Haber Detayı
06 Eylül 2011 - Salı 19:01 Bu haber 147 kez okundu
 
KÜRT SORUNUNA FARKLI YAKLAŞIM TARZLARI
- Haberi
KÜRT SORUNUNA FARKLI YAKLAŞIM TARZLARI

Ramazan BURSA KÜRT SORUNUNA FARKLI YAKLAŞIM TARZLARI     1980 sonrası Özal zamanı dahil, Özal sonrası ve bugün ne zaman Kürt sorunu konuşulsa, gündeme gelse, en büyük sorun Kürt sorununu tanımlamakta yaşanmıştır. Çoğu kez Kürt sorununun tarifinde birbirinden faklı ve zıt yaklaşımlar söz konusu olmuştur. Konunun ilgililerinin bir kısmı “Kürt sorunu yoktur” derken, diğer bir kısmı“ Kürt sorunu bir terör ve bölücülük sorunudur” dedi. Bir kısım aydın, siyasetçi, yazar ve düşünür “Kürt sorunu ekonomik bir sorundur” savunmasını yaparken, diğer grup “ Kürt sorunu etnik bir kimlik sorunudur” teziyle çıktı piyasaya. Türkiye, 1980’den günümüze kadar Kürt sorunu ile alakalı bu farklı ve zıt tanımları konuştu ve tartıştı. Ve bugün halen sorunun tanımı sağlıklı yapılabilmiş değildir. Yapanlar olsa da doğru tanım üzerinde ittifak sağlanabilmiş değil. Bugün AKP, CHP ve MHP arasında ki Demokratik Açılım ile alakalı çirkin söz sataşmaları bu tespitimizi doğrular mahiyettedir. Kürt sorununun nasıl çözüleceği noktasında farklı görüşler ve çözüm önerileri mevcuttur. Yıllardır devam eden “Karlı dağlarda yürürken çıkan kart, kurt sesleri Kürt’e dönüştü”  gibi söylemler artık geride kalmıştır. Zaman meseleye ciddi, gerçekçi ve çözüme dönük bir tarzda yaklaşma zamanıdır. Kürt sorununu konuşurken ve Kürtlerin çektiği sıkıntıları hatırlarken Alevilerin ve dindarların sıkıntılarını da  unutmamak lazım. Dünyayı yönetenler, kendisini efendi kabul edenler, Türkiye’yi kontrol etmek isteyenler ülkemizde, hedeflerini gerçekleştirmek için toplumun her kesimini ezmişler, zulüm etmişlerdir. Kürt sorunu ile alakalı konuşan ve çözüm olarak  ortaya bir şeyler koyan aydın, siyasi, yazar, mütefekkir, vs’nin  çözüm olarak sunmuş oldukları fikirleri üç ana başlıkta toplamak mümkündür; 1-      Bağımsız Kürdistan 2-      Otonomi (1), Federasyon 3-      Birlikte yaşama Yine sorunun çözümü adına Bask, Katalya, İsviçre, Belçika modelleri de örnek gösterilmektedir. Bu sorunu çözerken dünyanın başka yerlerinde yaşanan benzer sorunlardan dersler çıkarılması çok tabiidir. Fakat çözümün temeli “Gönüllü birliktelik ve kardeşlik” esasına dayanmalıdır. Kürt vatandaşlarımızın sorunlarını konuşurken şu tespiti yapmak hayati önem taşımaktadır; Kürtler, İslam karşıtı, ulusalcı Kürt aydınlarından ideolojik noktada büyük baskılar görmüştür. Kürt halkının ekseriyeti İslam dinine gönülden bağlıdır. Bundan dolayı İslam karşıtı Kürt aydınları Karl Marx’ın “Din Afyondur” sözünü en önemli slogan olarak kullanmış ve bu düşünceyi Kürt halkının İslam’dan vazgeçmeleri için dayatmıştır. İslam karşıtı Kürt aydınlara göre İslam dininin ve İslamcıların günümüzde Kürtlere verebileceği hiçbir şey yoktur ve İslamcılar dini, Kürtleri uyutmak ve ulusal kimliklerinden koparmak için bir afyon olarak kullanmaktadır. Kürt ulusalcılarının, İslam karşıtı Kürt aydınların ve BDP’nin ve hatta PKK’nın ittifak ettikleri fikir din/İslam düşmanlığıdır. Aslında dinin bir düşman olarak algılanması sadece Kürt ulusalcılarının değil, Alman, Arap, Fransız, Fars, tüm ulusalcıların ortak kanısıdır. Onlara göre Kürtlerin Türkler, Araplar ve Farslar gibi Müslüman olması, Kürtlerin bu halklardan ayrışmasını ve kendi başlarının çaresine bakmalarını engellemiştir. Tarih boyunca Kürtlerde dini aidiyetin kavmi aidiyetin önünde olması birçok kişinin dikkatini çekmiştir. Harvard Üniversitesi’nden  Türk sosyolog Nur Yalman 1969’da yayınlanan kitabında şu tespitte bulunmaktadır. “Türkiye için en önemli şans, dini aidiyetin dil aidiyetinden daha önemli oluşudur. Eğer dini aidiyet zayıflamış olsaydı, bu daha bölücü bir karakterdeki bir Kürt- Türk çatışması ihtimalini doğurabilirdi. Bu üstü örtülü kırılma noktası, çeşitli kurumlar tarafından kurulan köprülerle hafifleştirilmiştir ki, bunlar arasında dini bağlar en önemlisidir.” (2) PKK, 1995 yılında düzenlenen 5. Kongresinde  bu durumdan rahatsızlığını şöyle ifade etmektedir; “ Feodal dönemde halkımızın yaşadığı işgal ve baskı daha da arttı. Özellikle Arapların 7. yüzyılda ki zaferi son derece  kanlıydı. Ulusal gelişim İslami ideoloji tarafından baskı altına alınarak halkımız kendi değerlerinden uzaklaştırıldı. Bu, halkımızın yabancı sömürgeci güçler tarafından yönetilmesine neden olan  önemli faktörlerden biriydi.” (3) Abdullah  Öcalan  İslam karşıtı söylem ve eylemlerden geri durmazken, İslam’ın kendince olumlu yanlarının  kullanılmasını kendi amaçları açısından yararlı gördüğünü şöyle ifade etmektedir; “Dinin antiemperyalist, antisömürgeci bir temelde ve halkın tarihi geleneklerine uygun bir mücadele aracı olarak kullanılmasına önayak olmak gerek.” (4) Abdullah Öcalan  İslam dininin Kürt halkının özgürleşmesinin önünde ki en büyük engel olduğunu her fırsatta vurgulamıştır; “İslamiyet’in  kendisi, özellikle Sünni resmi yorumuyla neredeyse 1400 yıldır Kürtlerin geleneksel köleleşme düzeylerine bir zamk gibi yapışmaktan öte bir rol oynamamıştır.” (5) Kürtlerin İslam öncesi neredeyse tümüyle Zerdüşt dininde oldukları yaygın bir kabuldür. Kürt halkının içerisine Yezidiliği 11. yüzyıl sonunda 12. yüzyılın başında yaşamış olan Şeyh Adi sokmuştur.  Fakat tartışmaya ihtiyaç olmayan hakikat şudur ki, Kürtler, Hz. Ömer döneminde, 637 yılından itibaren Müslümanlığı kabul etmeye başlamışlardır. 639 tarihinde Kuzey Suriye ve Güneydoğu  Anadolu’nun Müslümanlarca alınması ve 644’te Kadisiye Savaşı ile İran’ın yönetiminin tümüyle Müslümanların eline geçmesinden sonra Kürtler arasında Müslümanlık büyük bir hızla yayılmaya başlamıştır. Kürtler, Müslümanlığı Türklerden iki yüz yıl  önce kabul ettiler. Türkiye’nin en eski camii, 639 yılında tarihi Mar- Toma  kilisesinden çevrilen Diyarbakır Ulu Camii’dir.  (6) Günümüzde ise çok az sayıda Yezidi’nin dışında, Kürtlerin yaklaşık %98 - %99’u Müslüman’dır. Tarih bu kadar aşikarken, Kürtlerin günümüzde ki dini durumları  bu kadar netken İslam karşıtı ve ulusalcı Kürt aydınların, Kürt halkını mübarek İslam dininden ayırmaya çalışmaları beyhude bir çabadır. Bu beyhude çalışmaların içinde olan ve Kürt halkına İslam dinini bırakmalarını tavsiye edip Zerdüştlüğü ve Yezidiliği  öneren biride www.27.brinkster.com  sitesinde yazan Kajin adlı yazardır. “Sevgili kardeşlerim ve kız kardeşlerim,  İslam bizim her zaman en büyük düşmanımız  ve engelimiz olmuş ve evrimimizin önüne geçmiştir.  Yezidilik ve Zerdüştlük her zaman için takipçilerinin Kürt kimliğini birleştirmiştir ve korumuştur.  İslam her zaman düşmanımızın bizi birlikten alıkoymak için kullandığı silah olmuştur.”  (7) Yazımızın başından bu kısmına kadar Kürt sorununa farklı yaklaşım tarzları ve ulusalcı, İslam karşıtı Kürt aydınların, PKK’nın bakışını aktarmaya çalıştık. Demokratik açılımın tartışıldığı ve sorunun gündemde olduğu şu günlerde AKP ve BDP’nin konuya hakiki  yaklaşımını ve bakışını ele almamak elbette büyük bir eksiklik olur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak  huzur, barış ve refah içerisinde yaşamak en büyük isteğimiz ve hakkımızdır. Bu münasebetle, yapılması düşünülen değişiklikler/açılım, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümünü kapsaması hayati önem taşımaktadır. Hükümet, bu çözüme/açılıma 1982 ihtilal Anayasası’nı değiştirmekle başlaması gerekir. Her ne kadar mevcut Anayasa’nın içinde ırkçı bir madde olmasa da Anayasa tümüyle ele alındığında,  Anayasa’nın ırkçı bir yaklaşımı olduğu inkâr edilemeyecek bir gerçektir. Mevcut Anayasa ile demokratik bir açılımın yapılmasının imkânsızlığı ortadadır. Peki, AKP’nin Demokratik Açılımı savunma çabası nedir? AKP, Demokratik Açılım süreci ile ne yapmak istiyor? ·        Türkiye’de ki statükoya ve derin güçlere; ülke için en büyük tehlike bölücülüktür. Kürtleri ancak AKP sistem ve kontrol altında tutabilir, Kürtlerin meşru talepleri ancak AKP ile frenlenebilir söylemekle, derin destek talep etmektedir.  Başbakan’ın CHP ve MHP’nin söylemlerine karşılık Güneydoğu’da siz yoksunuz biz varız çıkışı söylediklerimizi destekler niteliktedir. Kendisini Kürt halkının temsilcisi ve onlar adına konuşma hakkına herkesten daha çok sahip olduğunu iddia eden BDP’de Kürt sorununun çözümünde samimiyetsizdir. BDP’de AKP gibi derin güçlerle ve statüko ile işbirliği yapmak istemekte ve destek talep etmektedir. Taraf Gazetesi  yazarlarından Yıldıray Oğur’un tabiri ile  BDP, Kürtleri dövmeyin, gelin hep birlikte dindarları dövelim çağırısıyla derin güçlere  göz kırpmaktadır. Bu konuda BDP’li milletvekillerinin konuşmaları ve gazetelerde çıkan açıklamaları oldukça açıktır. BDP  milletvekilleri Pervin Buldan ve Özdal Üçer’in, “Bizim laiklik anlayışımızla TSK’nın laiklik anlayışı aynıdır. Türkiye için en büyük tehlike  Ilımlı İslam projesidir. Kemalist Cumhuriyet, Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne dönüştürülmek istenmektedir. Van’da ki apartmanların  bodrum katları yasal olmayan Kur-an Kursları haline getirilmektedir. Bu duruma karşı birlikte mücadele zorunluluğu vardır”gibi açıklamaları ilginçtir. Aynı şekilde 1999 – 2004 yılları arasında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Feridun Çelik’in, “Güneydoğuda laikliğin teminatı biziz”sözleri hafızalarımızdadır. Kaynaklar : 1-      Özerklik, Muhtariyet ya da Otonomi eş anlamlı sözcükler olup bağımsız yönetim biçimini ifade eder. Eski Türkçedeki Muhtariyet sözcüğüMuhtar sözcüğünden türemiş olup, otonomi sözcüğü İngilizce Autonomy(Yunanca: Auto-Nomos - nomos anlamı "kanun": birisinin kendi kendine kendi kuralını yasasını koyması anlamına gelir. 2-      Nur Yalman, İslamic Reform andtheMysticTradition, s.59 – Aktaran: Mustafa Akyol, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek, Doğan Kitap Yayınları, s.224- Altan Tan, Kürt Sorunu Ya Tam Kardeşlik Ya Hep Birlikte Kölelik, Timaş Yayınları, s.536 3-      Mustafa Akyol, a.g.e, s.227 4-      Abdullah Öcalan, Din Sorununa Devrimci Yaklaşımı, wşanenserxwebun, Köln, 1991, s.11 5-      Abdullah Öcalan, Özgür İnsan Savunması,  s.18 – Mustafa Akyol, a.g.e, s.227 6-      Altan Tan, a.g.e, s.43 7-      www.27.brinkster.com/jaytofi /kurdısh_people.htm – Mustafa Akyol, s.233- Altan Tan, s.539  
Kaynak: Editör:
Etiketler: KÜRT, SORUNUNA, FARKLI, YAKLAŞIM, TARZLARI ,
Yorumlar
Haber Yazılımı