Yazı Detayı
22 Haziran 2020 - Pazartesi 11:21
 
SAHTE AŞKLAR VE SAHTE ÇAYLAR
Tahir ORHAN
 
 

Sahte aşklar nereden çıktı demeyin canım. Memleketin bütün meseleleri bittiği, her şey güllük gülistanlık olduğu için, ülkem insanı, ünlülerin aşklarıyla ilgilenip can sıkıntılarını gidermeye çalışıyor. Bunlardan biri de Cem Yılmaz-Serenay Sarıkaya aşkı…


Bu aşk ne kadar sürer bilmem ama bana göre aşk dediğin, Ferhat gibi dağları deldirecek, Mecnun gibi çöllere savuracak, mezar taşına aşağıdakileri yazdıracak:


Cemal-i pâkine yoktur

Cihanda olmayan aşık

Leyla aşık, Mecnun aşık

Bütün kevn ü mekân aşık


Bir de şunu çok severim: Mecnun’a, “Leyla’ya hakkını helal ettin mi” diye sormuşlar. ”Etmedim” deyince, “Hani sen onu çok seviyordun, niye hakkını helal etmiyorsun” diye şaşırmışlar. O da, “Hiç değilse helalleşmek üzere orada onu bir daha görmüş olurum” demiş.


Dostlarım bana çaydan hiç bahsetmediğim için serzenişte bulunuyorlar. Hatta birilerinden korktuğum için yazamadığımı bile ima ediyorlar. Onlara, korkusuz yazılarımı okumalarını (önceki yazım -Gazetecilik Nasıl Yapılır) salık veririm. Ama anlaşılan çaydan da biraz bahsetmek gerekecek. Gerçi çayla bağlantım, köyde babadan kalma birkaç evlek bahçede ürettiğimiz bir içimlik bir çaydan ibarettir. Fakat mesleğimiz gereği çayı da, fındığı da, balı da, balığı da çok iyi biliriz.


Yıllar önce Çaykur Genel Müdürünün odasında “Tarımında İlaç, Üretiminde Katkı Maddesi Kullanılmayan Tek Çay” afişini görünce dayanamamış, o zamanki genel müdüre “Bu yazının burada değil, şehrin her yerinde fakat yurdun da belirli yerlerinde asılması gerekmiyor mu” diye sormuştum. Çünkü Türk çayı, dünyada ender bulunan bir çaydır ve bu yüzden üzerinde kıyametler kopuyor.


Yine o eski yıllarda Çaykur’da görevli bir şoför arkadaşla, piyasayı altüst eden sahte çaylarla ilgili sohbet ederken, onun hiç beklemediğim şu cevabı ile irkilmiştim: Ben olsam, o sahte çayı piyasaya süren adamı Çaykur Genel Müdürü yaparım, dünyanın en iyi çayını pazarlayamayan genel müdürü de asarım.”


Anlayacağınız çay, bu yörenin en kıymetli ürünüdür ve herkesi ilgilendiriyor. Bölgede 200 bin dolayında ailenin, buna bağlı olarak da bir milyon insanın geçim kaynağıdır. Şimdi geçim kaynağıdır; yıllar yıllar önce sadece geçim kaynağı değil, zenginlik kaynağı da idi.


En çok Çaykur tarafından 1980’li yıllarda üretilen yeşil çayı severdim. O yıllarda Engindere’deki fabrikasında yılda bin ton yeşil çay üretilirdi. Fas’a ihraç edildiğini de biliyoruz. Sonra her nedense bu üretimden vazgeçildi; tabii ki Fas’a ihracattan da... Yıllar sonra Çaykur yeniden yeşil çay üretmeye başladı ama o eski çayın tadını bulmak mümkün değil.


1984 yılında çayda tekel kaldırılıp özel sektör işin içine girince, iç piyasayı bu sektöre kaptırdı Çaykur. Dolayısıyla da elinde kalmasın diye ihracata yönelmek zorunda kaldı. Özel sektörün öyle bir derdi yoktu. Onlar için iç piyasaya yeterliydi. Para gelsin de nasıl gelirse gelsin idi politikaları. Öyle ki, fabrikalarından bol miktarda kuru çay çeken firmalara büyük promosyonlar bile verdiler. Eski Genel Müdür Nejat Ural, Rusların ünlü Lada arabasını promosyon veren firmanın bile olduğunu söylemişti.


Bir bardak çay ikram etme yetkisi bile olmayan Çaykur bu rekabete nasıl dayansın?


Şimdi bir Çay Kanunundan söz ediliyor. Meclise sunulup sunulmadığını öğrenemedim. Bu da normal. Çünkü bu türden şeyler, son zamanlarda günü kurtarmak, bazı çatlak sesleri kısmak için kullanılıyor.


Bir çay kanununa ihtiyaç var mı? Var… En önemlisi de, bölgede yıllık üretimin yarıya yakınını satın alan özel sektörün acımasız tavrı. Başta fiyat konusunda, sonra da ödemeler konusunda eli mahkûm olan üreticilere kan kusturmaktadır. Tek çözüm, özel sektörün, açıklanan yaş çay fiyatının altında ürün satın alamaması ve yeni bir sezona girerken üreticiye tek kuruş borcu olmadan sezona başlamasıdır. Bunu yasal hale getirmek, yöneticilerin boynunun borcu olmalıdır.


İşte size çayla ilgili notlarım. Başka isterseniz bende daha neler var neler?


Muhabbetle efendim!

 
Etiketler: SAHTE, AŞKLAR, VE, SAHTE, ÇAYLAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı