Haber Detayı
26 Şubat 2019 - Salı 12:11 Bu haber 366 kez okundu
 
Lütfen Çocuklara Dokunmayın.
- Haberi
Lütfen Çocuklara Dokunmayın.

LÜTFEN ÇOCUKLARA DOKUNMAYIN! 

Milli Eğitim Bakanımız Ziya SELÇUK geldi Bursa’ya. Tüm eğitim kurumlarının  yöneticilerine muazzam bir ders verdi. Konferans demiyorum,  sohbet tadında bir dersti. Öyle tahmin ediyorum ki, Bursa’nın en kapasiteli salonuydu ve o salon hınca hınç doluydu. Yasal yetkisini hiç hissettirmeden,  “babacan bir hoca” etkisiyle can kulağıyla dinletti kendini. Eminim ki dinleyen herkes, “helal olsun!” demiştir. Anlayacağınız bir rüzgar gibi gelip geçti Bursa’dan.

   

Kendisini ben yıllar önce de, Yalova Esenköy’de bir seminerde dinlemiştim. Talim Terbiye Kurulu Başkanı’ydı o zaman.  Naifliğinden, sempatikliğinden, özgüveninden, “alana hakim” duruşundan hiçbir şey kaybetmemiş. Haddime değil ama, isminin önündeki  unvanın hakkını veriyor hakkaten de. Profesörlük böyle bir şeydi demek<

/span>…  

Her şey zıddıyla bilinir derler ya, Sayın Bakan’ı dinleyince; iki cümleyi bir araya getiremeyen, oturduğu koltukta değerlendiğini sanan, iki koyunu gütmekten aciz, -ismi lâzım değil- bazı, sözüm ona yöneticileri kafamda canlandırmadan edemedim. Onlara hep acımışımdır,  yazık. Yönettiği kuruma da, maiyeti altındakilere de yazık…  

Çok güzel konulara değindi Bakan. Herkes gibi bakmıyor olaylara ve olgulara. Oldum olası farklı düşünen, farklı yorumlayan, herkesin görmediğini de görebilen, ufku geniş, alanında fark yaratan, açık sözlü ve sıra dışı tiplerden etkilenmişimdir. Sayın Bakan’da bunlardan çok daha fazlası vardı. İtiraf ediyorum etkilendim kendisinden, başında bulunduğu takımın içinde görev alabilirim, teklif gelirse... Bu şakaydı tabii.  

Sayın Bakanımızın konuştuklarının her biri ayrı bir ders, ayrı bir yazı, kimi de bir kitap konusuydu aslında. Ben bir iki cümlesi üzerinde,  acizane  fikirlerimi aktarmaya çalışacağım.  

Üstat Cemil Meriç’ten bir alıntı yaptı konuşmasında: “Tahrif edilmiş olan her şeyin yeniden tarife  ihtiyacı vardır” dedi.  Buradan hareketle, öğretmenliğin, ülkemizde çok tahrifata uğradığını ve  yeniden tarif edilmesi gerektiğini söyledi.  Çok orijinal cümleler ve tespitlerle öğretmenliği adeta yeniden tarif etti konuşmasının devamında.… 

Sonrasında bana göre en bitirici sözü söyledi öğretmenlere hitaben: “Şayet ilhamınız yoksa, cesaretiniz yoksa ve heyecanınız yoksa lütfen çocuklara dokunmayın. Elinizde bir kağıt parçası var diye ne hakla çocuklara dokunabilirsiniz ki!!!”  

Bundan daha anlamlı ve bundan daha etkileyici bir söz olamazdı. Salondaki tüm dinleyicilerin, Bakan’ın eğitimle ilgili, öğretmenlerle ilgili konuştuklarını not alarak dinlemekte iken, bu cümle karşısında adeta irkildiklerini hissettim. Çünkü Bakan bu sözleriyle, biz eğitimcilerin, kendi kendimize ayna tutmamıza vesile olmuştu.

… 

O, konuşmasına devam ederken, ben kendime tuttuğum aynada, nedense biraz da mahcup bir edayla derinlere daldım. Kendimi sorguladım. Benim “İlhamım”, “Cesaretim”,  “Heyecanım” var mıydı acaba? Mesleğimin ne kadar aşığıydım? Dosyamda saklamakta olduğum diplomalarımı, belgelerimi  hatırladım. Bunlar var diye, bu masum çocuklara dokunma hakkına sahip miydim? Kendi düşüncemi boş verin de, dışardan bakılınca nasıl bir eğitimci olarak algılanıyordum?  Bu kadroyu boşuna mı işgal ediyordum? Bu okul kendi şahsıma ait bir okul olsaydı, bu performansımla kendimi çalıştırır mıydım? Yoksa sene sonunda kendimle yollarımı ayırır mıydım?  Ya da bu performansıma göre ne kadar maaş öderdim kendime?  Peki, yönetici olarak görev yaptığım okuldaki öğretmenlerin kaçıyla çalışırdım?  Sahi ya, çalıştığımız kuruma ne kattık, ne katıyoruz, hiç düşündük mü? Biz bu kurumdan gidersek,  kurum bir eksiklik hisseder mi? Yoksa kurum rahatlar mı?  

Soruların ve sorgulamaların ardı arkası kesilmiyor… Dehşet bir yük bindi omuzlarıma… Çok etkilendim. Belki de Bakan’ın da amacı buydu. Konuştukları hakikaten önemli şeylerdi. Beynimde yankılanıp durdu  cümleleri. 

 25 yıllık meslek hayatımda geriye dönüp baktım. 1999 yılıydı sanırım, Rize Güneysu’da  konuşmasını dinleyip etkisinde kaldığım bir kişi daha vardı. Onu da anmadan geçemeyeceğim: MEB’den emekli ama hala eğitim adına güzel hizmetler üretmeye devam etmekte olan Emekli İlköğretim Müfettişi Ömer KÖSE. Ömer Hocamız da ilhamı olan, cesareti olan, heyecanı olan ve alanında fark yaratan nadide eğitimcilerden biridir bana göre. Bende etkisi vardır. Allah selâmetlik versin kendisine. 

Bakan’ın konuşmasına geri dönelim. Anlattıklarını düşündüm. Olaya bu açıdan hiç bakmamıştım aslında. Sorumlu hep başkalarıydı gözümde. Lakin yukarıda belirttiğim soruları düşününce, artık kendimi de sorumlu görmeye başladım. Sanki ülkeme bir özür borçluyum gibi hissettim. Zira memlekette işler yolunda gitmiyorsa, toplumumuzun kangren haline gelmiş olan sorunları varsa, bir vatan evladımız eğitimsiz işsiz ve aşsız ise, bunda galiba benim  de sorumluluğum vardı, bütün eğitimcilerin de… 

Sadece eğitimcilerin değil tabii! 

Ülkede yaşayan bütün aydın insanlar, doktorlar, mühendisler, akademisyenler, din adamları, amirler, memurlar, yazarlar çizerler, etkili ve yetkili olanlar:  Peki sizlerin insanlara dokunma salahiyetiniz var mıydı? Elinizde bir diploma var diye, ne hakla dokunabilirsiniz ki insanlara!  

Gelin hep beraber -tahrifata uğradığını düşünerek- kendi meslek tarifimizi “hal ile” kendimiz yapalım, yeniden. İlhamımızı, heyecanımızı ve cesaretimizi ortaya koyalım. Bulunduğumuz ortama bir enerji katalım, yokluğumuzda aranan olalım. Güler yüzle muamele edelim insanlara, onları baştan savmayalım. Empati kuralım. Hak, hukuk ve adaletten asla şaşmayalım. Konumlarına, görüşlerine ve görünüşlerine göre insanlara muamele etmeyelim. Merhametli olalım. Alanımızla ilgili derinlemesine bilgi sahibi olalım. İçimizdeki olumsuz örneklerin mesleğimizi tahribata uğratmasına fırsat vermeyelim. Ast üst ilişkilerinde ve halkla olan iletişimimizde yasal gücümüzün arkasına hiçbir zaman sığınmayalım. Kimseye tepeden bakmayalım. Gücünü makamdan alanların, makamları elden gittiğinde ne durumda oldukları ortadadır. Kendimizi bu durumlara düşürmeyelim. İlhamı olanlar, heyecanı olanlar, cesareti olanlar; var mısınız?  

Hangi meslekten olursanız olun; İlhamınız yoksa, heyecanınız yoksa ve cesaretiniz yoksa,  sizler mesleği bırakıp gidin lütfen. Gidip ticaret yapın, bağ bahçe işleriyle uğraşın, gidin sahilde kimselerin olmadığı bir yerlerde hayatınızı yaşayın. Ne bileyim dağda çobanlık yapın. İnsanlardan uzak durun. Ve lütfen sizler; özellikle çocuklara dokunmayın, dahası; insanlığa dokunmayın! Vesselam. 

Şemsi ŞAHSİ/Eğitimci     

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: Lütfen, Çocuklara, Dokunmayın.,
Yorumlar
Haber Yazılımı