Ceyhun KALENDER DÜNYA DİLİ TÜRKÇE" KONULU KOMPOZİSYON YARIŞMASI
Yazı Detayı
14 Aralık 2021 - Salı 22:12
 
DÜNYA DİLİ TÜRKÇE" KONULU KOMPOZİSYON YARIŞMASI
Ceyhun KALENDER
[email protected]
 
 

Türk Eğitim-Sen'in Yunus Emre Yılı dolayısıyla düzenlediği "Dünya Dili Türkçe" konulu kompozisyon yarışmasına, "SES BAYRAĞIM, TÜRKÇEM" isimli yazımla katıldım.


Türk Eğitim-Sen’e Türkçenin gelişmesi, yaygınlaşması amacıyla yaptığı bu önemli çalışmasından dolayı teşekkürler…

 

“SES BAYRAĞIM, TÜRKÇEM

 

     
Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan, kendi kanunları içerisinde yaşayan, gelişen ve canlılık özelliği gösteren en temel iletişim aracıdır. Dil, aynı zamanda bir milleti var eden ve koruyan en temel unsurlardan biridir.

     
Milletler dilleriyle tarih sahnesinde var olmuşlardır. Daha doğrusu bir milletin yaşayabilmesi, geçmişle gelecek arasında bağ kurabilmesi konuştuğu dil sayesinde mümkündür.

     
Bunun içindir ki, milletler arasındaki mücadele aynı zamanda diller arasındaki sessiz bir mücadeleye dönüşmüş, verdikleri eserlerle birbirlerine üstünlük kurmaya çalışmışlardır.

     
Teknolojinin gelişmesi, internetin yaygınlaşmasıyla birlikte Batı dilleri bilimde, ticarette, iletişimde söz sahibi olmuş ve bunu dayanak alan Batılılar da kendi dillerinin diğer dillere karşı üstün olduğunu savunmuşlardır.

     
Bu rekabet içerisinde Türkçemize karşı da çeşitli olumsuz düşünceler ortaya atılmış; Türkçemizin yetersiz olduğu, zor öğrenildiği, bilim dili olmadığı ileri sürülmüştür. Biz Batılıların Türkçe üzerine ortaya koyduğu düşüncelerden ziyade, tarihi kaynaklara ve Türkçenin tarihi gelişimi sürecinde verdiği eserlere bakacağız.  

     
Türkçe zengin yapısıyla Ural – Altay dil grubunun Altay dilleri ailesindendir ve dünyada en çok konuşulan diller arasında yer alır.

     
Türkçe, bugün yaklaşık 12 milyon kilometre karelik geniş bir coğrafyada konuşulmaktadır. Ünlü Türkolog Radloff’a göre dünya dilleri arasında Türk dili kadar geniş bir alana yayılmış başka bir dil yoktur. Bu dilin etki alanı Bosna’dan Çin Seddi’ne, İran’dan Kuzey Buz Denizi’ne kadar geniş bir alanda kendisini göstermektedir.

     
Yapısı bakımından da Türkçenin başka dillerde olmayan birçok özelliği vardır. Türkçe yapısı bakımından sondan eklemeli ve sözcük türetmeli bir dildir. Bu ekleme esnasında köklerde herhangi bir değişiklik olmaz. Ayrıca Türkçenin çok zengin devrik cümle olanağına sahip olması, cümlenin öğelerini cümle içinde istediğiniz yere koyabilmenize imkan sunmaktadır. Oluşan yeni cümlenin anlamı bozulmazken, öğelerin yükleme uzaklık-yakınlık durumuna göre cümle yeni anlamlar kazanabilmektedir.

     
Bunun yanında bazı dil bilimciler de Türk diline, “deyimler dili” adını vermektedirler. Çünkü bir kelime etrafında oluşturulabilen onlarca deyim, anlatımda kolaylık ve derinliği aynı anda sunabilmektedir.

     
Türkçede her ses bir harfle yazılır. Bu sebeple duyduğumuz sesleri yazıya aktarmak Batı dillerinden daha kolaydır. Türkçede az kelimeye birçok anlam yükleyerek daha fazla bilgi aktarılabilmektedir. Dilimizin sahip olduğu bu özellikler, diğer dillerden daha kolay öğrenilmesini de sağlamaktadır.

     
Bu denli yaygın olarak kullanılan ve kendine has özellikleri olan Türkçe hakkında ünlü Fransız Türkolog Jean Deny: “Türkçe bir bilim dilidir.” saptamasını yapmıştır. Yine ünlü Alman dilbilimci Max Müller Türkçe hakkında şunları söylemiştir: “Türkçe bir dilbilgisi kitabını okumak, bu dili öğrenmek niyetinde olmayanlar için bile gerçek bir zevktir.” 1854 yılında yayımlandığı kitabında, “Türkçenin bilimselliğini” vurgularken, bu dili yaratan insan zekasına sonsuz hayranlık duyduğunu belirtmiş ve şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Yabancı sözcüklerden arındığında Türkçe kadar kolay, rahat anlaşılan ve zevk verici pek az dil vardır.”

     
Bu denli yaygın ve köklü bir dil olan Türkçenin gücünü, zenginliğini ortaya koyabilmek için izlenecek en iyi yöntem, onun kaynağına inmek, eski sözlü ve yazılı eserleri incelemektir.

     
Türkçemizin milattan önce dört bin yılına kadar uzanan eski ve köklü bir geçmişi vardır. Türkçe, tarihi seyri içinde yaygınlaşarak gelişmesi yanında birçok dili de etkilemiştir.

     
Türkçemizin bu gelişim sürecinde birçok sözlü ve yazılı eser oluşturulmuş, ancak Türklerin göçebe yaşam tarzından dolayı bu eserlerin bir kısmı tarih sahnesinden silinmiş, bir kısmı da ancak yabancı kaynaklarda yayınlanarak günümüze kadar ulaşabilmiştir..

     
Eski Türklerde  “koşuk” ismi verilen şiirler, bugünkü atasözlerinin ilk biçimi olan “sav”, ölüm törenlerinde üzüntüyü dile getirmek için söylenen “sagu” ve toplumu derinden etkileyen olaylar sonucunda halk arasında kendiliğinden oluşan “destan” sözlü edebiyatı oluşturmaktaydı.

     
Yaratılış Destanı, Siyenpi Destanı, Alp Er Tunga Destanı, Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Attila Destanı, Bozkurt / Göktürk Destanı, Ergenekon Destanı, Türeyiş Destanı, Göç Destanı günümüze ulaşan sözlü edebiyatımızın önemli örnekleridir. Bu destanlar Türk tarihi, Türk kültürü, yaşam tarzı hakkında bizi aydınlatırken Türkçemiz hakkında da bize önemli bilgiler sunmaktadır.

     
Türk edebiyatının ilk yazılı eserleri ise Yenisey yazıtlarıdır. Ancak bunlar tam olarak okunamadığı için Türk  edebiyatının ilk yazılı ürünleri, Göktürk alfabesi ile yazılan Orhun Yazıtları olarak alınmaktadır.

     
Olağanüstü olaylarla gerçek olayların birlikte anlatıldığı, Dede Korkut hikayeleri ise destandan halk hikayesine geçildiği dönemin eserleridir.

     
Türklerin İslam dinini kabul etmeye başlamasıyla birlikte, Türkçe üzerinde önemli bir Arapça ve Farsça etkisi görülmüştür.

     
Bu geçiş döneminde verilen en önemli eserler ise; Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divan-ı Lügat' it Türk, Yusuf Has Hacip tarafından yazılan Kutatgu Bilig, Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılan Divan-ı Hikmet ve Yüknekli Edip Ahmet tarafından yazılan Atabet'ül Hakayık’tır.

     
İslamiyeti kabul eden Türkler Selçuklular döneminde dil, kültür yönünden Arapça ve Farsçanın etkisi altına girmiş; Arapçayı “din ve bilim dili”, Farsça'yı “edebiyat ve devlet dili” olarak kullanmaya başlamışlardı.

     
Bu durum karşısında, Türkçemizin Arapça ve Farsça etkisine karşı en etkili ses Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yükseltilmişti.

     
Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277 yılında Konya’da ünlü dil fermanını yayınlayarak, Türkçenin yeniden devlet dili olmasını sağlamıştır. Mehmet Bey fermanında “Şimdengeru, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden gayri dil kullanılmaya... uymayanların boynu vurula....” diyerek Türkçemizin Anadolu’da yeniden önem kazanmasını sağlayan kişi olarak tarihe geçmiştir.

     
Bu fermanla birlikte artık Arapça ve Farsçanın hâkimiyeti büyük ölçüde bitmiş, Türkçe yaygınlaşmıştır. Mehmet Bey’in fermanı Türk tarihi ve Türkçenin önemli mihenk taşlarından biridir. Bu olay, günümüzde 13 Mayıs Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.

     
13. yüzyılda Anadolu’da, Türkçe bir ses daha yükseliyordu: “İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendin bilmezsin/ Ya nice okumaktır.” İnsanların gönlüne ve aklına dokunan bu sözlerin sahibi, Türk’ün manevi dünyasında yüzyıllar boyunca iz bırakacak olan Türkçe şiirin öncüsü Yunus Emre’ydi.

     
Anadolu'da Türkçe şiirin öncüsü Yunus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmaya ve Anadolu'da büyük-küçük Türk Beylikleri'nin kurulmaya başladığı 13. yüzyıl ortalarından 14. yüzyılın ilk çeyreğine kadar yaşamış tasavvuf öncüsü ve halk şairidir. Ankara'nın Nallıhan ilçesindeki Taptuk Emre Dergâhında yetişmiştir ve şiirlerinin çoğunu da burada yazmıştır.

     
Yunus, duygu ve düşüncelerini Türkçe ifade edebilecek kadar Türkçe Dil Bilgisi’ne de hakimdi. Arapça ve Farsça kelimeleri ustalıkla Türkçeleştirmiş, aruz vezniyle yazdığı şiirlerinin birçoğunu Nasihatler Risalesi adlı kitabında toplamıştır.

     
Ayrıca Yunus’un Arapça ve Farsça kelimeleri Türkçeleştirmesi, onun sadece sözlü kültürü kullanan eğitimsiz biri olmadığını, halk kültürünün öğelerini ve konuşma dilini bilinçli bir şekilde de kullanabildiğini göstermektedir.

     
Anadolu’da sözlü kültürün etkin olduğu dönemler, Yunus Emre’nin de yaşadığı dönemi kapsamaktadır. Yunus Emre’nin şiirleri ise ölümünden bir asır sonra derlenmiştir.

     
Türkçe hafızamızın oluşmasında Yunus Emre’nin rolü büyüktür. Yunus Emre Horasan akımına bağlı, Hoca Ahmet Yesevi geleneğinden Türkmen bir derviştir. Sade, halk diliyle yazan Yunus, “Bu dünyadan gider olduk/ Kalanlara selam olsun/ Bizim için hayır dua/ Kılanlara selam olsun.” diyerek tasavvufi görüşündeki sadeliği de ortaya koymuştur.

     
Yunus Emre yazdığı Türkçe şiirlerle sadece yaşadığı çağa değil, bugüne ve gelecek zamanlara da ışık tutmaktadır. Yunus, Türkçemizin halk arasında sevilmesini ve yaygınlaşmasını sağladığı için kültürümüzün en önemli yapı taşlarındandır.

     
Yunus Emre,  sevgi yoluyla dünyada yasayan tüm insanların, hem kendileriyle hem kâinatla kaynaşmasını sağlayarak sonsuz yaşamda mutluluğu hedefleyen dünya görüşünü bütün insanlığa Türkçe anlatmıştır. Bunun içindir ki, Yunus’un diline “Dünya Dili Türkçe” diyoruz.
     

Yunus Emre adı, Türk ve Türkçeyi seven herkes için çok önemlidir. Şiirleri her devre hitap ettiği gibi her kuşağa da hitap etmektedir. Günümüzde Bizim Yunus’un (İskender Pala’nın bir romanında geçiyor) şiirlerini 6-7 yaşındaki çocuklar bile okuyup öğreniyor ve ezberleyebiliyorlar.    

     
Yunus'la birlikte Türkçemiz, daha geniş kitlelere ulaşmış ve halkın zevkine uygun bir hale gelmiştir. Bazı şiirlerinde aruz vezni kullanmış olsa da şiirlerinin birçoğunu Türkçe hece vezniyle yazmıştır. Türkçe hece vezniyle yazılan şiirler kısa zamanda yayılarak benimsenmiş, birçoğu ilahi olarak da söylenerek günümüze kadar ulaşmıştır.

     
Bütün bu ayrıntılardan sonra Türkçemizin bizim için ne kadar önemli olduğunu umarım daha iyi anlamışızdır. Türk Milleti’nin var oluşuna eş değer olan Türkçemiz konusunda vatandaşlara, yazarlara ve bütün kurumlara çok önemli görevler düşmektedir.

     
Öncelikle millet olarak Türkçe düşünmeliyiz, Türkçe konuşmalıyız, Türkçe yazmalıyız. Türkçesi varken yabancı dillerden dilimize geçen sözcükleri kullanmamalıyız. Bu, bütün yabancı sözcükleri dilimizden atalım anlamına gelmez. Yabancı dillerden dilimize geçmiş, ancak Türkçe dil yapısı içinde şekillenmiş, Türkçeleşmiş sözcükler artık bizimdir ve Türkçemizin bir parçasıdır. Dili sadeleştirmek anlayışı ile bu sözcükleri dışlamak dilimizin zayıflamasına sebep olur. Örneğin, Farsçadan dilimize geçen “guuşe” sözcüğü, Türkçe dil yapısı içerisinde şekillenmiş, köşeleşmiş, “köşe” şeklini almıştır ve artık Türkçemizin bir parçası olmuştur. Yine Arapların isim olarak kullanmadığı “Elif”, Türkçemizde bir elif gibi dik ve doğru duruşun sembolü olarak kızlarımızın ismini anlamlandırmaktadır.

       
Milli Eğitimin hazırladığı ders kitaplarında da Türkçe konusunda azami özen gösterilmelidir. Küçük yaşlarda dil konusunda kazandırılan bilinç, ileride verilebilecek uluslar arası eserlere de yansıyacaktır ve Türkçenin dünya dilleri arasında daha güçlü bir yer edinmesini sağlayacaktır.

     
Bunun farkında olan Mustafa Kemal Atatürk dil konusunda birçok çalışma yapmış, birçok geometri terimini Türkçeleştirdiği “Geometri Kitabını yazmış ve Türk Dil Kurumunu kurmuştur.

     
Belediyelerin de tabela, park ve bahçe isimleri konusunda daha fazla özen göstermeleri gerekmektedir. Yabancı isimlerin yoğun bir şekilde kullanılması, halk arasında zamanla kabul görebilmekte ve bu yabancı sözcükler Türkçe sözcüklerin yerini alabilmektedir.

     
Türkçemiz konusunda yazarlarımıza da büyük görevler düşmektedir. Yazarların romanlarda, hikayelerde kullandığı dil, bu yazarları benimseyen insanların da diline yansımaktadır. Bu akım, yeni bir konuşma tarzının ortaya çıkmasına da sebep olmaktadır. Bunun içindir ki, özellikle yazarların Türkçesi varken yabancı sözcükleri tercih etmemeleri gerekir.

     
Ayrıca unutulmaya yüz tutmuş, öz Türkçe sözcükler bulunup ortaya çıkartılmalı ve Türkçemize kazandırılmalıdır. Bu özen toplumun her kesimi tarafından gösterildiğinde, devlet de bu doğrultuda sağlam bir dil politikası geliştirdiğinde, inanıyorum ki Türkçemiz dünya dilleri arasında hak ettiği yeri alacaktır ve Türkçe bir dünya dili olacaktır.


“Türk demek Türkçe demektir. Ne mutlu Türk’üm diyene” M. Kemal Atatürk”

 
Etiketler: DÜNYA, DİLİ, TÜRKÇE", KONULU, KOMPOZİSYON, YARIŞMASI,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
20 Mayıs 2022
BENCE DE KISKANIYOR…
01 Mayıs 2022
BU İŞLER BAKAN ZİYA SELÇUK’TAN ÖNCE BÖYLE DEĞİLDİ!
17 Nisan 2022
RUSLAR UKRAYNA'DA NEDEN KAZANAMADI?
26 Mart 2022
KARMA EĞİTİM
28 Şubat 2022
BİR TEZKERE HİKAYESİ
02 Ocak 2022
ÖĞRETMENİN EL KİTABI
05 Aralık 2021
RİZE'DE MAÇ VAR AMA KİMSENİN HABERİ YOK!
24 Kasım 2021
HER SARSILDIĞIMIZDA, “İYİ Kİ ‘O’ VAR” DİYECEĞİZ
22 Ekim 2021
NEDEN VE NASIL DEMOKRASİ?
09 Eylül 2021
OKULLARDA TEST SONUÇLARININ POZİTİF ÇIKMASI DURUMUNDA NE YAPILMALI?
29 Temmuz 2021
ARTIK KİMSENİN DAYANMA GÜCÜ YOK!
18 Temmuz 2021
FELAKET GÜNÜ ÇEVRECİLİĞİ!
09 Temmuz 2021
MEMUR VE MEMUR EMEKLİLERİ HEDEFLENEN ENFLASYON KADAR MAAŞ ZAMMI GİRDABINA MAHKÛM OLMAMALI
04 Temmuz 2021
DOĞU KARADENİZ’DE TURİZME EL FATİHA…
17 Haziran 2021
ANDIMIZ İÇİN DAHA NE BEKLİYORUZ?
30 Mayıs 2021
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
13 Mayıs 2021
SİVİL TOPLUMDAN SİYASİ TOPLUMA…
25 Nisan 2021
25 NİSAN KIZILDERİLİ SOYKIRIMINI ANMA GÜNÜ”
23 Nisan 2021
KURTULUŞA GİDEN YOLDA TBMM’NİN AÇILIŞININ ÖNEMİ VE AYAKLANMALAR
15 Nisan 2021
DEĞERLER EĞİTİMİ!
30 Mart 2021
YALAN SANDIĞA SIĞMAZ!
17 Mart 2021
KİM, NASIL ANT İÇİYOR?
21 Şubat 2021
OKULLARDA KULLANILMAYAN BİLGİSAYAR VE TABLETLER ÖĞRENCİLERE VERİLSİN
04 Şubat 2021
PROMOSYON ÇAY ÜRETİCİSİNİN DE HAKKI…
29 Ocak 2021
MEB SINAV YAPMADI, ÖĞRETMEN BÜYÜK KAYIPTA… EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET!
14 Ocak 2021
100 PUAN, 100 PUAN, 100 PUAN…
07 Ocak 2021
SİVİL TOPLUM...
17 Aralık 2020
EKMEK KAVGAMIZ
10 Aralık 2020
WEBO'YA YAPILAN IRKÇI SALDIRI, İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ VE İNSAN HAKLARI GÜNÜ
07 Aralık 2020
DEMİRCİNİN KÖPEĞİ
30 Kasım 2020
UZAKTAN EĞİTİM SÜRECİNDE EN BÜYÜK SORUN,
20 Kasım 2020
OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİ BAKICI DEĞİLDİR!
14 Kasım 2020
ÖĞRETMEN YALVARMAZ, ÖĞRETMEN EL AÇMAZ
05 Kasım 2020
KAYIP BÜYÜK, HESAP YANLIŞ
24 Ekim 2020
BEN KİMİM?
19 Ekim 2020
ACABA NEDEN?
07 Ekim 2020
EĞİTİM-ÖĞRETİM NEDİR NE DEĞİLDİR?
17 Eylül 2020
TÜRKİYE KAMU-SEN BU YIL DA EN FAZLA BÜYÜYEN KONFEDERASYON OLDU
18 Temmuz 2020
ASLINDA NE OLMUŞTU?
22 Haziran 2020
KAÇAK ÇAY
26 Mayıs 2020
İNSAN, ŞEHİR VE ŞEHİRCİLİK
18 Mayıs 2020
SÜREÇ ARTIK GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN BİR YOLA GİRMİŞTİR
16 Mayıs 2020
İFTAR SOFRALARININ MALİYETİ CEP YAKIYOR
14 Mayıs 2020
ENGELLİ VATANDAŞLARIMIZI ANLAMAKLA YÜKÜMLÜYÜZ
09 Mayıs 2020
ÇAY DEYİP GEÇMEYİN!
29 Nisan 2020
KÜRESEL ISINMA NEDİR?
22 Nisan 2020
100. YILINDA O’NA BİR KERE DAHA MİNNET DUYGULARIMIZI BİLDİRİYORUZ
06 Nisan 2020
İnsanlığın Korkulu Rüyası Salgın Hastalıklar
20 Mart 2020
Ücretli Öğretmenler Çaresiz
17 Mart 2020
18 Mart Çanakkale Zaferi
23 Ocak 2020
ÜNİVERSİTELERDE GÖREV YAPAN İDARİ PERSONELE TAYİN HAKKI TANINMALIDIR.
14 Kasım 2019
“HAK MÜCADELESİNDE BEN DE VARIM” DİYORSANIZ…
03 Kasım 2019
HARCADIĞIMIZ HER KURUŞUN EN AZ DÖRTTE BİRİ VERGİYE GİDİYOR
29 Ekim 2019
BU KİBİR, BU İNAT, BU HASET NEDEN?
19 Ekim 2019
SATMAKLA DA BİTMEZ Kİ!
03 Ekim 2019
Turan Nedir? 3 EKİM TÜRK DÜNYASI
03 Haziran 2019
“BENİM ÇOCUĞUM YAPMAZ” DEMEYİN
27 Mayıs 2019
Lüküs Hayat
13 Mayıs 2019
Türkçe Resmiyetini 742 Yıl Önce Karamanoğlu Mehmet Bey İle Kazandı
08 Mayıs 2019
Ah Molla Molla
03 Mayıs 2019
3 Mayıs 1944 – Türkçülük Davası
07 Nisan 2019
Hele Bir Yürüyün de Yürüyüşünüzü Görelim
Haber Yazılımı