Haber Detayı
07 Haziran 2011 - Salı 19:04 Bu haber 183 kez okundu
 
DIŞ DÜNYADAKİ GELİŞMELER VE AKP (2)
- Haberi
DIŞ DÜNYADAKİ GELİŞMELER VE AKP (2)

DIŞ DÜNYADAKİ GELİŞMELER VE AKP (2)     Ekonomi: AKP Hükümeti AB raporlarında ülke bağımsızlığını açıkça tehdit eden ifadeleri görmezden gelmiş ve tek kelime ile bile karşı çıkmamıştı. AKP Hükümetlerinin popülaritesini artırmak için, Son sekiz yıldır uygulanan ekonomi politikaları, yerli ve yabancı ekonomi kuruluşları tarafından başarılı olarak gösterilmektedir. Özelikle enflasyonun düşüklüğü, ihracattaki artış ve kalkınmadaki rakamsal göstergeler, bir başarı gibi takdim edilmektedir. ‘Uluslar arası Kredi Değerlendirme Kuruluşlarının yükselen notları ve IMF’nin değerlendirmeleri de hep müspet olup AKP iktidarına övgü doludur. Özellikle IMF ile bir stand-by anlaşmasının imzalanmaması ve IMF’ye olan borçların azalması da ekonominin güçlendiğinin göstergesi olarak sunulmaktadır. Peki, zikredilmeyen ve kamu oyundan gizlenmeye çalışılan gerçekler nelerdir: Son yıllarda İMF ile bir stand-by anlaşması imzalanmamıştır; bu doğrudur. Fakat neden? Çünkü AKP iktidarı İMF şartlarını bir anlaşma imzalamadan fazlası ile yerine getirmektedir. Mesela, IMF’nin önceki anlaşmalardaki talebi doğrultusunda: Devlet ekonomik hayattan bütünü ile çekilmektedir. Özelleştirmelerin önü açılmış bütün stratejik tesisler yabancılara satılmıştır. Özel sektör yatırımları maksimum kâr gözetilerek yapılmaktadır. Böylece yatırımların sosyal boyutu ortadan kalkmış; geri kalmış bölgelere yapılan yatırımlar tamamen durmuştur. Bu bölgelerde Milli Görüş Hükümetleri zamanında yapılan fabrikalar       kapatılmaktadır. Devletin borcu azalmış gözükmesine rağmen, Türkiye’nin borcu katlanarak artmış, borç faizleri bütçenin en önemli kalemi haline gelmiştir. Yatırımlar tamamen hizmet sektörüne yönelmiştir. Elbette bu yatırımlar da gereklidir ve faydalıdır. Ancak, Türkiye’yi güçlendirmez; sadece hayatı rahatlatır ve kolaylaştırır. Yollar, turistik tesisler, hava alanları gibi… Yeni hiçbir stratejik önemi haiz yatırım yapılmamıştır; Yani sanayi malı üretimine yönelik, ülkemizi güçlendirecek hiçbir yatırım yoktur. Bunun neticesi olarak işsizlik artmaktadır. İstihdam çoğunlukla hizmet sektöründe olduğu için, bir kriz anında işsizlik patlayacaktır. Mesela bir kriz halinde turizm sektörü çökebilir. Merkez Bankasındaki döviz rezervlerinin tamamı yabancılarındır; bu paranın çekilmesi durumunda Türkiye’nin aniden krize girmesi kaçınılmazdır. İşte bu yabancı paraların kalması içinde her türlü taviz verilmektedir. Borsadaki paranın % 65 i yabancılarındır. İhracat artmaktadır, fakat ithalat daha hızlı artmaktadır. 2010 da 114 Milyar $ ihracata karşı 199 Milyar $ ithalat yapılmıştır. Dış ticaret açığı 85 milyar $ olmuştur. ·   Gelir dağılımında adaletsizlik sürekli olarak artmaktadır. o         Asgari ücret, memur ve emekli maaşları enflasyonun gerisindedir. Bu kesimler hala Erbakan döneminde verilen artışlarla ayakta durmaktadırlar. o         Bankalardaki mevduatın % 60’ı sadece 36.000 hesapta toplanmışken geriye kalan %40, yetmiş beş milyon insana aittir. o         Tarım gerilemiştir; çiftçi emeğinin ve masraflarının karşılığını alamamaktadır. Taban fiyat uygulaması göstermeliktir. Pancar fiyatı Erbakan Hükümetinin 1995 de verdiği fiyatın çok altına düşmüştür. o         Hayvancılık iflas etmiş, canlı hayvan ve güvenilirliği şüpheli et ithaline gidilmiştir. Daha on iki sene öncesine kadar, dünyada kendi gıda ihtiyacını karşılayan 7 ülkeden birisi olan ülkemiz, et ithal edecek duruma düşürülmüştür. Bu durum hangi başarılı politikanın ürünüdür acaba! Ülkemizi bu duruma düşüren bir Tarım Bakanının hala makamında oturuyor olması Hükümetin bu başarısızlığı kabullendiğinin delilidir. Bütçe sürekli olarak açık vermektedir. IMF’nin dayatması ile gözetilen “faiz dışı fazla” prensibi öncelik taşımakta, neticede yatırıma para kalmamaktadır.   Dış Politika: İsrail’e kamuoyu önünde tavır konulmasına karşılık, ticari münasebetler hızla artmıştır (Artış oranı %30). İsrail’e sipariş verilen 10 adet pilotsuz Heron uçağının üçü, bilinmeyen (belkide bilinen) sebeplerle düşmüş veya düşürülmüştür. Bunun hesabı sorulamamıştı. Yine modernizasyon için verilen 170 tankın sadece 7 adedi alınmış, onlar da arızalı çıkmıştır. Geriye kalanların akıbeti bilinmemektedir. Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesi NATO’ya verilmiştir. NATO’nun akredite olmuş şirketlerinin çoğunluğu İsrail kökenlidir ve ihalelerin akıbeti şimdiden bellidir. Daha birçok konuyu burada zikretmek mümkündür. Komşularla sıfır problem hedefini ortaya atan AKP Hükümeti; o         Güney Kıbrıs’ın AB üyeliğine yeşil ışık yakarak, büyük bir hata işlemiş, Böylece Kıbrıs meselesi sürüncemede kalmıştır. o          Annan Planına evet diyen ve Kıbrıs halkını da buna zorlayan AKP hükümeti bugünkü çıkmazın baş sorumlusudur. o         Yunanistan, İsrail’le birlikte Ege adalarına silah yığınağı yapmaktadır. Egeyi barış denizi yapacağız diyen AKP, bu silahlanmaya sessiz kalmaktadır. Bu durum Lozan’a bile aykırıdır. o         Benzer bir durum Bulgaristan’da yaşanmaktadır. Bulgaristan’da Türkler kendi müftülerini seçememektedir. o         Ermenileri memnun edeceğiz derken Azerbaycan gücendirilmiştir. o         Füze Kalkanı projesine evet denilmiş; deklarasyonda İran’ın zikredilmemesi başarı gibi gösterilmiştir.         AKP Hükümetinin dünya kamuoyuna dönük bazı girişimleri ve adımları Türkiye’nin,  başta İslam âlemi olmak üzere, bazı çevrelerde başarılı bir politika izliyor intibaını doğurmuştur. Irak’a asker gönderilmemesi, ABD askerlerinin karadan Irak’a geçmesine izin verilmemesi alkışlanırken; askerimizin başına çuval geçirilmesi sineye çekilmiş, Türk hava sahasının Irak’ı bombalayan ABD uçaklarına açılması ve limanlarımızın ABD’ye tahsisi göz ardı edilmiştir. İsrail’den ve İsrail lobilerinden kahramanlık madalyaları alınmış; İsrail Cumhurbaşkanı TBMM’de şeref konuğu olarak konuşturulmuştur. Arkasından “one minute” çıkışı gelmiştir. Bilahare Gazze katliamı ve arkasından yardım konvoylarına İsrail’in müdahalesi ve Mavi Marmara’da dokuz vatandaşımızın şahadeti üzerine Hükümet özür ve tazminat talepleri ile halkın feveranını önlenmiş, fakat İsrail’i etkileyecek ekonomik ambargo gibi bir yola gidememiştir. Batı âlemi, özellikle ABD, Türkiye’nin İslam âleminde kazandığı bu etkinlikten rahatsızlık duymamakta, tam tersine faydalanmak için, o         Önce Büyük Ortadoğu Projesinde Türkiye Başbakanını, Başkan yardımcısı olarak takdim etmiş, o         BM’ce oluşturulan Medeniyetler arası diyalog gurubunda da Türkiye’yi İspanya ile beraber eş başkan olarak belirlemiş, o         G-7’leri önce Rusya ile G-8, daha sonra da G-20’ye çıkartarak Türkiye’ye güya itibar sağlamış, o         Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmesi ile bu itibarı pekiştirmiş, o         Türkiye’yi AB’ye almazken, Avrupa Konseyi Parlamenter Assemblesine bir Türk Parlamenteri Başkan seçerek taltif etmiştir. Böylece Türkiye’yi izlediği Batı yanlısı ılımlı politikalarla hem İslam ülkelerine, hem de geri kalmış ülkelere model ülke olarak taktim etmiştir. İç politikada da toleranslar genişletilmiştir. Üniversitelerde başörtüsü meselesi çözülmüş gözükmektedir. Başbakan’ın İsrail yönetimine karşı çıkışları nedense Batı’da fazla tepki çekmemektedir. Elbette bu adımlar ve çıkışlar zaman zaman bizlerinde hissiyatına hitap etmekte, memnuniyet duygusu uyandırmaktadır. Fakat bunların ardından esas etkili politikaların ve kararların gelmemesi sukutu hayale sebep olmaktadır. Mesela: Neden İsrail’e karşı bir ekonomik ambargo gündeme getirilmemektedir. İsrail’in OECD üyeliğine neden karşı çıkılmamıştır? Askerimizin başına geçirilen çuvalın hesabı neden hala sorulmamıştır? ABD’nin Irak’ta, Afganistan’da uyguladığı katliam ve işkenceler neden  tenkit edilememektedir? AB’nin bu çifte standardı ve küçümser politikaları karşısında, şahsiyetli bir tavır takınılmamakta neden sürekli tavizler verilmektedir? İran’a karşı olduğu bilinmesine rağmen, neden Füze Kalkanı Projesine evet denilmiştir? Neden D-8’ler ve İKÖ aktif hale getirilmemektedir? Bu nedenleri artırmak mümkündür. Ama gözüken şu ki, Siyonizm bir taraftan Türkiye’yi güçsüzleştiren politikaları AKP iktidarına, başka çıkar yol yokmuş gibi uygulatırken; diğer taraftan da Türkiye’yi diğer İslam ülkelerine model ülke olarak göstermektedir.   Türkiye: Dış görünüşü ile kalkınan, fakat kendini koruyacak güce sahip olmayan bir ülke haline getirilmektedir. Yani Türkiye dişleri sökülmüş bir aslana dönüştürülmektedir. Ahlaki değerleri yozlaşmış, aile yapısı hızla bozulan, ekrana yansıtılan dizilerle sadece yurt içini değil İslam âlemini de menfi yönde etkileyen, birtakım altyapı hizmetleri ile yaşamın rahatlatıldığı fakat gücü olmayan bir ülke… Biz bu gidişattan memnun değiliz. Geleceğimiz için, çocuklarımız için endişeliyiz… ABD de Pentagon tarafından hazırlanan haritalar bizi rahatsız ediyor, Biz bu planların ve haritaların yeni olmadığını ve Türkiye’yi bölme planları olduğunu biliyoruz; buna rağmen ABD stratejik ortağımız kabul ediliyor. Bu ne çelişki? ‘Paranın dini imanı olmaz’ diyen bir Başbakanımız var; fakat para sahiplerinin bir dini ve politikası olduğu da bir gerçek ve bu para bir etki aracı olarak kullanılıyor. Açıkçası bu politikalarla Türkiye’nin mülkiyeti adım adım el değiştiriyor ve AKP Hükümeti buna seyirci kalıyor. Yine Başbakan ‘Faiz bir dünya gerçeğidir’ diyor fakat Türkiye’nin ve vatandaşın faizle ezildiğini, sömürüldüğünü görmüyor. Bütçenin %20’sinin faize gittiğini ve bu sebeple yatırıma yeterli para ayrılamadığını, daha da kötüsü bunun yeni borçlarla ödendiğini de umursamıyor. İşte biz bu sebeplerden dolayı endişeliyiz ve bu endişemiz her gecen gün artıyor. Geri dönüşü zor bir istikamete gidiyoruz. Bu sebeple ‘toprak ayağımızın altından kayıyor’ diye feryat ediyoruz. Elimizi çabuk tutmalıyız. Gelecek seçimler adeta bir ‘ölüm kalım mücadelesi’ gibi. Bu gidişe dur diyebilmek için Başarılı olmak ve iktidara gelmek mecburiyetindeyiz.
Kaynak: Editör:
Etiketler: DIŞ, DÜNYADAKİ, GELİŞMELER, VE, AKP, (2) ,
Yorumlar
Haber Yazılımı