Yazı Detayı
21 Haziran 2020 - Pazar 08:20
 
NEFESSİZ KALAN DÜNYA
Hatice TOPÇU
[email protected]
 
 

Yalanlarla kuşatılmış bir dünyada yaşıyoruz.  Görünürde seçilmişlerin olduğu ancak gerçekte sermayenin yönettiği dünya daha baskıcı bir yapıya doğru sürüklenmektedir.


Finansal kapitalizm sistemleri amaçlara uyarlanmakta ve mazlum ülkeleri sivil askerler ve terör örgütleri ile bölüp, parçalayıp, yönetme amaçlı operasyonlarını sürdürmektedir.


Böyle bir dünya düzeninden bütün toplumlar payını almaktadır. Özellikle de zengin petrol yatakları üzerine oturan doğu islam toplulukları! Onları yönetebilmenin en iyi yolunun ortaçağ karanlığı içerisinde kalmalarının sağlanması olduğu düşünülmektedir. Ne yazık ki ülkemizde bu kapsamda değerlendirilmektedir.


Bu politikalar sonucu ülkemizde tartışmalı bir biçimde getirilmiş olan ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ nde Cumhurbaşkanının, AKP genel başkanı kimliği ile başlayıp cumhurbaşkanı olarak bitirdiği ya da tersi, cumhurbaşkanı kimliği ile başlayıp AKP genel başkanı olarak bitirdiği söylemlerini doğru bulmayan halk kitleleri gün geçtikçe çoğalmaktadır. Nitekim bu konuda yapılan anket sonuçları halkın üçte ikisinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini istemediğini göstermektedir. Bu durum AKP ve ortağının oyları bakamından da benzerlik göstermektedir.


İktidarı Kaybetme Telaşının Getirdikleri  


Gelinen noktada kaybedilen gücün kazanılması için dış politikada oluşturulmaya çalışılan yeni bir kahramanlık destanı çabaları beklenen etkiyi oluşturamamıştır. Ekonomi iflas etmiş, Covid-19 sürecinde izlenen politikalar halkın derdine derman olamamıştır. Bu olumsuz koşullar iç politikada kutuplaşmayı tırmandırmıştır. Bunun ilk adımını Covid-19 ile mücadele sürecinde muhalif belediyelerin yardım toplamalarının engellenmesi oluşturmuştur. Ancak süreci iyi yöneten muhalif belediyeler, ürettikleri yeni projelerle dayanışmayı bütün ülkenin desteğini alabilecek boyuta taşımayı başarmışlardır.


İzlenen politikaların en tehlikelisi ise millete yeni bir kimlik biçilmesi konusudur. Nasıl mı? Diyanet İşleri Başkanı’nın açıklamasına bakalım. Ülke imam hatip neslinin gayretleriyle bu günleri yaşıyor, ortaokul ve liselerde okuyanların 15’i değil 25’i İmam hatiplerde okusun ve ondan sonra da üniversiteye gitsin istiyoruz” Bu istek toplumu dönüştürme isteğinin açık bir biçimde ifade edilmesidir. Nitekim bu isteğin alt yapısı Milli Eğitim Bakanlığı 2020 bütçesi yatırımlarından en büyük payın imam hatiplere ayrılmasıyla hazırlanmıştır.


Peki, gelelim imam hatiplilerin tamamının üniversiteye girmesi isteğine?  Malum kazanmaları gereken bir sınav var. Ama bu ülke neler yaşamadı ki? Sorular çalınıp milyonlarca çocuğumuzun hakkı gasp edilmedi mı? Ve sonrasında soruların çalınarak verildiği o cemaat mensuplarınca ülkemizde bir kalkışma gerçekleştirilmedi mi? Ayrıcalık içeren bu istekle imam hatiplilerin öncelenmesi mi amaçlanmaktadır?


Bilindiği üzere ABD’de zenci bir vatandaş polis şiddeti ile öldürüldü. Bu cinayet büyük bir isyan dalgası oluşturdu.  Şimdi soruyorum insanları teninin rengi dolayısıyla ayırmakla, okuduğu liselerin türüne göre ayırmak arasında fark var mıdır?


Söz konusu diyanet olunca gündem bitmiyor. Bu seferki konumuz diyanetçe dijital ortama açılan ‘Aile Hayatımız’ kitabı. Kitapta kadın ve erkeklerin el ele halay çekip horon tepmekten kesinlikle uzak durmaları gerektiğine yer verilmiş ve halayın İslam’a aykırı olduğu belirtilmiş.


Siz bu muhterem efendilerin cemaat tarikat yurtlarında, çocuklara yapılan tacizler, tecavüzleri eleştirdiklerine tanık oldunuz mu?  Bütün sorunlar çözüldü de sıra milletin bir mutluluğu paylaşmak için birlik ve beraberlik içinde el ele vererek paylaştığı halaylara mi geldi? Allah aşkına insanlar işlerini, aşlarını kaybetmiş ve açlıkla mücadele verirken yardımlaşma ve dayanışma dini olan İslam dininin “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir”  anlayışının uygulanışı bu mudur?


Diktatörler Her Yerde Aynıdır


ABD’de vatandaşı George Floyd cinayetinin oluşturduğu isyan dalgası çığ gibi büyüyor ve başka ülkelere de sıçramış bulunuyor. Sokağa inenler sadece siyahlar değil, beyazlarla siyahlar birlikte isyanlarını haykırıyor.   Bu isyan böl, parçala, yönet politikalarına ve vahşi kapitalizmin oluşturduğu eşitsiz, baskıcı yaşam koşullarına karşı oluşan bir direnişe dönüşmüştür.


Floyd’un öldürülmesi sonrası ABD Başkanı Donald Trump yaptığı konuşmada protestocuları ‘terorist’ olarak nitelendirdi. Başkentte ağır silahlı askerler konuşlandırıldığını açıkladı ve eylemleri ABD ordusunun müdahalesi ile bastırma tehditlerinde bulundu. Ardından St. Jhon Episkopal kilisesine geçerek burada üzerinde “Tanrı Sevgidir” yazan bir İncil ile poz verdi. Trump’un bu davranışı tepkilere sebep oldu. Vatikan’ın iletişim başkanlığına danışmanlık yapan rahip James Martin olayı şöyle değerlendirdi. “Açık konuşayım. Bu mekruhtur. İncil sizin yaslanacağınız bir dekor değildir. Kilise fotoğraflara poz verme sahnesi değildir. Tanrı sizin oyuncağınız değildir.”


Nefessiz bırakılarak öldürülen bir adamın 6 yaşındaki kızı: “Babam dünyayı değiştirdi” diyor.   Bakın 6 yaşındaki bir kız çocuğu bile dünyanın tıkanmışlığını görebiliyor. Bu olay, oluşturulan sistemlerin doğayı ve insanları nasıl nefessiz bıraktığını bütün dünyaya göstermesi bakımından önemlidir. Bu olay, amaçlar için her şeyin araç edilemeyeceğini; din, dil, ırk üzerinden politika üretmenin nasıl bir zavallılık olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Dolayısıyla ülkemizde oluşturulmaya çalışılan din eksenli yeni kimlik oluşturma çabaları ve Cumhuriyetimizin kazanımlarının yok edilme politikalarının bütün ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.


Yazımı ülkemizde yaşanan 15 Temmuz kalkışması akşamı Sayın Erdoğan’ın cep telefonuyla görüntülü olarak yaptığı konuşmada  “...Halkın gücünün üstünde ben güç tanımadım bu güne kadar…” sözü ile bitirmek istiyorum.  Evet, gerçekten de halkın gücünün üzerinde güç yoktur ve halkın gücünün en büyük güç olduğu tarihin her döneminde kanıtlanmıştır.  


Öyleyse söz milletindir!


Sağlıkla kalın…

 
Etiketler: NEFESSİZ, KALAN, DÜNYA,
Yorumlar
Haber Yazılımı