Haber Detayı
30 Mart 2011 - Çarşamba 15:31 Bu haber 257 kez okundu
 
40 BİN MİSYONER ÖĞRETMEN
- Haberi
40 BİN MİSYONER ÖĞRETMEN

  40 BİN MİSYONER ÖĞRETMEN 40 bin İngiliz çocuğu getirip İngilizce öğrenecekmişiz. Biz çocuklarımıza İngilizce öğretemiyormuşuz. İngilizceyi öğrenince,  globalleşen dünyaya ayak uyduracakmışız. Şayet gene öğrenemezsek başka tedbirler alacağız muhakkak. Bunun en hafif tahlili şudur: Yanılıyorsunuz efendiler! Bağımsızlığımızı kaybettiğimiz aşikâr iken, yeni tür sömürü transferinin diğer adıdır bu eylem. Açıkçası; misyoner çağırıp maaşını vererek çocuklarımızı yapancılaştırma projesidir. Bu yorumu okuyup da hınçla yumruklarını sıkanları görür gibiyim. Bağımsızlığımızı kaybettiğimize itiraz edenlere bakıyorum sanki! Gelişmeye karşı olduğumu söyleyenler de çıkabilir. Başkalarının dümen suyuna uyduğumu düşünenler de vardır belki! Kültür, bir milletin pazarlanmayacak varlığıdır. Kültür emperyalizmine çanak tutmanın diğer adı ihanettir. Kültür pazarlamanın en kestirme yolu dil pazarlamaktır. 40 bin İngiliz’in misyoner çocuğu bize İngilizceyi öğretince abat mı olacağız? Ders olarak algılarsak, diğer derslerimizdeki başarımız İngilizce dersinden daha mı iyi sanki? Daha da iyi öğrenebilmek için okullarımızda “İngiliz cafe” kuracakmışız. Buralarda TV’ler İngilizce, gazeteler İngilizce, dergiler İngilizce olacakmış. Yani güçlü bir kültür bombardımanı. İngiliz misyoneri öğretmen; kültürünü, yaşayış biçimini ve dininin literatürünü bizim çocuklara ezberletmeyecek mi? “Dinimize güvenmiyor muyuz?” diye eleştirenler var. 8-10 yaşındaki çocuğa din kıyaslaması veya kültür tercihi sorulur mu? Hangisi daha eğlenceli ise onu iyi zannetmez mi? Kötüyü yaşatarak, iyinin iyiliği öğretilir mi? Eğitimbilimciler buna itiraz etmiyor mu? Ayrıca “her lisan bir insan” mantığından hareket ederek, tüm nesle yabancı bir dili ve kültürünü aşılamak milli midir? Dil öğrenmek güzeldir. Fakat herkese değil. Bilim çalışması yapması gerekenler tabii ki öğrenecek. Bilim çalışması yapacak kişi sayısı binde biri bulmazken tüm millete bunu dayatmanın doğru olduğunu savunan mı var yoksa? Bağımsızlığımızı ne zaman ilan edersek o zaman daha iyi anlayacağız. “Bağımsız değil miyiz?” diye yırtınırcasına sinirlenenler varsa iyi okusun lütfen! Bir devletin bağımsızlığı ne demek? Bağımsızlık için; kimseye dokundurulmayan toprak olacak.  Mümbit topraklara sahip yurdumuz varken işgal edilmiş kum çölünde kurulmuş İsrail’den niye tohum alırız? Onbinlerce  ziraat mühendisimiz ve yüzlerce ziraat profesörümüz varken hıyar tohumunu satın almak bağımlılık değil midir? Hacca giden Müslüman, Çin malı takke ve seccade alırken; Avrupa’ya birşey satamıyorsak, nasıl bir ekonomik bağımsızlıktan söz edebiliriz. Saatimizin pilini Japonya’dan, dikiş yaptığımız iğneyi Tayvan’dan, arabayı Fransa’dan, motoru Almanya’dan, savaş uçağını ABD’den (Programını vermiyorlar tabii. Onların dostu dostumuz, düşmanı da düşmanız olsun diye. F16’nın programını çözen 3 mühendisimizin öldürülmesi de cabası olsun bağımsızlığımızın), kravatı ve ayakkabıyı İtalya’dan, Arap’ın Petrolunu İngiltere’den satın alarak nasıl bağımsız oluyoruz Allah aşkına? Üç tarafı denizlerle, dört tarafı puştlarla çevrili vatanımıza Norveç niye balık satar? (daha kibar bir kelime ile anlatamadığım için özür dilerim.) Bağımsızlıkla açıklayabilen var mı? “Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikeye düştüğü” birinci dünya savaşı yıllarında eli ayağı tutanlar cephelerde bağımsızlık için can vermediler mi? Liselerdeki öğrenciler öğretmenleriyle “bize matematik, sosyal dersinden önemlisi, vatan gerek” diyerek  Çanakkale’ye gidip de dönmemeleri  bizim bağımsızlığımız için değil miydi? Ekonomik bağımlılığımız her gün artarken.. Siyasi bağımsızlığımız ve vatanımız ilan edilmemiş bir işgal altında iken.. Teknolojik özgürlüğümüz esir düşmüşken.. Bizi bölmeye karar verenler gece gündüz çalışırken.. 40 bin misyoneri ne yapacağız. Tarımın anayurdunda tarım derslerinin kaldırılıp, haftadan 4 saat İngilizce dersinin konulmasının ardından tohumu İsrail’den alarak çağdaşlaşmaya(!) mı, yoksa esareti onaylamaya mı çalışıyoruz beyler? Deniz kenarında balık tutmasını öğretemediğimiz, tarlada çapa kullanmasını alıştıramadığımız, Türkçeyi konuşmasını ve yazmasını öğretmekte zorlandığımız neslimize misyoner çağırıp İngilizce öğreteceğiz öyle mi? Bilim yapması gerekenlerin İngilizceyi İngilizlerden iyi öğrenmesi şart, Herkesin İngilizce öğretilmeye zorlanması en hafif ifadesiyle gaflet, Ekonomik/siyasi/tarım/sanayi ve savaş teknolojisinde yavan ve bağımlı kalmak dalalet, Bunları anlamamakta ısrar ederek globalleşmekten, çağdaşlaşmaktan ve gericilikten - ilericilikten veya medeniyetten bahsetmek hıyanettir. *** Çeyrek yüzyıldır iştahla ve inanarak anlattığım demokrasi ve cumhuriyetin kazanımlarından aldığım cesaretle fikrimi beyan etme cüretinde bulundum. Sanırım İngiliz misyonerleri kadar tehlikeli olmamışımdır.     Muhammet MARAP
Kaynak: Editör:
Etiketler: 40, BİN, MİSYONER, ÖĞRETMEN ,
Yorumlar
Haber Yazılımı