Reklamı Geç
YAZARLAR
BUNU HAYVANLAR YAPMIYOR
Tahir ORHAN
06 Temmuz 2020 - Pazartesi 21:34

Bugün başka bir yazı yazacaktım. Mabel Matiz ve bir kaşık suda koparılan fırtına olacaktı konumuz. Fakat malum korona virüsü salgını yüzünden uzun süredir gidemediğimiz bir yaylaya gidip de olanları görünce konumu değiştirdim.


Hıdırnebi, Trabzon’un Akçaabat ilçesi sınırları içinde kalan çok sevdiğimiz bir yaylamızdır. Misafirlerim gelirse, onları da ilk götüreceğim yayladır burası. 32 yıl çalıştığım TRT’nin bir televizyon verici istasyonu vardır bu yaylada. Bu yüzden çok iyi bildiğimiz Hıdırnebi Yaylası, evimizden tam 33 kilometre mesafede olduğu için çok da yakındır.


Epeydir gidemediğim için bayağı özlemişim. Dün gidip bu özlemimi giderdim. Araplar olmadığı için, sakin sayılırdı. Olsunlar, önemli değil ama onlar yüzünden başka kimsenin yüzüne bakmayan oradaki lokanta ve benzeri kuruluşlar, bu kez sadece yerlilere kalınca, oldukça müşfik davranıyorlardı. Bunu da bir kenara not edip asıl konumuza gelelim.


Engin çam, ladin ve gürgen ağaçlarının olduğu geniş yaylada bir sakin köşe bulup oraya kurulduktan sonra bir şeyler yiyip, semaverimizde demlediğimiz nefis Rize çayını da içtikten sonra, her zaman yaptığım gibi uzunca bir yürüyüşe çıktım. Gördüklerimi fotoğrafladım, ayrıca da video çekimleri yaptım. İnanın burada size göstersem, mideniz kaldırmaz. Bunu insanlar yapamaz. Yok bu cümle olmadı, İnsan olan bunu yapamaz; çünkü bunu hayvanlar yapmıyor.


Bu konu, hiç gündemimizden düşmediğine ve hala düzelmediğine göre, buradan bir başka teklifte bulunmalıyız.


Bir kere bu yaylaların mutlaka bir kullanım planı olsun. Yani nerelere insanlar girebilecek, nerelere girmemeleri gerekir bunun belirlenmesi lazım. Çünkü zaten çok az kalan ormanlarımızı ancak böyle koruyabiliriz. Ayrıca buralar çok sıkı denetlenmeli, etrafı kimselerin kirletmesine asla izin verilmemelidir. Orada yiyip içebilirsiniz ama artıklarınızı oralara gelişigüzel atmamalı, temizleyip yanınıza alarak bir çöp bidonuna atmalısınız. Bunu yapmayanlar ve ısrarla çevreyi kirletenler için teklifime gelince o da şudur:  


Bunlar tespit edilmeli ve en yakın hayvanat bahçesine götürülüp oradaki hayvanların yaşantısı onlara gösterilmelidir. En çok da aslan… “Aslan yattığı yerden bellidir” ne demektir gözleriyle görsünler.


Örceki hafta sonu üniversite giriş sınavı vardı


Her yıl olduğu gibi bu yıl da sınav soruları üzerine bazı spekülasyonlar oldu. Eski yıllarda yanlış soru üzerinde durulurken, bu sınavda sorulan bir sorunun, uçuk bir sanatçının şarkı sözüne atıfta bulunması, fırtına kopardı.


“Gözünün gördüğüyle gönlünün bildiği bir olmayan” nakaratlı şarkı sözü, Sezen Aksu’ya ait. Şiir olarak da, şarkı olarak da berbat. Şiir demek için bin şahit ister, şarkı sözü olur mu bundan? Olur. Çünkü son zamanlarda bunlar prim yapıyor. Şarkı dediğin, kulağa hitap ederken ruha da dokunacak. Bu yenilerde bunu bulmak mümkün değil. Şu beyit buna çok güzel gider:


Eski eş’arda dürbün ile mana görünür


Yeni eş’arda mana diye bir külfet yoktur


Şu demek olur: Eski şiirlerde anlam o kadar derindedir ki, onu ancak dürbün ile görürsün. Yeni şiirlerde ise anlam diye hiçbir şey yok, o kadar boş...


Bu soruyu hazırlayan hakkında soruşturma açılmış. Be kardeşim, yani soruyu hazırlayan kardeşim, üniversite sınavı için soru hazırlayabilecek kadar akıllı olduğuna göre, bu soru üzerine fırtına kopacağını hesap edemedin mi? O soru yerine bir başka soru koysaydın da bugün sen de, bağlı bulunduğun kurum da bu kadar yıpranmasaydı olmaz mıydı? Ülkenin bin tane derdi varken, bir de toplumun çok azı tarafından beğenilen bir kişinin derdiyle uğraşmasaydık daha iyi değil miydi?


Bir cümle de soru üzerine:


Soru o kadar uzun ki, bu mevsimde, bu koronalı günlerde üstelik yüzlerinde maske ile sınavda ter döken öğrencilere bu eziyet niye? Tamam bu mantık yürütme, muhakeme etme becerisini ölçen bir soru ama yine de bu kadar uzun olması doğru değil. Mesela sorunun yarıdan fazlasını oluşturan açıklamaya hiç gerek yoktu. Bu bölüm, şarkıyı dinlemiş olmak, albümü bilmek anlamına geliyor ki, pek çok öğrencinin bundan haberi olmadığına eminiz. Yerine başka bir soru konulsaydı demiştik zaten…


Son olarak, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde olanlar, “Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa” sözünü bir kez daha hatırlattı. Rize’de yeterince tartışıldığı için tekrar şeyler yazmaya gerek görmüyor, yalnızca konunun taraflarını akıl ve izana davet ediyoruz.


Muhabbetle efendim

 

Adınız
Yorumunuz
Hiç yorum yapılmamış.

Diğer Yazıları

BOĞAZİÇİ DİRENİYOR!
SİYASETİN DİLİ VE HADDEDEN SÜZÜLMÜŞ NEZAKET!
ŞİMDİ DE KADİR GECESİ İYİ Mİ?
RAMAZAN ARTIK ZENGİN AYI MI OLDU?
HAFIZÂ-İ BEŞER NİSYÂN İLE MALÛLDÜR
ZENGİNLİKTE YARIŞMAK MI HAYIRDA YARIŞMAK MI?
BİZİM İNSANIMIZIN CEHENNEMİ
ON GÜNLÜK YASAK YETERLİ Mİ?
CAVİT ÇAĞLAR BU HATAYA DÜŞMEMELİYDİ
NE ÇOK BİLENİMİZ VAR
ARINÇ KENDİ İRADESİYLE KONUŞMUŞ OLAMAZ MI?
ŞUŞA… KARABAĞ’IN KALBİ ŞUŞA AZAD OLUPDUR
KIBRIS VE ON YILLARA DAYANAN KIBRIS DAVAMIZ
BİR OKURUMUZ, İÇİMİZDEKİ ERMENİLERE DİKKAT ÇEKMEMİZİ İSTİYOR
KARABAĞ’A KADAR…
O ÖVGÜYÜ ÇOK HAK EDİYOR
HER YERE ATATÜRK İSMİ VERİLİNCE…
40’INCI YILINDA 12 EYLÜL DARBESİ
BEL ALTI YAZILARI
TERS ÇABA KURALI
SUBLİMİNAL MESAJ VE BİLİNÇALTIMIZ
BİR MÜZMİN MUHALİFİ YAZMAK DÜŞTÜ HİSSEMİZE
ÇOCUKLAR BELKİ BU İŞİ BAŞARABİLİR
İŞİ EHLİNE VERMEK BU KADAR MI ZOR
AYASOFYA-LOZAN-ATATÜRK
ŞOV İŞİNDE AMMA DA PARA VARMIŞ!
MEĞER NE ZENGİNMİŞİZ
EŞEĞİN AKLINA KAPRPUZ KABUĞU DÜŞÜRMEK
BEN BENDEN ÖNCEKİ PADİŞAHLARA BENZEMEM
GAZETECİLİĞİN RUHUNA EL-FATİHA
SAHTE AŞKLAR VE SAHTE ÇAYLAR
GAZETECİLİK NASIL YAPILIR?
MÜSLÜMANLIK BU MUDUR?
60’INCI YILINDA 27 MAYIS İHTİLÂLİ
BAYRAM GÜZELLEMESİ
ÖMER DÖNGELOĞLU VE SEVGİ DİLİ
ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK
LGBT - DİYANET İŞLERİ – ANKARA BAROSU
UEFA SAYI SAYMAYI BİLMİYOR GALİBA
EVDE KAL TÜRKİYE, OKU TÜRKİYE, YAZ TÜRKİYE…
CORONA GÜNLERİNDE TERÖR KALLEŞLİĞİ
YASAK BÜYÜK COŞKUYLA KARŞILANDI
BU DA GEÇECEK MUTLAKA