Hoşgeldiniz   brazzers porno

Çay Bu Hale Nasıl Geldi ?

24 Eylül 2018

Çay Bu Hale Nasıl Geldi  ?





ÇAY S.O.S VERİYOR 

ÇAY, ÇAY-KUR, ÖZEL ÇAY İŞLETMELERİ ÜZERİNE  

Öncelikle çayın Rize’ye gelişini sağlayanları şükranla anarak söze başlamalı.  

Çay sayesinde başta Rize olmak üzere Doğu Karadeniz insanı gurbetten kurtuldu ve kısa sürede yoksulluk elbisesini üzerinden attı. 

Bugün çay üretiminde ülkemiz yaklaşık 77.000 hektarlık üretimle dünyada Çin, Hindistan, Sri Lanka, Kenya ve Endonezya’nın ardından 6. sırada bulunmakta ve 760.000 dekar çaylık sahada yaklaşık 205.000 üretici çay tarımı ile uğraşmaktadır. Bölgede bu düzeyde yaygın ürün bulunmadığı için çay hala alternatifsiz üründür.





 

Alternatifsiz üründür ancak çayın aile bütçesine katkısı git gide azalmıştır. Gerek çay alanlarının yıllar içinde miras yoluyla bölünmesi, gerekse yaş çay taban fiyatının alım gücü olarak her geçen yıl erimesi nedeniyle artık çay, ek gelir durumundadır.  

Bu durum ise bölge halkının çaya olan ilgisini azaltmış, çay bahçeleri bölgedeki yarıcı denilen fakir ailelere verilmiş, artık o aileler de çaydan geçim sağlayamadıkları için topladığı yaş çayın ancak üçte birini mal sahibine vermektedir. 

Çay bahçelerinden çay toplama işi de genelde yabancı işçilere, gürcülere bırakılmıştır.  

Bu tabloya baktığımızda bölge halkının adım adım yaş çayı terk etmekte olduğu göze çarpmaktadır. Eğer çay sürekli gelir kaybına uğrar, yarıcı, yabancı işçi bulunamaz , iş başa düşer ve çaydan elde edilen gelir dişe dokunur bulunmazsa bir müddet sonra çayların toplanmayıp, dalında bırakılması kaçınılmaz hale gelecektir.  

Bölge gezildiğinde daha şimdiden sahipleri başka şehirde yaşayan küçük çay bahçelerinin toplanmadığını , çayların dallarında bırakıldığını görmek mümkün.. 

Yaş çay sezonunun yaz dönemine rast gelmesi olmasaydı belki de manzara daha da kötü olacaktı.  

Çay toplama mevsiminin okulların kapandığı yaz dönemine denk gelmesi ve başka şehirlerde ikamet eden çay bahçesi sahiplerinin o tarihlerde memleketlerine gelip yazı orada geçirmesi ve çayını toplaması, toplattırması bir avantaj. Eğer çay hasadı bu dönemlere denk gelmeseydi durum bugün belki de çok daha vahimdi.





 
 

ÇAY BU HALE NASIL GELDİ.  

Öncelikle kuru çay üretim safhasında işletmelerde çayın maliyetleri içinde emek maliyetleri uzun yıllar oldukça yüksekti. Çay-kur bölgede tek devlet işletmesi olup, bir istihdam merkezi gibi görülmekteydi. Rize ve çevresinde başka işletmeler olmadığı için iş denince akla gelen Çay-Kur’du ve siyasiler ihtiyaçtan çok fazla işçiyi burada stokluyordu.  

Ürün yaz sezonunda 4 aylık sürede toplanılıp, işlenen bir ürün olmasına rağmen binlerce işçi 8 ay gibi bir süre daha fabrikalarda tutuluyor, bir kısmı bakım işlerinde çalıştırılıyordu.. İşletmelerde memur statüsünde sürekli çalıştırılanların sayısı ise oldukça kabarıktı ve bunlar işçilik maliyetlerini yükseltiyordu. Geçmiş yıllara baktığımızda çalışanların  maliyetinin genel maliyetler içerisindeki payının oldukça yüksek olduğunu görmek mümkün. 

Şimdilerde makineleşme ve  bilgisayarlı sistemler nedeniyle çalışan sayısında ciddi bir azalma olsa da o günün işçilik maliyetleri çay konusunu sürekli gündemde tutuyordu. Hatta, o günlerde “başka vilayetlerin hakkını Rize’liye yedirtmem” gibi sözler bazı yüksek zevatın dilindeydi. Oysa o dönemlerde diğer KİT’lerdeki durumlar Çay-Kur’dan daha beterdi ancak nedense Çay-kur göze batıyor, halk “dışardan çay ithal etmekle” korkutuluyordu..  

Oluşan bu olumsuz atmosfer nedeniyle devletin yükünü azaltmak amacıyla Özal 1984 yılında çay tarımı, üretimi, işletmesi ve satışını serbest bıraktı. Böylece özel sektör, tüketim, satış pazarı sınırlı olan çay sektörüne sokuldu.  

İşte bu karar sadece çayın ölüm fermanı olmadı, bölgedeki sermayenin ölü yatırımlara yönelmesine, bazı haramzadelerin türemesine de yol açtı..  

Çaya özel sektörün girmesiyle birlikte bütün taşlar yerinden oynadı..  

Bazı öncüler aracılığıyla çeşitli bölgelerde çok ortaklı özel çay fabrikası kurmak adına bölge insanlarının ellerinde var olan üç beş birikimleri toplandı. Hatta bazı aileler altınlarını bozarak mahalle/köylerindeki fabrikalara ortak oldu.. Bunlara öncülük eden bazı kişilerin ortaklığı teşvik için  çay üreticilerine anlattığına göre; “çay fabrikası kurmak çok karlı bir işti ve o fabrikalara ortak olan çay üreticileri hem hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan çaylarını kendi fabrikalarına verecek, hem de üretilen kuru çaylardan yüksek kâr payı elde edecek, ayrıca çocukları da bu fabrikalarda istihdam edilecekti.”  

Ancak, bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Ortaklığa ikna edilen üreticinin elindeki üç beş kuruş ellerinden alındığı gibi, çevrenin çayı bir kısım özel çay fabrikalarında sermaye diye kullanıldı. Bu fabrikaların ürettiği kuru çaylar ise satılamadı, bunun için gerekli olan pazar oluşturulamadı.. 

Sonunda bu fabrikaların bir kısmı kısa bir süre içerisinde kapandı ve böylece buralara ortak olan  halkın birikimleri uçup gitti. Kimseye de hiçbir şekilde ödedikleri paraların hesabı sorulamadı.





 

Çok ortaklı kurulan bazı fabrikalar ise önce ortaklarının çaylarıyla işletmeyi çevirdi, onların çay paralarını aylar sonra, yıllar sonra ödedi. Daha sonra da zarar ediyoruz diyerek üst üste sermaye artırımına gidildi. Yeni yatırım numarasıyla yapılan bu sermaye artırımına katılamayan ortakların hisseleri düşürüldü, yok edildi ve bu yolla yıllar içerisinde fabrikalar öncü ailelerin eline geçti, milletin ödediği paralarla kurulan bu çok ortaklı firmalar aile şirketine dönüştü.. 

Bu fabrikalara bin bir umutla ortak olan halk durumu sineye çekti. Zira yapabileceği başka bir şey yoktu. Her şey kılıfına uydurulduğu için hukuki yollara baş vuranlar da haksız çıktı.. 

Bu fabrikaların bir çoğu bölge insanı yerine yabancı işçi çalıştırdı, bir kısmı çalıştırdığı bu kişilerin alacaklarını dahi ödemedi..  

Sadece bu kadarla kalınsa iyiydi..  

Bu fabrikaların bir çoğu çöp dahil akla hayale gelmez şeyleri ucuz çay diye piyasaya sürdü. İlkel şartlarda üretim yapıldı, yanık, küflü çaylar torbalanıp, paketlenip satıldı. Türk çayı denince akla çay çöpü gelir oldu, millet kaçak çaya yöneldi.  

Pazar kalitesiz çaylarla dolunca, düzgün iş yapanların çay pazarında kuru çay satabilmesi iyice zorlaştı, bu fabrikalar zora girdi. Zora giren fabrikalar ürettiği çayını çok düşük fiyatlarla çek, senet karşılığı pazarlamacı, aracılara sattı. Çek, senet dolandırıcılarına çaylarını satan firmalar battı, fabrikalar el değişti. 

Araya pazarlamacılar, dolandırıcılar, ortak film çevirenler girince sadece çay fabrikaları değil, onlarla iş yapan, onlara mal satan  bazı işletmelerde iflas etti.  

Krize giren bazı fabrikalar haraç mezat satıldı. Bazıları kapandı..  

Çeşitli hesaplarla bir çok fabrika açılınca bunlar kuru çay  üretecek yaş çay bulmakta güçlükler çekti. Yaş çaya talep artınca çay alanları kontrolsüz şekilde genişledi..  

Şimdi geriye dönüp bakıldığında bu olup bitenler karşısında söylenen tek olumlu şey ;   Eğer bu özel çay fabrikaları olmasaydı, yaş çayın üreticinin elinde kalacağı yönündeki iddiaların kısmen doğru olması.  

Evet böyle bir gerçek var ama çay üreticilerinin bu fabrikalardan alacaklarını vaktinde tahsil edememesi, kimilerinin batmış olması nedeniyle alacaklarının yok olması gibi konuları dikkate aldığımızda üreticinin pek de karlı çıktığını söylemek mümkün değil. 

Üretici hiçbir zaman çayını ilk olarak devlet güvencesindeki Çay-Kur’a satmak istedi, hala bu durum değişmiş değil. 

Devlet yeterli fabrika kurmadığı için üretici adeta özel sektöre mahkum edildi… 

Eğer devlet sezon içerisinde üreticinin çayının tümünü işleyebilecek tesisler kurabilseydi, üretici başka bir arayış içerisinde olmayacaktı.  

Aslında, Özal’ın çayı özel sektöre açması özelleştirmeye yönelik bir adımdı.  

Ancak, yöre halkının tepkisi siyasilerin bu kararı almasına imkan vermedi…  

PEKİ ÇAY-KUR BU DÖNEMDE NE YAPTI?  

Çay-Kur bozulan kuru çay piyasası içerisinde bilinen ortalama kalitesiyle, marka bilinirliğiyle kuru çayını daha kolay satabileceğini düşündü. “Nasılsa, benim çayım hepsinden iyidir” diyerek kalite denen şeyle hiç ilgilenmedi. 

Eskiyen çaylıklar da kaliteli çay üretmeye engel teşkil etti. Budama projesi olmasa durum daha da kötü olacaktı. 

Özel sektörün sınırlı olan çay tüketim pazarını zorlamasıyla Çay-Kur’un çay stokları oluştu. Kimi kuruluşlar bunu fırsat bilerek Çay-Kur’un stoklarındaki çayları çok ucuz fiyatlarla satın aldı. Kimi düzenbazlar ise Çay-kur’dan ihraç kaydıyla satın aldığı çayı ihraç etmiş gibi gösterip iç piyasada sattı. Çay-Kur’un radyasyonlu çayları da ucuz rakamlarla satın alındı ve bu çaylar tüketiciye satıldı. Hatta vaktiyle ilgili bakan “radyasyonlu denilen çayın sağlığa zararı yok, bakın ben de içiyorum “diyerek kameralar karşısında poz verdi. 

Çay-Kur’un ambalajları taklit edilerek Çay-Kur çayı diye millete çöp çay içirildi. Çay-Kur bununla mücadele etmekte yetersiz kaldı ve büyük marketlerde dahi satılan bu sahte Çay-Kur çayları zaten kalitesi düşen Çay-Kur çayının itibarını iyice zedeledi. 

Kalite ve fiyat dengesizliği Çay-Kur’un dışarıya çay ihraç etmesine engeldi. Bir türlü arzu edilen ihraç seviyesine ulaşılamadı. Kimi ihraçlar ise devletin başka ülkelerden aldığı mallara karşılık ölü rakamlara takastı. 

Böylece, Çay-Kur işçilik maliyetleri önemsiz bir hale gelmiş olsa dahi zarar etmekten kurtulamadı. 

Yeni çareler aranmaya başlandı..  

Ak Parti’nin Ekrem Yüce’yi Çay-Kur genel müdürlüğüne atamasının ardından Yüce, çay pazarında satışları artırmak için alternatifler aramaya başladı. 

Ve bu arayışların sonucunda ÇAY-TAŞ diye bir özel firmayla Çay-Kur çayını pazarlama anlaşması yaptı. Bu firma ek bayilikler oluşturarak Çay-Kur çayını pazarlayacaktı. Bunun için Çay-Kur bu şirketle peşin kuru çay satışı anlaşması yaptı. Bu kuruluşa satılan kuru çaylara aracılık payları da eklendi ve böylece bayilerden daha yüksek oranlarda indirimlerle bu kuruluşa çay satışı gerçekleştirildi. İşin içerisine bu kuruluşun reklam, tanıtım gibi giderleri de eklenerek indirim oranları git gide yüksetildi.  

Bir başka ilginç şey ise, bu kuluşun büyük çay satın alma anlaşması yapmasının ardından Çay-Kur’un kuru çaya zam yapmasıydı! 

Ekrem Yüce’nin ardından göreve gelen İmdat Sütlüoğlu’yla, Çay-Taş arasındaki ilişki iyice gelişti. Bu arada Çay-Kur’un kimi eski bayilerinin bayilikleri iptal edildi ve bu süreçte çeşitli kirli iddialar basına yansıdı. 

Bu konuyla ilgili bizlere de ulaşan ilginç bilgi ve belgeler var. 

Araştırmalarımız sonuçlandığında işin boyutunu, kamuoyundaki iddiaların ne derece doğru olduğunu, ne olup bittiğini kamuoyuyla paylaşacağız. 

(Eğer bu konuda bilgi, belge sahibi olanlar varsa bunları adnanonay@hotmail.com adresine ulaştırabilirler.)  

Sonuç olarak şunu söylebilirim; Eğer üreticiler , çalışanlar olarak bizler sahip çıkmazsak çayımızın geleceği hiç de iyi değil.! 

Sahip çıkmak ise öncelikle, yıllardır konuşulan Çay yasasının çıkmasıyla olur..  

Bunun için meslek odaları, sivil örgütler, siyasiler, her neyimiz varsa bu konuda zorlayıcı olmalıyız ki, git gide kronik hale gelen bu konudaki sorunlarımız azalsın.  

Şu anda ek gelir olarak görsek dahi Çayın bölgemize toplam girdisi oldukça yüksek. Bu paranın bölgeden çekilmesi demek bölgenin hızla yoksulluğa yol alması demek…. 

Adnan ONAY

Paylaş
1.204 Kez Görüntülendi
Etiketler: , , , ,
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Çay Bu Hale Nasıl Geldi ? için 13 Yorum

  1. Hak ve hakikatlet dedi ki:

    KARADENİZ PALAMUTU VE ÇAYKUR….
    Çaykur Artvin ile Giresun dahil 200 bin çay üreticisi olan bir devlet kurumu..Özel Sektöründe fabrikaları var..Çay fabrikalarında yüzde 50 devlet sektörü,yüzde 50 özel sektör üretim yapıyor….
    Mücerret ilimler arasında üstün düşünceyle derin duyguyu meczeden edebiyat,içtimai fayda yönünden ne kadar aciz görünürse görünsün,toplum uzviyetinde kalbdir,ve tüm hayatı doğuran müessir…Ona kainatin künhünü arayan fikrin,çok defa fikri yaya bırakıcı füze çapında tahassüs vasıtası diyebiliriz…
    Yunus EMRE’de maverai hasret…
    Baki’de sultanı haşmet…
    Nefi’de haması lelagat…
    Nedim’de garami hassasiyet…
    Şeyh Galip’de bedii zarafet…

    Ölüme üzülmüyoruz çünkü kaderde ölüm var ..
    Ama dostlardan ayrılmaya dayanamıyoruz…

    Benim Mezarımı yerde aramayınız,
    Erenlerin mezarı ariflerin gönlündedir….

    Ölüm güzel şeydir budur perde arkasından haber.
    Hiç güzel olmasaydı ölürmuydu peygamber…

    Şair nedir?
    Şair,Allah’ın bahsettiği nisbette gelecekten sesler alan nazik bir antendir…
    Gelecekten sesler alan muhalefet var…
    Gelecekte ekonomik sıkıntılarımız olacak..Şair olmaya gerek yok. Çalışmayanın sıkıntıları mezara kadar devam eder. Gelecekte zamlar var. Olacak. Bu kriz yanı ekonomik kriz siyasidir. Krizler bugün olmadı. 1950 den 2018 yılına kadar Türk Ekonomisindeki krizleri yaşayan nice ana,baba ve dedeler var…2002 yılından sonra doğanlar kriz nedir bilmezler..Yanı 28-30 yaşında olanlar bugün kriz nedir bilmezler…
    Ekonomik krizden dolayı Başbakanın başına anayasa kitabını atan Cumhurbaşkanını da tanımazlar…
    Hak ve hakikatleri söylemek fazilettir. Ama hak hakikatleri bilmek çok kolay değildir..
    Hakikatleri öğrenelim…İnanmasakta öğrenelim…
    Fabrika yapan fabrikaları ve sanayi ütopyasını mevcut memlekette keşif dehASİ VE İŞİ YERLİ VE ORİJİNAL KAYNAKLARA BAĞLAMA MARİFERİ TEŞEKKÜL EDİNCEYE KADAR tatil etmek..
    Şişmiş urlaşmış patlamak üzere olan sermayeden VARLIK VERGİSİ ALMAK…
    TOPRAĞI ÇALIŞTIRMAK….

  2. Aloha dedi ki:

    Adnan Bey: Gürcistan da çay tarımı sürecinde aydınlatıcı bilgiler verirseniz iyi olur teşekkürler

  3. Canım anam dedi ki:

    İLŞİM VE ÇAYKUR..
    İlim nedir? Doğruyu,güzeli,iyiyi bize tanıtan aziz vasıtanın adı…Fazilet doğru çözümler , katkı sağlayıcı ve kolaylaştırıcıdır…Bugünki Türkiye’nin ekonomik şartları ve dünya şartları olarak iki daire çizeceğiz..
    Merkez Bankasının faizleri artırması Türk Ekonomisi menfi yönde etkiler. ÇAYKUR ÖZAL DÖNEMİNDE çok faiz ödemiştir.
    YILMAZ HÜKÜMETİ dönemindede çok faiz ödemiştir. Ekonomik yanlış kararlar, ÇAYKUR’u çok etkilemiştir. Kur farklarıda ekonomik yükün katlanarak ağırlaşmasını sağlamıştır. Dert halk tabiri ile sıkıntı çayda ve Çaykurda değildir.
    2002 den 2018 ‘e kadar çaykurda ekonomik hiçbir sıkıntı olmamıştır. Bugünde sıkıntı yoktur.
    Ekonomik sıkıntı döviz kurlarında ve faiz artışlarındadır.
    Merkez Bankasının faizleri yüzde 17 , sonra yüzde 24 artırması doğru olmadığını selim akıl sahipleri ve ilim adamları söylüyor.
    Döviz artışlarını Türkiye yapmıyor. Peki faizler Avrupa’daki gibi yüzde 2 olsa, Türk Ekonomisi vatandaşı tefecinin elinden nasıl kurtaracak? Selim akıl ve ilim sahipleri Ekonomik önerilerini,usul ve metotlarını açıklamalıdır. İlim adamları ilim ve faziletlerini vatan ve millet için kitaplık çapta çalışrak belirlemelidir…
    Demek ki vatandaşı tefecilerin elinden kurtarmak…
    Zam yapılmalıdır. Bugünlerde yapılan zamlar çok azdır. Hazine açığını kapatmak için zam gerekir…Çünkü 80 milyon insanı kurumları ile bakan devlettir. Zengin banka ve şirketler sadece parayı stok yaparlar. devlete yüzde 25 faizle para veren,şişkinlikten patlamak üzere olan kapitalistler neden VARLIK VERGİSİ VERMEZ..?
    VARLIK VERGİSİNİN ZAMANI çok geçti.O kadar geç ki, bugün erken sayılabilir…
    Kur farkı,faiz kapitalizmin ana havuzudur. Kur ve faiz yolu ile para kazanan zengin kapitalistler ekonomik yükü millete yüklemektedir.
    Ekonomide hükümet 15 yıldır çalışıyor. Gece-gündüz demeden…Muhalefet nara atıp gezmektedir.
    Mart2018 de muhalefeti kökünden traş etmenin zamanıdır.
    200 bin çay üreticisi ve onların evlatları fabrikalarda gece-gündüz çalışmaktadır. Çaykur’u yüksek faiz yükü altına sokan Merkez Bankası ve döviz kurunu ayarlayan İngiltere eksenli yüksek gerilim trafolarıdır..
    Bugün Türk Milletine ve devletine tecrit oklarını çevirenler, 80 kilo yükün altındaki ananın duası ve onun evlatları bir ve bütün olunuz…

  4. murat dedi ki:

    hocam yanlış anlamayın muhasebe eğitimi görmüş biri olarak soruyorum bilançoda gelir kaydedildiğinde karşılık olarak banka hesabına giriş olması lazım. hadi satılmayan çay satılmış gibi fatura edildi diyelim ve bilançoda gelire kaydedildi. bilançoda borç ve alacak sütunu eşit olması gerekir. gelir alacak kısmına kaydediliyorsa borç kısmında hangi hesaba giriş yapılıyor?

  5. Hakan Arıkan dedi ki:

    Adnan bey bu güzel yazınız için teşekkür ederim.

  6. ATSIZ SERDENGEÇTİ dedi ki:

    Sayın Adnan ONAY.
    Emek verip ciddiyet ile kaleme aldığın bu yazı meseleye ne kadar önem verdiğinizin ispatıdır.
    Belki daha çok şey yazmanız gerekir.
    Mesela satılmayan çayın satılmış gibi fatura edilmesi.
    Yanı geleceğin satılması.
    Bilançoda gelir kaydedilmesi.
    Kamu oyunu ve Devletin yanıltılması vs gibi.
    Önceki x yalan yanlış bilgileri gerçekmiş gibi
    kamu oyuna pazarlamaları.
    Bir gün bunlara da yazında yer verirsin inşallah.

  7. AYNA dedi ki:

    Bir çay üreticisi olarak benim ve benim gibi tüm kardeşlerimin kestiği çaydan elde edilen gelir ile hiçbir ihtiyaçları olmamasına rağmen Rize’nin en değerli yerinde ” Çaykur Lojmanların’da ” kalan tüm o memurlar ALLAH için söyleyin bu hakmıdır ve sadece çok komik bir ramak veriyorlar kira bedeli olarak. O arsanın başka bir şey ile değerlendirilmesi çaykur için gider değil ciddi bir gelir getirebilecek değeri olan bir arsa orası Orada kalan tüm memurlar o daireler bizim ve yenende bizim hakkımız

  8. Davut Kaya dedi ki:

    Rize halkı yanlış yapıyor, çaykur devletin elinde kaldıkça çay sektörü rayına oturmaz! Sisteminde ne olduğu belli değil!!!

  9. MEHMET KAYA dedi ki:

    BİR BUÇUK YILDIR KURU ÇAYA ZAM YAPILMIYOR, NEDEN????? BU SORUNUN CEVABI ÖNEMLİ BENCE!!!

  10. HASAN dedi ki:

    Düşünün bir de Çaykur olmasaydı Türk çayı diye bir şey olmazdı Gürcistan da çay nasıl bittiyse bizde de aynısı olurdu.

  11. ADALET BARIŞ dedi ki:

    Teşekkürler Adnan bey. Tespitlerinize katılıyor devamın bekliyoruz.

  12. Rocero dedi ki:

    Her şeyin içine siyaset girdi.cayin içinede…çay bir tarım ürünüdür.ana başlıklar olarak üretim ve pazarlama dan ibarettir.burada bahcede toplanmasi ve fabrikada üretimin usulüne göre yapılması pazarlamanın da ticaret kuralları içinde yapılmasından ibaret bir iştir.eger bu ilerin icine cesitli sekillerde limon sikarsaniz, bunun içine a dan z ye siyaset sokarsaniz birde her yere liyakatsiz insanları idareci olarak atarsaniz sonuç bu olur…

  13. Ali Semiz dedi ki:

    çayın sahibi yok çaykurun sahibi yok. yok oğlu yok




EN ÇOK OKUNAN HABERLER

Sitede yayınlanan yazılar ve yorumlardan yazarları sorumludur. Yayınlanan yorumlardan www.rizeninsesi.net sorumlu tutulamaz. ) Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Sitemizde yayınlanan haber, köşe yazıları ve fotoğraflar izin alınmaksızın kaynak gösterilse dahi, herhangi bir ortamda kullanılamaz ve yayınlanamaz.
Reklamı Gizle