Haber Detayı
13 Mayıs 2011 - Cuma 19:06 Bu haber 221 kez okundu
 
12 HAZİRAN SEÇİMLERİ YAKLAŞIRKEN BAŞBAKAN’LA HASBİHAL
- Haberi
12 HAZİRAN SEÇİMLERİ YAKLAŞIRKEN BAŞBAKAN’LA HASBİHAL

  BAŞBAKAN’LA HASBİHAL 12 Haziran seçimleri yaklaştıkça meydanlar da kızıştı. Muhalefet ve iktidarın birbirine ahlak dışı saldırı ve söylemlerinin arasında ülkemizin gerçek gündemi  bu kargaşa, kaos ve küfür yarışının arasında kaynayıp gidiyor.  Seçime gidiyoruz ama bir türlü ülkemizin gerçek gündemini konuşmaya fırsat bulamıyoruz. Dış politikayı, iç politikayı, ekonomiyi konuşamıyoruz. Siyaseti dizayn edenler, halkın gerçek gündemi konuşmasına müsaade etmiyor. Siyaseti dizayn edenler ifademden kasıt iktidar ve muhalefet değil, onlara roller biçen, heybelerine bir şeyleri yükleyen odaklardır. Çünkü halkın gerçek gündemi konuşması ve bu vesile ile gerçekleri görmesi onların korkulu rüyasıdır. Halkın gerçekleri görmesi, malum odakların vazife yüklediği partilerin etkisizleşmesine hatta tepki toplamasına sebep olacaktır.  Bu ise malum odakların istemedikleri bir durumdur.   Çünkü, eğer halk gerçek gündemle meşgul olur ve gerçekleri görürse partilerin halkı yanıltmaya çalışmaları işe yaramayacaktır. Böylece partilerin milletvekili adayları, halkın arasına girip seçim çalışmaları yaparken, halktan duymayı istemedikleri soruları duyacaklar ve arzulamadıkları tepkilere uğrayacaklardır.   Mesela halkımızın  gerçek gündemle meşgul olmasına müsaade edilse ve görüşlerinin ifade edilmesine engel olunmasa ve halkımız değişik metotlarla bastırılmasa Sayın Başbakanın 14 Mayısta Rize’de yapacağı mitingde şu ana kadar Ak Parti’nin mitinglerinde görmediğimiz pankartları görme ve yine Ak Parti’nin mitinglerinde duymadığımız sloganları duyma imkanına sahip olabilirdik. Bu sadece Ak Parti ile sınırlı değil CHP veya MHP’nin de mitingleri için geçerli bir hakikattir.   Miting evveli veya sonrası halkın içine girecek olsa, Sayın Başbakan beklemediği sorulara muhatap olabilirdi. Eğer Halkımızın gerçek gündemle meşgul olmasına müsaade edilseydi ve bastırılmasaydı Sayın Başbakan Cumhuriyet Caddesini gezerken, halkımızla tokalaşırken, gerçekleri bilen, gören ve muhakeme eden bir vatan evladı büyük bir saygıyla, etkili cümlelerle ve akıcı bir üslupla sayın başbakana şunu sorabilirdi; “Sayın Başbakanım, siz Rize’mize teşrif etmeden evvel burada ki İl Teşkilatınız bizlere bir el ilanı dağıttılar. Bu el ilanında IMF’ye 2001 yılında 25.6 milyar dolar borcumuz varken sizin iktidarınızda bu borç 2011 yılı itibari ile 5.5 milyar dolara düşmüştür yazıyordu. Bu el ilanı ile ülkemizin borcunu İl Teşkilatınız sanki IMF’ye olan borçtan ibaretmiş gibi bize sundu ve bizi kandırmaya yeltendi. Eğer öyleyse 2011 yılı bütçesinde ki borç faizi olarak ayrılan 47.5 milyar TL neyin nesidir”.   Bu soruyla yanakları kızaran Sayın Başbakan, halktaki bu büyük dönüşümü ve farklılığı düşünmeye fırsat bulamadan bir başka vatan evladından ikinci bir soru gelecekti, “ efendim, zaman zaman mitinglerinizde  ihracatta ülkemiz patlama yapmış  buyuruyorsunuz. Fakat devletin rakamlarına baktığımızda 2010 yılında ithalatımız 177.5 milyar dolar, ihracatımız 111.7 milyar dolar olduğunu görüyoruz.  Böylece 2010 yılında ki Dış Ticaret açığımız 65.8 milyar dolar olarak gerçekleşmiş. 2011 yılı için yaptığınız tahmini gelir programına göre de ithalatımız 199.5 milyar dolar, ihracatımız 127 milyar dolar olarak gerçekleşecek. Bu rakam gerçekleşirse şöyle bir tablo ortaya çıkıyor, 2011 yılı Dış Ticaret açığımız 72.5 milyar dolar olacak. Siz sadece olayın tek yönünü bize gösteriyorsunuz, ihracatı söylüyor fakat artan ithalatı bizden kaçırıyorsunuz, bizden gerçekleri saklıyorsunuz. Bilesiniz ki her şeyden  haberdarız”.   Başbakan duyduğu bu ikinci soruyla tamamen şok halindedir. Gözüne öteden beri gelen bir yaşlı piri fani amcayı görür. Amcada ona doğru yaklaşır, başbakan elini uzatır amcayla tokalaşır. Amcanın karşısında ki Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı olması hasebiyle konuşmasında ki hassasiyet gözlerden kaçmaz. Ve  soracağı soruyu da lisanı münasiple sorar. Der ki, “ Sayın Başbakanım,  Elhamdulillah sizde bende Müslümanız. İslam nimetlerin en büyüğüdür. Allah (c.c) tektir, eşi ve benzeri yoktur. İnancımız gereği zina yasaktır. Fakat nasıl oluyor da Allah’ımızın haram kıldığı ve gelecek nesilleri bozan zinayı suç olmaktan çıkarabiliyorsunuz?  Bunu Allah haram kıldı ayrıca devletin görevi milletini korumaktır. Nesli bozan zinayı  serbest bırakmak, devletin milletini korumaması anlamını taşır. Siz, bir Başbakan olarak ve bir Müslüman olarak hem haram ve hem de gelecek nesilleri perişan edecek bu zinayı suç olmaktan nasıl çıkarırsınız?”   Bu sorular üzerine şoka uğrayan ve cevap veremeyen Sayın Başbakan Cumhuriyet Meydanından ayrılmak zorunda kalır. İl Teşkilatının daha evvel organize ettiği restoranda gidilir. Öğle yemeği için Sayın Başbakan ve diğer misafirlere hizmet eden bir geç garson, sayın başbakanın yanına yanaşır ve ortamın müsaitliğinden  de istifade ederek der, “ efendim, siz bizim Başbakanımızsınız ben ise burada çalışan bir garsonum. Fakat benim garson olmam size soru sormama mani olmasa gerek”. Başbakan ise buyur dercesine eliyle işaret eder. Genç garson sorusunu sormaya başlar, “efendim, ben tam bağımsız, güçlü ve lider bir Türkiye istiyorum. Bunu hayal ediyor ve bu ideal için elimden gelen gayreti gösteriyorum. Fakat sizin öteden beri olmazsa olmaz olarak bizlere sunduğunuz AB’yi güçlü ve lider bir Türkiye’nin önünde engel olarak görüyorum”. Başbakan genç garsona, “AB neden engel olsun ki” diye sorar. Genç garson cevap verir, “ efendim,  17 Aralıkta imzaladığınız AB ilerleme raporunun Ana Raporun eki durumundaki “Meseleler Raporunda”  kullanılan ifade “Türkiye Ortadoğu’nun en zengin su kaynaklarına sahip ülkesidir. İsrail’in ve komşularının bu kaynaklardan eşit şartlarda yararlanabilmeleri için ‘Fırat ve Dicle’ nehirlerinin, üzerindeki tesislerle birlikte, uluslar arası bir kuruluşa devredilmesi gündeme gelecektir şeklindedir. Bunun gibi onlarca bütünlüğümüzü tehdit eden ibare var ve siz bunun altını imzaladınız. Sadece bu bile AB’nin bizim bölünmez bütünlüğümüzü tehdit eden fiilleri şart koştuğunu ispat etmeye yeterli değil midir”.   Başbakan çok şaşkındır. Karşısında çok farklı bir kitle durmaktadır. Bu kitle olan bitenden haberdar, şuurlu ve bilinçli. Tam bunları kendi içinde muhasebe ederken usulca restorandın sahibi yanına sokulur. Yemekler yenilmiş çaylar içiliyor. Restorandın sahibini karşısına oturtan Başbakan sorar, “ senin de soracağın sualler mi var”. Gün boyu Başbakanın yaşadıklarından haberdar olmayan Restorandın sahibi iyi niyetle, samimiyetle ve edeple “evet efendim” der, ve hemen sorusuna geçer.“efendim sayın bakanda burada arkasından konuşmuş gibi olmamış oluruz. Geçen bir söylemi basına yansıdı. Diyor ki sayın bakan, kaçak çayın üzerine gittiğimiz zaman kaçakçılar kızıyor, kontrolleri sıkılaştırdığımızda gümrüklerde kuyruklar uzuyor, Çaykur bugün olmazsa yarın özelleşecek. Çay Rize için çok önemli. Nasıl oluyor da bir bakan bunu söyleyebiliyor. Bu nasıl bir ifade. Bu ne vahim bir hakikat”. Bu ifadenin üzerine sayın başbakan bir şey söyleyecekti ki adam devam eder, “Sayın Başbakanım bu eski il başkanınız, şimdi milletvekili adayınız. Üç kişiden dolayı organize sanayi bölgesini Rize’ye kazandıramadı, tersaneyi de kazandıramadı”. Başbakan ikisinin de gözüne derin derin ve manalı bir şekilde bakar.   Bu anlattıklarımız belki bu gün için biraz zor, ama bir gün halkın devlet büyüklerini böyle sorgulayacağına inanıyorum. Hatta sorgulamalıdır. Çünkü asıl olan milletin kendisidir. Halkımız bu gerçekleri elbette ki biliyordur, ama değişik metotlarla bastırıldığı için dillendiremiyordur. Umudum şudur ki belki 14 Mayısta Rize’ye gelen Sayın Başbakana bu ve bunun gibi onlarca soru sorulamayacaktır. Fakat seçim için halkın içinde bulunan Sayın Bakan ve adaylara halk olarak, hakkımız olarak bunları sormalıyız.  
Kaynak: Editör:
Etiketler: 12, HAZİRAN, SEÇİMLERİ, YAKLAŞIRKEN, BAŞBAKAN’LA, HASBİHAL ,
Yorumlar
Haber Yazılımı