Haber Detayı
03 Eylül 2011 - Cumartesi 19:25 Bu haber 109 kez okundu
 
Rize'yi ve Yöreyi Bekleyen Büyük Tehdit
- Haberi
Rize'yi ve Yöreyi Bekleyen Büyük Tehdit

  RECEP ALİ AKSOYLU aksoylu@acoor.net     GİZEMLİ BÖCEK – KELEBEK TÜRK ÇAYINI TEHDİT ETMİYOR/MU?   10 günlük Rize, daha doğru ifade ile bu yılki memleket dinlencem bugün bitiyor. Her günü ayrı ayrı yazabilecek denli izlenimim var. Ancak tatil moduna fazla kapıldığımdan olsa gerek kaleme almayı ihmal ettim. Sadece tarihi İslampaşa Kurşunlu Camiindeki bayram namazında şahit olduğum sıra dışı gelenekselleşmiş güzel bayramlaşmayı paylaşabildim. Yoksa Fenerbahçe’yi, Rizespor’u, Kiwi’yi, Çay’ı, Balığı, Kayıkhaneleri, Rize’nin tek milletvekili Hasan Karal’ı, Ziraat çay Bahçesinini daha bir çok şeyi çok konuştuk. Rize’den dönmeden çok önemsediğim tarımsal bir konu ile şehre dair iki gözlemimi paylaşmakla yetinecek, süreçte de Rize Bezi – Feretiko gibi spesifik konuları kaleme alabileceğim.   Yaz Rize’ye de geç geldi, meyveler mevsimi şaşırdı. Hala incirler, kara yemiş, kokulu kara üzüm yok. Ama acaba sadece yaz mevsiminin bu yıl geç gelmesi mi buna neden? Salatalık sırığını silkeliyorsun, yüzlerce minik kelebek havaya uçuşuyor. Patlıcanların üzerinde uğur böceğinden daha irice, üzeri çizgili bir böcek... Kurutuyor adeta bitkiyi. Kara üzüm yapraklarının üzeri kirece bulanmış gibi.       Esrarengiz sinek, böcek istilası 3 yıldır artarak yayılıyormuş. Trabzon tarafına da sıçramış. Herkes şikayetçi, ilerde daha büyük riskleri oluşturabilecek olduğunun farkında olanlarda çok ama toplumsal tepkiyi, duyarlılığı maalesef görebilmek mümkün değil.   STK’lar gereken tepkiyi yansıtamamış olsa bile 3 yıl boyunca konuya taraf kamu kurumlarının tedbir geliştirememesine aklım ermiyor. Tarımla uğraşan dostlarımın çay tarlalarına zarar gelir diye havadan top yekun mücadele yapılamadığı yorumlarına hak veriyorum. Ama meyve ve sebzelerin çaylık alanların hemen içerisinde olduğu bölgede “Ricania Simulans” isimli zararlı haşereden çaylıkların etkilenmemesi mümkün değil. Üretici, ziraat odaları endişeli, tedirgin/miş. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi proje geliştiriyormuş, Çay Kur’da konuya hassasiyetle eğiliyormuş. Ne zaman?       Üretici Yılmaz Çakmak sohbetimizde, “Önce fasulye, biber, mısır gibi sebzelerde gördük, bu sene daha çok olmak üzere haşere şimdi daha da güçlendi ve meyvelere de sirayet etti. Böceğin dadandığı bitkinin özsuyundan beslenerek çok süratle gelişmesinden tedirginiz, ilgililerle bunları paylaştık, gecikilmiş olsa da Tarım Müdürlüğünün artık kısa sürede çözüm sağlayacak bir proje geliştireceğine” inandığını söylüyor ama ben o kadar iyimser olamıyorum.       3 yıl da hiç bilinmeyen bir konuda bile gereken tarımsal ilacı geliştirebilmek mümkünken, bölgenin temel geçim kaynağı çay ve diğer tüm tarımsal ürünlerin riske edilmesini, adeta kaderine terk edilmesini anlayabilmemde mümkün değil.   Konunun çok hassas bir yanını da sanırım vurgulamak lazım. Türk Çayını dünyaya açma sürecinde işlenen tema, “Zirai ilaç kullanılmadan üretiliyor” olması. Bilebildiğim kadarıyla çay tarımında zirai mücadeleye gereksinim duymayan çay plantasyonlarına sahip tek ülkeyiz. Özellikle yoğun zirai ilaca maruz uzak doğu çaylarına karşı en büyük avantajımız olan kısmı organiklik (Çay Kur gerçek Organik Çay da üretiyor) yapılacak top yekun bir zirai ilaçlama ile kaybedilebilir. Çay Kur yönetimi de mutlaka bu ayrıntıları dikkate alıyordur. Hatta haşerenin uzak doğundan hareketle Batum’dan bize nasıl bulaştığı şehir efsanelerini onlarda duyuyorlardır. Ama 3 yılda çözüm sağlattırmamalarını makul karşılayabilmek mümkün değil.       İnsana etkisi şimdilik yok gibi. Gibi, zira bu tarz haşerenin insan vücudunda etkilerinin genetik yapımızda, sağlığımızda birkaç yıl sonra etkilerinin görülmeyeceğinin aksini iddia edebilir misiniz?   Garip bir rastlantı daha var, bizim meyve – sebze tüm bu olumsuzlukları yaşarken Gürcistan’dan Üzüm’den Şeftaliye bir çok meyve manavlarda veya köylü pazarında alıcı bekliyor. Hem organiklermiş, hem de en küçük şekil bozuklukları yok. Çözemedim, ama arada Samsun Şeftalisini Batum Şeftalisi diye satın alanlarda oluyormuş.   İlerde daha uzunda ele alabileceğim birkaç notla bitireyim. Yüksek tansiyon sorunum nedeniyle bayram öncesi bir gece Üniversitenin hastanesine gittim. Mahallemizde ama hiç yakından inceleme olanağım olmamıştı. Hekimden yardımcı personele tüm mensupları fevkalade pozitif buldum. Ertesi gün mahallemizdeki (İslampaşa) Sağlık Ocağında gözlem olanağım oldu. Başta Doktor Esin Pehlivan Akçay olmak üzere sakinlerden Sağlık Ocağının sağladığı hizmet ve çözümlere duydukları memnuniyetleri dinledim. Eeee beğenmediğimizde nasıl eleştiriyorsak memnuniyet duyduklarımızda paylaşmamız gerekiyor. Okuldan arkadaşım, aile dostumuz Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ’ın bakanlıkta çehreyi nasıl değiştirdiğini bakanlıkta ortak yürüttüğümüz istihdam projelerinden dolayı iyi bilenlerdenim. Ama Rizeli’den “artık en komplike ameliyatları dahi en küçük kuşku duymadan burada yaptırıyoruz” cümlelerini duymayı da alkışlamak gerekiyor.   İstihdam deyince bu konuda da iki kelam edeyim; Çay artık iyi para kazandırmıyor ama görünüm olarak Rize çok zengin. İnsanıyla, mağazalarıyla… İş yerleri çalıştıracak eleman bulamıyor. Vasıflı eleman konusu adeta kaynayan yara. Rize İş Kur’la temasım olamadı ama konu üzerinde durulmaya değer. Sürekli personelin temin edilemediği yerde yevmiyeli personelin bulunamaması çok normal. Kaçak Gürcüler kısmen çözüm oluyor. Ama Çaylara “yarıcı” bulabilmek zor.   Şehir; araç – yaya trafiği açısından İstanbul’a özlem duyurmuyor. Şüphesiz yaz mevsimi, bayram haftası yoğunluğa etken. Ama keşmekeşlik, vurdumduymazlık Rize’ye has. Zaten şehir kilitlenmiş, ama benim hemşerim üçüncü sırada, yol ortasında aracını bırakıp alışverişini gönül huzuru ile yapmaya gidebiliyor. Garip olan ne biliyor musunuz? Zaten çok nadir görebildiğiniz trafik ekiplerinden biri, biraz ilerde park etmiş olsa da, bu keşmekeşliğe müdahale etme gereksinimi duymuyor. Bir nedeni vardır mutlaka!   Şehir arap saçına dönmüş, hemşerilerimiz Salarha’ya tünel ve dağ dibi gibi meçhul projeler konusunda kararsız. Aslında bunun nedeni kamuoyunun yeterince net bilgilendirilmemiş olması. Ama az buçuk bilenlerin, şehircilikten anlayanların Şehir Planlama mezunu olmaları gerekmiyor) birleştikleri konu, dağ dibinden 24 metre eninde bir yolun zaten katledilmiş şehir dokusunu, ekolojik yapısını çözüm sağlamak bir yana daha da berbat edeceği.   İSLAMPAŞA / RECEP ALİ AKSOYLU
Kaynak: Editör:
Etiketler: Rize'yi, ve, Yöreyi, Bekleyen, Büyük, Tehdit ,
Yorumlar
Haber Yazılımı