doğrudur.

O rektörün ve üniversitesinin adını vermeyeceğim ve hatta aşağıdaki parantez içlerini bile doldurmayacağım tabii. Yerin kulağı var ve böyle, hem “düzene aykırı” hem de “icazetsiz” konuşanlar için ellerindeki “devlet sopası” hazır çünkü… Yani durum, bir türlü denk gelip de “Radyom Dostları”nda paylaşamadığım türküdeki gibi:

Asmadan gel asmadan

Fistan giyer basmadan

Kalk gidelim sevdiğim

Devriyeler basmadan

İşte o konuştuklarımızdan birkaç not:

Üniversitemiz 2016 yılında (…), (…), (…) alanlarında “Pilot Üniversite” ilan edildi. Yani bu alanlarda Türkiye’de tek söz sahibi biz olacaktık; araştırmaları biz yapacak, projeleri biz üretecek, sanayici ya da devlet bir yatırım yaparken bize soracaktı filan… Bunlardan ikisini, bugüne kadar hiçbir öğrenci tercih etmedi! Bir tanesine ise geçen yıl bir tek öğrenci başvurdu! Bu sene, sanayiciden aldığımız destekle 10 öğrenciye tam burslu kontenjan açtık ve şimdi bizi tercih etmelerini bekliyoruz…

Şöyle devam etti konuşmamız…

– Hocam, bana öğretim elemanı lazım! Kimseyi bulamıyorum. Çok sıkıntım var. Yok mu tanıdığın, tavsiye edebileceğin birileri?

– İyi de dostum, o bahsettiğin alanlarla benim alakam yok ki? Nerden adam bulayım sana!? Hem madem öğretim üyeniz yoktu, niye açtınız o bölümleri?

– Hocam, benden önce açılmış. Yukardan öyle uygun görmüşler herhalde!.. Ama ben sadece o bir öğrencimizin olduğu bölüme istiyorum zaten.

– Diğer iki bölüm ne olacak?

– O bölümler, öğrenci tercih etmediği için kapandı?

– Hay Allah! Pilot, milot kalmadı yani!? Peki, oradaki öğretim üyeleri!?

– Hocam zaten, yoktu ki? İki üç kişi vardı. Onların da üçünü toplasan…

– Valla hayret!.. Ne diyeyim, Çemişkezek’te bile üniversite açan anlayışın ülkeyi ve üniversiteyi getirdiği durum bu!? Kusura bakma ve sanki siyasi bir muhalif gibi konuşuyorum sanma ama mesele bilim, üniversite ve ülkemizin geleceği ile ilgilidir; Bakkal dükkanı açar gibi her ile üniversite açarsan sonuç böyle olur. Bunun için MEB’de, müsteşar yardımcılığım sırasında çok mücadele verdim ama siyaset “Biz her ile üniversite açtık” demek istiyordu!..

– Abi, bana dekan olacak biri lazım, hiç olmazsa onu bulsan! Sizin meslekten, tıpçı yani. Temel bilimci olsun, fizyoloji dersi de verebilsin.

– Var bir tane ama doçent! Senin için fark etmez, değil mi? Dekan vekili olarak atarsın, işini görürsün yani.

– Hocam olmaz. YÖK asaleten istiyor!

– iyi de kardeşim bu YÖK dediğin kurum 2016 Temmuzundan beri, yani darbe teşebbüsünden bu yana, bütün asıl dekanları bile vekilliğe çevirmemiş mi idi?.. O kadar söyledik “bu arkadaşlar kendilerini emniyette hissetmiyorlar, iş yapamıyorlar. İki sene geçti aradan, artık şunları asalete çevirin” diye. Ama kılını kıpırdatmadı. Ben de Rize dekanlığında 13 ay vekaleten bulundum ve vekil olduğu için de hukuken kendimi savunamadım. Bu sebeple ve imkanla(!) bir günde işimi bitirebildiler! Yani, amiyane tabirle işin puştluğunu yapabildiler!..

– Değerli abim, anlıyorum, geçmiş olsun da şimdi… Avrupa baskı yapıyormuş, YÖK’e “üniversite anlayışında geri bir uygulama” diyormuş bunun için..!

Neyse… Uzatmayalım. Yükseköğretim dünyamızda ahval ve şerait böyle…

Şimdi ben RTEÜ’den ve yukarıda bahsettiğim evrensel üniversite değerlerinin temel dinamiklerinden niye bahsedeyim ki? Etkin konumda olanlardan kim ne anlayacak ya da anlasa da kim kale alacak, neyi değiştirecek, değiştirebilecek? Yazdıklarım, saçma sapan birtakım kiralık insanların sözde yorumlarına (adam gibi yorum değerlendirme yapanları tenzih ederim) ve bazı mihrakların bunları takiple sözde suç unsuru elde etme gayretlerine yaramaktan ve sonuçta canımı sıkmaktan başka ne işe yarayacak???

Ama yine de… Her şeye rağmen, önceki makalemde verdiğim sözü yerine getirmek babında, içimden, “Eğer üniversite böyle mevcut ismine halel getirecek uygulamalara devam edecekse adı RHKÜ (Rize Hüseyin Karaman Üniversitesi) olsun. Amblemi de yörenin sembolü olan çay yaprağı ile birlikte bu adın üçüncü harfiyle müsemma olsun! Böylece yapılan yanlışlar, ayıplar başkasının değil yapanın hanesine yazılmış olur!” demek geliyor ama demeyeceğim.

Neme gerek?.. İsmine halel geliyorsa veya geldiğine inanılıyorsa Sayın Cumhurbaşkanımız bunu kendisi düzeltsin; seçen o, atayan o. Ben kendilerine, daha önce, üniversite ve bu erk hakkında gerekli bilgilendirmeleri en açık bir şekilde yapmıştım. Bunları “KÜLLİYE 53” adlı kitabımda da yazdım, burada tekrar edecek değilim. Merak edenler bir iki hafta daha sabretsin… Yani zat-ı âlileri meseleyi sorun etmiyorsa, ismine halel geldiğini düşünmüyorsa, seçtiği siyasiler (vekiller ve diğerleri) atadığı yüksek bürokratlar da bunu görmezlikten geliyor ve zararsız buluyorsa ve de sevgili Rizeli hemşerilerim bu durumlardan rahatsızlık duymuyorsa ben ne diye (daha fazla) kendimi paralayayım ki? At binenin, kılıç kuşananın!


Kim tutar seni be küheylan, topukla gitsin!..

Evet, makalenin özüne ait satırlarım bu kadar…

Bitirmeden önce, ilim ve hikmet sahibi okuyucularımdan özür dileyerek yorum yapan bazı kişilere bir not iletmek istiyorum: Bazen bir ünlem-tırnak işareti-virgülün bir kelime, deyim ya da tümcenin anlamını tamamıyla değiştirdiğini veya mecaza çevirdiğini, hastalık-ölüm-felaket-savaş gibi çok olumsuz durumları bile şakaya, ironiye, hicve, mizaha tebdil edebildiğini bilmek ve makaleyi ona göre değerlendirmek gerekiyor!!! Onlardan bir de ricam var; lütfen yazdıklarımı veya konuştuklarımı, herhalde Rize’nin rektörlüğünü veya milletvekilliğini dünyanın en büyük değer-makamı olarak bildiklerinden olsa gerek, bunlara aday olduğuma filan bağlamasınlar, seviyeyi bu kadar düşürmesinler. Bunlar için hiçbir zaman herhangi bir teşebbüsüm olmadı. Bunu defaatle, makalelerimde ve TV’lerde, belirttim.

Yazımızı, “gün gelir herkese lazım olur” müdebbirliğiyle, çok bilinen “Sarıkızı vermeyecektik!” benzeri olan ama daha az bilinen güzel bir “düşündürmece-gülmece” ile bitirelim:

…Biri Türk, biri Kürt, bir diğeri de Ermeni (papaz) olan üç arkadaş bir yaz günü yaya yolculuğa çıkmışlar. Dayanılmaz sıcakta iyiden iyiye susamışlar…

Etrafta su filan yoktur ama üzüm bağlarının da en olgun zamanıdır. “İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın” diye girmişler bir bağa ve “kaç paraysa veririz” diyerek başlamışlar yemeye.

Derken bağın sahibi gelmiş. Bir de ne görsün… Üç kişi oturmuş, bağa öyle bir yumulmuşlar ki üzümünü bitirecekler. Kan beynine sıçramış birden.

Birine bakmış, kıyafetinden Ermeni ve papaz olduğu belli. Diğerine bakmış, konuşmasından Kürt olduğunu anlamış. Üçüncüsü ise bildiğin bir Türk’tü…

Bağcı güçlü bir adam ama gözü üçüyle birden dalaşmayı yememiş. Önce, dönmüş Ermeni’ye;

“Bak bu adam Türk, yesin malımı. Benim kanımdandır. Helali hoş olsun. Bu da Kürt’tür o da din kardeşimdir. Ona da helâldir bağım. Ama sen ne hakla yiyorsun benim üzümü mü? Hem de papazsın!” demiş.

Bu laf, sorumluluktan kurtulan Türk’ün de Kürt’ün de hoşuna gitmiş, hiç müdahil olmamışlar. Adam, papazı bir güzel dövmüş, iki seksen uzatmış yere…

Bağcı biraz sonra Kürt’e dönmüş. “Tamam, sen Müslümansın, anladık da niye bağıma izinsiz giriyorsun? Bu adam benim kanımdandır, yediyse afiyet olsun. Çünkü o Türk’tür; kardeşimdir.” diyerek onu da bir güzel pataklamış, yere serivermiş. Türk uzaktan sakince seyretmiş olayı…

Türk tam “ben sıyırdım” diye düşünürken adam ona dönmüş ve “Tamam anladık Türk’sün, aynı kandanız, aynı dindeniz ama sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi behey densiz?” demiş ve girişmiş elindeki sopayla adama…

Odun darbesiyle yere düşüp baygın halde yuvarlanan Türk, kendine geldiğinde başını kaldırıp Kürt’e bakmış ve

“Biz” demiş…“papazı dövdürmeyecektik.”

Prof. Dr. Şaban ŞİMŞEK

Paylaş
785 Kez Görüntülendi
Etiketler: , ,
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

FAYDASI YOK, VAZGEÇTİM!!! için 20 Yorum

  1. osman ardesen dedi ki:

    hocam diline, kalemine kuvvet selamlar……..

  2. Ahmet Yıldız dedi ki:

    Rizenin yöneticileri siz “DİPDİRİ MEYYİT” mi oldunuz? Bu kadar sessiz yaprak sallanmayan başka bir il var mı acaba? Yoktur muhtemelen… Yazıklar olsun size…

  3. MEHMET KAYA dedi ki:

    RİZE BU YÖNETİCİ KADRO İLE ÇOK DAHA SÜRÜNÜR. ŞABAN HOCA KONUŞUYOR KONUŞUYOR KONUŞUYOR, FAKAT İTHAM EDİLEN CENAHTAN HİÇ BİR SES YOK. HADİ ORDAN YOK RİZEMİZİN YERLİ STK’LARINDAN, SİYASETÇİLERİNDEN BİLE HİÇBİR SES SEDA YOK. CİDDEN ŞAŞIRMAMAK ELDE DEĞİL

  4. Kazım Yeşil dedi ki:

    “Kazım Yeşil kardeşim,sen ne morarmaz bir yüze sahipsin?”, “Kazım Yeşil kardeşim,az demişim size. Yüzünüz morarmadığı gibi beyninizle ilgili de bir sorunumuz var sizin.”, “Size tavsiyem,ara sıra bulunduğunuz ortamın pencerelerini açın ki oksijenden yeteri kadar sizde istifade edin”

    Bunlar sizin yazdığınız cümleler. Bunları yazarken “Kardeşim” diye hitap etmeniz, sarf ettiğiniz sözleri hakaret sınıfından çıkarmıyor. Size yönelik bir şey demediğim halde bana takındığını tavır, tercih ettiğiniz üslup bu!

    Hala bunların hakaret içermediği kanaatindeyseniz misliyle size iade ediyorum sözlerinizi.

  5. Recep KOYUNCU dedi ki:

    Kazım Yeşil kardeşim,size hakaret falan etmiyorum.Her yazdığım yorumda size kardeşim diye hitap ettim.Ama Allah aşkına mahkemeye intikal eden bu olaydaki delilin burada yayınlamasını istemeniz nekadar doğru? Ayrıca bilmediğiniz ve müdahil olmadığınız bir olayda hemen savunmaya geçmeniz nekadar doğru?Yerim ve adresim belli,buyrun gelin çayımı için ve size olayı anlatayım.Belki medeni cesaretinizi takınırsınız da beraber kampüse gideriz,olmaz mı?Hakaret falan yok ve öyle algıladıysanız da özür dilemesini bilirim.

  6. Kazım Yeşil dedi ki:

    Editör tahmin ettiğim gibi! Bana edilen hakaretleri yayınlayın, benim hakaret içermeyen yorumlarımı yayınlamayın. Rize’nin yüz karası olmaya devam edeceksin rizeninsesi.net!

  7. Rizeli dedi ki:

    Sayın Anzerli Bey,

    Reis atadı ama ne bakanlar ne valiler ne belediye başkanlarını kulağından tuttuğu gibi salladı. Bunu da unutmayın…

  8. Rizeli dedi ki:

    Recep Bey, bu Kazım’la ne atışıyorsunuz. Kim/Kimin adamı olduğu belli. Aklınca burada manupülasyon yapıyor. Boş verin ciddiye almayın…
    Rektör’ün bir T.C. vatandaşını almama gibi yetkisi var mı? Anayasaya aykırı değil mi? Üstelik bir kamu görevlisini nasıl almaz. Böyle bir yetkisi olduğunu sanmıyorum. Recep Bey, konuyu ilgili mercilere ve YÖK’e şikayet edin. O Listeyi bende merak ediyorum. Site yönetiminden ricam konuyla ilgili haber yapıp listeyi paylaşır mı?

  9. MUSTAFA SEMİH ARICI dedi ki:

    Rizeliyim.Merkez Bankasından yönetici olarak emekli oldum.Ayrıca on kitabı olan bir yazarım.İktisat mezunuyum ama herhangi bir akademik kariyerim yok. Ancak gerek Merkez Bankacılığı ve gerekse teknoloji geliştirme ve gelecek bilim alanında doktoraya yakın bir bilgi birikimim var.Ayrıca bu konularda Kocaeli Üniversitesinden Prof.Dr.Vasfi Haftacı ile birlikte bir kitap yazdık. Bu nedenle eğer uygun görülürse üniversiteniz İBİF’te öğretim görevlisi olarak çalışabilirim..İlgililerin dikkatine..Saygılarımla..

  10. Kazım Yeşil dedi ki:

    Bu xdaha fazla tahammül edemeyeceğim için bu son mesajımdır. Tekrar ediyorum: İddianızı ıspatla mükellefsiniz. Aksi halde iddianız iftiradan öteye gitmez! Kendiniz çalıp kendiniz oynarsınız ancak!

    Editöre not: İlk yorumum herhangi bir hakaret barındırmadığı halde sansürünüze uğradı da bu Kütüphaneci kişinin hakaretleri neden denetimden geçmiyor acaba?

  11. Recep koyuncu dedi ki:

    Kazım Yeşil kardeşim,az demişim size. Yüzünüz morarmadığı gibi beyninizle ilgili de bir sorunumuz var sizin. İspat için belgeyi haber sitesine mi vermemiz gerek? Her okuduğunuz haberin belgesini o haberde mi görüyorsunuz siz? Hem üslubum hakkındaki yorumunu da içler acısı. Üslubum bozuk diye kampüse girmeyecek milim öyle mi? Size tavsiyem,ara sıra bulunduğunuz ortamın pencerelerini açın ki oksijenden yeteri kadar sizde istifade edin. Beyin için çok faydalı bir durumdur bu. Faydasını görürsünüz,eminim.

  12. Kazım Yeşil dedi ki:

    “Uslub-u beyan, ayniyle insan!”

    Ne güzel demiş büyüklerimiz değil mi Recep Bey! Bu üslupla sizi üniversitenin kapısından geri çevirmişlerse doğru bir iş yapmışlar! Ortada size yönelik bir itham, sataşma yokken takındığınız tavra bakın!

    Yine söylüyorum! İspat iddia edene düşer! İddianızı delillendirmediğiniz müddetçe ancak ve ancak komik duruma düşersiniz, gerisi boş laf!

    Madem ki belgeniz var bana gönderme sevdasına kapılmayın, buyurun site emrinizde zaten, oradan yayınlayın ki herkes görsün, bilsin.

  13. anzerli dedi ki:

    herşeye rağmen reisimiz rektör beyi atadımı*atadı istediğiniz kadar eleştrin yazın.sonuç bu

  14. Recep KOYUNCU dedi ki:

    Kazım Yeşil kardeşim,sen ne morarmaz bir yüze sahipsin?O listedekilerin birinci sırasında ben varım.Ben alınmıyorum o kampüse.Belgesi bende.Ama çok iddialı isen bana yer ve zaman gösterde beraber bir gidelim şu kampüse.Savunduğun nedir ki senin?Delili paylaşmamış da yok bilmem ne?Yahu biraz insaf be kardeşim biraz yani.

  15. Rizeli dedi ki:

    Sayın Kazım Yeşil kardeşim. O listeyi görmek istiyorsan meil ya da telefon numaranı yaz sana çarşaf gibi listeyi göndereyim.
    Bu liste herkeste var: sende mi Yok? Watsapp tan göndereyim sana. Telefonunu yazman yeterli. Hemen suçlama. Kimse ezbere yazı yazmaz. Selamlar.

  16. haluk dedi ki:

    haklısınız hocam. bunlar kendilerine bakmaz, başkalarının Müslümanlığına laf söylerler birde. kendileri altınlarının zekatını vermemek için gider mal mülk alırlar sonra da başkalarının Müslümanlığıyla uğraşırlar.

  17. Kazım Yeşil dedi ki:

    Sayın Şimşek, siz önceki yazınızda iddia ettiğiniz hususlarla ilgili herhangi bir delil sundunuz mu ki bu iddianızın dikkate alınıp da cevaplanmasını bekliyorsunuz?

    “Üniversite kampüsüne girişlerle ilgili vatandaşa yasak listesi!” dediğiniz listenin nerede olduğunu, o listede hangi isimlerin yer aldığını söylediniz mi? En azından bu listenin bir fotoğrafını sundunuz mu? Hayır!

    Malumunuzdur: İddia edene delil, inkar edene yemin gerekir! Delilsiz bir iddianın nazara alınmasını beklemek abesle iştigaldir başka da bir şey değil!

    x

  18. Recep KOYUNCU dedi ki:

    Hocam hocam,güzel hocam.Şimdi hak verdiniz mi bana?Rizeli bütün bu olanlardan daha fazlasına layık.Biz böyle sürünerek yol alalım yeter.Kızın biri kocaya giderken çok ağlayıp sızlamış.Demişler ona ki çok ağladın,bari dönelim geri.Demiş ki hem ağlayalım hem gidelim.Aynı biz yani Rizeli.Arifin kahvesinde iyi dedikodu yaparız ama her gelene de ağam paşam demesinden geri kalmayız. Atın gerisindeki sinek gibi yaşarız ama mücadele etmeyiz,edeni de sevmeyiz. Maalesef durum bu hocam.

  19. Rocero dedi ki:

    Hocam düşünen,sorgulayan,faydalı olan,insiyatif kullanan adam istenmiyor.sadece üstten gelen talimatları kayıtsız şartsız yerine getiren,sadece kendilerine göre dava saydıkları yolda sorgulamadan oturduğu koltuğu işgal eden adamlar isteniyor.sen ağzınla kuş kapsam yok.istediğin kadar hakli ol,istediğin kadar doğruyu söyle…bende çapına göre vazgecenlerdenin.hocam sen bide hırsız yakalada gör.ben yakaladım en üstten en dibe kadar ordu Halinde,koro halinde üzerime çullandilar.nerye,kime şikayet edeceksin bozacinin şahidi şiraci.şiracinin sahidide bozacı…

  20. Tevfik Ağansoy dedi ki:

    Değerli hocam seni çok seviyoruz. Sen değerli bir bilim adamısın. Herkes senin makam ve mevkiye tenezzül edecek bir adam olmadığını biliyor. Birkaç yalaka istediği yorumu yapabilir. Fakat, hatayı kabul etmek de bir erdemdir. Siyasal İslamcılara güvenmekle hata yaptın. Bunların abdestsiz namaz kıldığını görmen gerekirdi. Görmedin ya da görmek istemedin.

    Selam ve dua ile…







EN ÇOK OKUNAN HABERLER

Sitede yayınlanan yazılar ve yorumlardan yazarları sorumludur. Yayınlanan yorumlardan www.rizeninsesi.net sorumlu tutulamaz. ) Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Sitemizde yayınlanan haber, köşe yazıları ve fotoğraflar izin alınmaksızın kaynak gösterilse dahi, herhangi bir ortamda kullanılamaz ve yayınlanamaz.
Reklamı Gizle