Haber Detayı
24 Mayıs 2011 - Salı 19:05 Bu haber 116 kez okundu
 
MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİNİN ÇIKARTILMASI VE LONDRADA’Kİ GİZLİ ZİRVE
- Haberi
MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİNİN ÇIKARTILMASI VE LONDRADA’Kİ GİZLİ ZİRVE

 

MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİNİN ÇIKARTILMASI VE LONDRADA’Kİ GİZLİ ZİRVE

  9 Kasım 1997 tarihinde, Londra’nın Güneybatısındaki Surrey kentinde yapılan ve katılımcıları, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı  Marc Grossman, ayrıca Ankara eski büyükelçilerinden Mordon Abromowitz, yanı sıra G. Craig ve P. Carley, ABD’nin Ankara Büyük Elçisi  Mark Paris, Londra Büyük Elçimiz Özden Sanberk, Dışişleri Bakanlığından bir heyet, Gazeteci Sedat Ergin, yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Askeri Danışmanı, MGK Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Nezihi Çakara ile MGK Genel Sekreteri Orgeneral Engin Celasın, DYP Milletvekili Ayfer Yılmaz, ANAP Milletvekili İlhan Kesici ve Refah Partisi Milletvekili Abdullah Gül olan toplantıdır. Bu toplantıya davet edildikleri halde  TBMM Başkanı Hikmet Çetin ve DSP Temsilcisi katılmamışlardır. Bu toplantıya iştirak edenlerin, Abdullah Gül ve İlhan Kesici hariç, bir bölümünün Yahudi, bir bölümünün de Sabateist olduğu söylenmektedir. Bu toplantı çok gizli olduğuna göre, Abdullah Gül’ün bu toplantıya katılmasından acaba partisinin veya genel başkanının haberi var mıydı? Tabi ki  yoktu. Fazilet Partisinin 14.5.2000 tarihindeki kongresi arefesinde, Kocaeli Kirazlıyalı’da Kadir Has ile Abdullah Gül arasında görüşmeler yapıldığı, merhum Bahattin Çarhoğlu tarafından ifade edilmiştir. Malum, Kadir Has, Süleyman Demirel’in en yakın dostu ve vazgeçilmez arkadaşı idi.  Londra’da yapılan bu gizli toplantıda Milli Görüş’ün kırılması için Abdullah Gül’e telkinde mi bulunuldu, bilinmez. Abdullah Gül’ü Fazilet Partisi genel başkanlık yarışına hazırlayan görüşmeler Londra’da mı gerçekleşti, bilinmez. Süleyman Demirel’in hısımı olan İlhan Kesici’nin  Londra’da ki gizli toplantıda ne işi vardı,  nasıl açıklanabilir? Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün parti kurma aşamasında Henry Kissinger ve Abraham Fax’la niçin görüştüğü, doğrusu ca-i sualdir. Sırası gelmişken, Prof. Manisalı’nın bir makalesinde, Abdullah Gül hakkında yaptığı açıklamalara da bakalım; “ABD’nin güvenini kazanmış bir ‘Ilımlı İslam Temsilcisidir’. Washinhton’un Ortadoğu politikalarına, ‘şov yapmadan, en güçlü desteği sessiz ve derinden sağlayan kişidir’. Türkiye- AB ilişkilerinde Brüksel’in taleplerini bir bir yerine getirirken önde hiç görünmeyen; hatta Tayyip Erdoğan ve Ali Babacan’ın  kırdığı potları tamir eden insandır. İslam Kalkınma Bankasında ve örgütlerindeki deneyimini, ‘İngiltere’de aldığı altyapı ile tamamlayan’ kişidir. Hem de Osmanlı  döneminde ki Anglo- Arap modeline uygun bir biçimde… ‘Batıya güven veren’ bir kimlik yanında, suni Arap dünyasının da bel bağladığı insandır.  İngiltere, ABD, Arap üçgeninde önemli bir kişidir. ABD’nin üst  düzey yetkilileri ve AB kurumları ile ‘ AKP döneminde ki en önemli ve kritik anlaşmalara’ imza atan biridir.  Rand Corporation’ın 1996’daki Türkiye öngörüsünde,  Tayyip Erdoğan’la birlikte adı geçen insandır’. Ve Abdullah Gül 1979’da Sakarya Üniversitesi  yönetiminin birkaç aylığına bana tahsis ettiği bir asistandır; 5 Ocak 1982’de  İktisat Fakültesindeki doktora jürisinde bulunduğum kişidir…. Abdullah Gül 1996’daki haliyle kalsaydı acaba; Tayyip Erdoğan’la birlikte AKP’yi kurabilir miydi? AKP iktidara gelebilir miydi? Abdullah Gül Dış İşleri Bakanı olabilir miydi? Ve şimdi AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenebilir miydi?  Eğer 1996 öncesindeki Abdullah Gül aynen kalsaydı bunların hiçbiri olmazdı. ABD 28 Şubat ile değişenleri kendi tarafına aldı ve operasyonlarını uygulamaya koydu. Değişmesi gerekirdi. Bütün bunların olabilmesi için Abdullah Gül’ün değişmesi gerekirdi. Washington’un ve Brüksel’in taleplerine hiçbir zaman karşı çıkmayan, onların  Ortadoğu ve Türkiye üzerindeki isteklerine boyun eğen bir kimliğe dönüşmesi kaçınılmazdı. Kısacası anti- Amerikancı bir kimlikten, Amerikancı Abdullah Gül’e dönmesi gerekiyordu… AKP iktidara geldiğinden beri Abdullah Gül Türkiye’nin iç ve dış dengelerinde çok önemli işler yaptı. Medya Tayyip Erdoğan’ı, Bülent Arınç’ı,  Abdüllatif  Şener’i konuştu. Gölgede kalıp, saklanan güç ise Abdullah Gül’dü. Batı, işlerini Abdullah Gül ile yürüttü. O medyaya çıkmadı, geride kaldı. Hatta iyi polis rolünde oldu.  Tayyip Erdoğan, Rauf Denktaş’a en ağır sözleri söylerken, Gül gidip onun koluna girdi, el ele resimler çektirdi. ABD’ye büyük ödünler verilirken, hiçbir şey yokmuş gibi resim verdi. Gölgedeki adam şimdi öne çıkarıldı.  Washington ve Brüksel memnun, onu çok iyi tanıyor ve güveniyorlar, kendilerinden biri gibi görüyorlar. Ilımlı İslam için ideal bir lider.  Üstelik suni Arap dünyasında da fiilen çalışmış, kaynaşmış bir kişilik. Bu durum batı için biçilmiş kaftan, arasan bulamazsın. Türkiye’de herkes Erdoğan’ı, Arınç’ı, Şener’i konuşuyordu. Ama batı Abdullah Gül’ü tanıyor ve onunla yüz yüze geliyordu. Bu sadece AKP liderliğinin değil, Washington ve Brüksel’inde seçimiydi. Kulağınızı verip dinleyin bakalım; batıya yakın iş çevreleri ve medyası nasıl el ovuşturacaklar görün… hepsi Abdullah Gül’ü göklere çıkaracaklar: Türkiye’nin değil ama batının penceresinden görülen manzara bu…” RAV ANGEL RAPORU Bu rapor, 22 mayıs 2000 tarihinde yayınlanmıştır. Bu raporu hazırlayan Rav Abgel, Amerika’da yaşayan, Sabataycıların New York’ta kurdukları koloniyi sevk ve idare eden ve merkezi sinagog olan  bir hareketin başıdır. Bu ekip, bugün Türkiye’de yeni bir hareketin içindedir. Tıpkı İttihat- Terakki hareketinde olduğu gibi. Bu ekibin hazırlamış olduğu rapor; Türkiye’nin meselelerini Amerika’ya anlatmak için bir ekibin oluşturulmasını, Emre Gönensay, Tansu Çiller ve Kemal Derviş’in bu ekip içinde yer almasını, Yapılacak bir operasyonla Anavatan Partisinin başına Nafiz Can Paker’in getirilmesi için  gayret gösterilmesini, Türkiye’de 28 Şubat modeline benzer bir çalışma ile İttihat- Terakki benzeri bir partinin kurulması için çalışmaların yapılmasını, Karar altına almıştır. Nitekim Türkiye’de İttihat- Terakki partisinde olduğu gibi, AKP’de aynı çizgide kurulmuş ve içinde her kesimden insanların bir araya geldiği bir parti olarak görünmektedir. İttihatçılar uhuvvet, ittihat, eşitlik kavramlarıyla ortaya çıkarken, AKP’de adalet ve kalkınma kavramlarından oluşan Müslüman demokrat anlayışı ile yola çıkmış ve karma bir parti haline gelmiştir. Görüntüler, plana uygun düşmektedir.
Kaynak: Editör:
Etiketler: MİLLİ, GÖRÜŞ, GÖMLEĞİNİN, ÇIKARTILMASI, VE, LONDRADA’Kİ, GİZLİ, ZİRVE ,
Yorumlar
Haber Yazılımı