Ceyhun KALENDER İNSAN, ŞEHİR VE ŞEHİRCİLİK
Yazı Detayı
26 Mayıs 2020 - Salı 09:45
 
İNSAN, ŞEHİR VE ŞEHİRCİLİK
Ceyhun KALENDER
ceyhun@rizeninsesi.nET
 
 

Şehirler altı bin yıl önce keşfedildiğinden beri müthiş bir hızla büyüyor. Altı milyon yıllık tarihinin büyük bir kısmını aileleri ve yakın çevreleriyle yalıtışmış coğrafyalarda geçiren insanların şehirleri üretim fazlalarını takas etmek için kurdukları biliniyor. Kent yaşamına geçildikten sonra geçen zaman içinde şehircilik gelenekleri, mimari ve şehir kültürü de değişip gelişiyor.


Dünyadaki marka şehirlere bakıldığında, tarihi dokusunu koruyarak modern insanın da ihtiyaçlarına cevap veren, eğlenceli ve güvenli şehirler ön plana çıkıyor.


Peki her geçen gün nüfusunun daha da yoğunlaştığı şehirlerin başlıca hangi özelliklere sahip olması gerekir?

İnsanoğlu simetri sever, binaların boylarının mimari stillerinin aynı bölgelerde benzer olmasını sever. Örneğin İstanbul ve New York’taki gökdelenleri ele alalım. New York’ta bütün gökdelenler bir arada olduğu için kendi içinde tutarlı bir güzelliği var. Turistler bu yüksek binaların bir tarihi geçmişi, bir hikayesi olmasa da New York silüetinin fotoğrafını çeker.


Ama İstanbul’daki gökdelenlere bakarsak şehre rastgele serpiştirildiği için belediyenin bir şehircilik planı yapmadığı, ilk uyananın istediği yere gökdeleni diktiği izlenimi veriyor. Tabii ki bu gökdelenler şehre güzellik katacağına çıban gibi göz zevkimizi bozuyor. Hiçbir turistin özellikle gökdelenlerin fotoğrafını çektiğini gördünüz mü?


Tabii ki aşırı düzen de insana sıkıntı veriyor. Eski doğu bloku ülkelerindeki sıra sıra evler düzenli ama içinde bir dinamizm, mimarların kreatif hareket alanı yok; refah ve kültürü değil, dayatma ve tek tipleştirmeyi temsil ediyor.


Onun için yapmamız gereken Amsterdam, San Francisco gibi şehirleri örnek almak olmalı. Örneğin, bu şehirlerde bina yüksekliği ve genişliği belediye tarafından belirleniyor; düzen sağlanıyor ama bu sınırlar içinde mimarlara özgür alan açılıyor. Binanın stilini, rengini vs. mimarlar özgürce belirliyor. Güzellik; kaos ve sıkıcılık arasındaki noktada gizli.


Az önce Amerika örneğini vermiştik. Her şeyi doğru yaptıklarını düşünmeyin. Amacımız her şehir planlamacılığının doğru olan kısmını almak olmalı, doğrusu ve yanlışıyla birebir kopya edersek, tarihimizden, kültürümüzden bize miras kalan doğru şehirciliği buna feda edersek köksüz bir kötü taklitten öteye gidemeyiz. ABD, banliyö yaşam ve AVM kültürüyle önce mahalleleri yok etti, şehir plancılığında dairesellik, meydan merkezli yapmayarak da caddelerini yok etti. Sonunda ıssız, insansı, insanların sevimli görünen evlere ve arabalara hapsolduğu, enerjisi düşük, kişiliği olmayan, yalnız şehirler ve antidepresana muhtaç vatandaşlar yarattı...  


Sevdiğimiz, içinde olmak istediğimiz caddeleri bir düşünelim. Bu caddelerde yürüyüş hizasında marketler, kafeler, mağazalar, kitapçılar görürürüz. Hemen üst katlarda ofisler, apartman daireleri vardır… Örneğin (maalesef eskide kalan) İstiklal Caddesi:


Bizler; hayatı ve en önemlisi insanı, toplu yaşamı seven bir toplumuz. Ailemiz, akrabalarımız, komşularımız, mahallemiz, esnafımız, hemşehrilerimiz, vatanımız… Kötü şehir altyapısı ve çocuklarımız için sokak güvensizliği sebebiyle bizi kapısında bariyerli, 20 katlı sitelere mahkum eden bir şehirciliğe razı mıyız?


Artık güzel mahalle kültürümüzün yerini rezidans ve AVM’ler aldı, maalesef. Kopyala-Yapıştır mantığıyla aynı markaların ısıtılıp ısıtılıp yeniden önümüze sunulduğu, yerel hiçbir butiğin, manavın kasabın, kitabevinin, kafenin yer bulamadığı, komşuluk ve mahalle sakinliğinin o sıcak ilişkisinin müşteri eksenli para ilişkisine indirgendiği yerlerdir AVM’ler. Tabii ki olması gereken yerler vardır ama mahalle dokusunu yıkma pahasına değil…


Böyle giderse bizi biz yapan, bizi diğer kültürlerden ayrıcalıklı kılan bütün güzelliklerimizi kaybetmiş olacağız.


Meydanlar şehirlerin kalbidir. Hepimiz insanız, çevremizde insan görmeye ihtiyacımız var. Meydanlar, insanların doğal buluşma alanıdır. Demokrasilerin merkezidir. Canlıdır. Meydanlar şehirlerin kimliğidir. Bugün İzmir’deki Konak Meydanı ya da İstanbul’daki Taksim Meydanı şehirlerin karakterini temsil eder. Onun için çok büyük özenle planlaması yapılmalıdır. Kültürel ve sosyal aktiviteler için de doğal sahne olan meydanların yerel ekonomiye ciddi katkıları vardır. Çevresindeki emlak fiyatlarını da artırır. Merkezi bir çekim noktası yaratır.


İyi tasarlanmış şehirler meydanları şehrin ağırlık merkezi yapar. Hayat buraya akar. Günümüzde şehirler ulaşım kolaylığını önceliklendirmek amacıyla mazgal tipi tasarlanıyor. Bu inanılmaz büyük bir hata. Zira, insanların bir meydanda toplanmasına vesile olmazsanız, ne sokakta insan görürsünüz, ne sokak sanatçıları ne de yaşayan şehirler.


Ünlü yazar Joseph Campbell ne güzel söylemiş:


“Bir toplumun neye inandığını görmek isterseniz, ufuktaki en yüksek binaların hangi işlere adandığına bakın.” 


Şu anki şehircilik anlayışımız milletimizin değerlerinden uzak, birkaç çıkar odağına hizmet eder nitelikte, maalesef. Yoksa, örneğin, güzeller güzeli Dolmabahçe Camiimize bir gökdelenin tepeden bakmasına izin vermezdik.


Başka bir şehre geldiğinizi nasıl anlarsınız? Her köşe başında olan zincir kafeler ya da mağazaların bizi heyecanlandırmayacağı aşikar. Şehrin sihri oradaki yerel dükkanlarla, restoranlarla, sanat galerileriyle, tarihi dokusuyla ortaya çıkar. İyi şehir yönetimi de bir şehri diğer kentlerden ayıran özellikleri öne çıkarabilmekle olur.


Arabalarımız bizler için ilave özgürlük alanı olmalı. Günlük hayatımızı yaşayabilmemiz için bir protez değil. Peki, bunu nasıl başarabiliriz?


İnsanların yürümesi için arabadan daha iyi bir deneyim yaşatmalıyız. Bunun için de aşağıdaki 4 meseleyi çözmeliyiz.


1) Yürüyüşü konforlu yapmalıyız. Yürünecek güzel kaldırımlar ve doğru sokak altyapısını sağlamalıyız.


2) İnsanların yürümesi için bir sebep vermeliyiz. Yürünebilecek mesafede okullar, dükkanlar, sağlık merkezleri, kafeler ve toplu taşım durakları olmalı.


3) Yürüyüş yolları hem güvenli olmalı hem de güvenli hissedilmeli.


4) Yürüyüş parkuru cazip olmalı. Bunu da büyük ölçüde yerel işletmeleri destekleyerek yapmalıyız. Her köşe başında gördüğümüz zincir mağazaların yanından yürümenin bir cazibesi yok


Ama en güzeli daha en başta yaya odaklı bir şehircilik yapabilmekte. 


İnsan biyolojisinin en büyük başarılarından biri taşımacılıktır. Vücüdumuzda 100 bin kilometre damar var. Dolaşım sistemimizin başarılarından esinlenmemiz gereken iki konu  var.


Birincisi damarlarımızın 3 boyutlu yayılımları var:


Bizim de sadece yüzeyden giden yollardan değil, yer altından ve yer üstünden giden alternatif kanallara ihtiyacımız var. Örneğin İstanbul taşımacılığının sadece 10’u yer altından oluyor. 5’i denizden oluyor.


Biyolojiden öğreneceğimiz diğer bir esin kaynağı da alyuvarlardır. Oksijen taşıyan alvuyarlar, karaciğerin ya da midenin alyuvarı değildir. Bütün vücudun ortak kullanımına açıktır. Oksijeni bir organa taşıdıktan sonra başka organa hizmet ederler. Unutmayalım ki alyuvarlar paylaşım ekonomisi sayesinde yüzde 95 kapasite ile çalışıyor.


Toplu taşım ve paylaşılan araçlar çok daha verimlidir. Herkesin kendi arabasını satın aldığı, 2 saat kullanıp 22 saat aracın atıl kaldığı bir sistem verimli olamaz.


Ayrıca arabalara harcadığımız paranın yüzde 85’i yerel ekonomide kalmıyor. Halbuki toplu taşım yerel ekonomiyi geliştirmek açısından da çok önemlidir.


Peki, bir Türk şehri nedir? Hiç düşündük mü? Nasıl olmalıdır? Dünyadaki diğer birçok kültürlerden hangi özelliklerle ayrılır?


Binlerce yıllık kültürümüzle yoğrulmuş, olmazsa olmazlarımızı önce incelemeli ve bunlardan ders çıkarmalıyız.


Tarihimize bakarsak şehirlerimizde hakim iradenin, yani devletin baskınlığı gözümüze çarpmaz. Buna bakıldığında şu an yapılan sarayların, bakanlık binaların gösterişli hali bizim kültürümüzle bağdaşmamaktadır.


Şehirlerimizde yollarımız, meydanlara çıkar. Bu meydanlarda yönetim unsurları, camiler ve dükkanlar vardır. Şehrin kalbi meydanlarda atar.


Şehirlerimiz doğayla savaşmaz. Onunla bütünleşir, ona saygı duyar. Örneğin deniz kenarındaki şehirlerimiz kıyıya dik kurulur ki rüzgarlar içerilere girebilsin.


Ayrıca eski Türk evlerine dönülmeli, buna göre şehirler imar edilmelidir. Türk evlerinde hayatın büyük bölümünün geçtiği, sokaktan ayrılmış avlular vardır. Avlular neden önemlidir?


Doğal aydınlatma ve havalandırma sağlar. Mekanları birbirine bağlar ve birbirinden ayırır. Ekstra yaşam alanı sağlar. Bahçe atmosferi sağlar. Mahremiyet sağlar.


Türk evleri cumbalı ve kanatlı ahşap yapılardır. Cumbalar çok geniş bir manzara olanağı sağlar. Sokakta oynayan çocuklarımızın takibine fırsat verir. Sıcak günlerde evi güneşten korur. Ve pencereler de sokakla odaların etkileşimini sağlaması için alçak yapılmıştır. Cumba stili marka olacak mahallelerde belediyeler tarafından teşvik edilmelidir.


İnsanları mutlu edecek yaşam biçimi binlerce yıldır değişmedi.


Hepimiz komşularımızın bizi kolladığı, çocuklarımıza tüm mahallenin sahip çıktığı, yürüyerek hayatımızı idame ettirebildiğimiz ve sokakları cıvıl cıvıl olan, hayat kokan şehirler hayal ediyoruz. Böyle güzel şehirler kurmak hiç de zor değil. Yeter ki bu vizyonda yöneticilerimiz olsun.


İşte böyle bir Rize’de yaşamak hepimizin en büyük hayali değil mi?


İlk etapta zor gibi görünse de, eğer buna inanan yöneticiler ve bunun için çaba gösteren bir halk varsa yakın bir gelecekte hayata geçmesi hayal değil.

 
Etiketler: İNSAN,, ŞEHİR, VE, ŞEHİRCİLİK,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
09 Eylül 2021
OKULLARDA TEST SONUÇLARININ POZİTİF ÇIKMASI DURUMUNDA NE YAPILMALI?
29 Temmuz 2021
ARTIK KİMSENİN DAYANMA GÜCÜ YOK!
18 Temmuz 2021
FELAKET GÜNÜ ÇEVRECİLİĞİ!
09 Temmuz 2021
MEMUR VE MEMUR EMEKLİLERİ HEDEFLENEN ENFLASYON KADAR MAAŞ ZAMMI GİRDABINA MAHKÛM OLMAMALI
04 Temmuz 2021
DOĞU KARADENİZ’DE TURİZME EL FATİHA…
17 Haziran 2021
ANDIMIZ İÇİN DAHA NE BEKLİYORUZ?
30 Mayıs 2021
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
13 Mayıs 2021
SİVİL TOPLUMDAN SİYASİ TOPLUMA…
25 Nisan 2021
25 NİSAN KIZILDERİLİ SOYKIRIMINI ANMA GÜNÜ”
23 Nisan 2021
KURTULUŞA GİDEN YOLDA TBMM’NİN AÇILIŞININ ÖNEMİ VE AYAKLANMALAR
15 Nisan 2021
DEĞERLER EĞİTİMİ!
30 Mart 2021
YALAN SANDIĞA SIĞMAZ!
17 Mart 2021
KİM, NASIL ANT İÇİYOR?
21 Şubat 2021
OKULLARDA KULLANILMAYAN BİLGİSAYAR VE TABLETLER ÖĞRENCİLERE VERİLSİN
04 Şubat 2021
PROMOSYON ÇAY ÜRETİCİSİNİN DE HAKKI…
29 Ocak 2021
MEB SINAV YAPMADI, ÖĞRETMEN BÜYÜK KAYIPTA… EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET!
14 Ocak 2021
100 PUAN, 100 PUAN, 100 PUAN…
07 Ocak 2021
SİVİL TOPLUM...
17 Aralık 2020
EKMEK KAVGAMIZ
10 Aralık 2020
WEBO'YA YAPILAN IRKÇI SALDIRI, İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ VE İNSAN HAKLARI GÜNÜ
07 Aralık 2020
DEMİRCİNİN KÖPEĞİ
30 Kasım 2020
UZAKTAN EĞİTİM SÜRECİNDE EN BÜYÜK SORUN,
20 Kasım 2020
OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİ BAKICI DEĞİLDİR!
14 Kasım 2020
ÖĞRETMEN YALVARMAZ, ÖĞRETMEN EL AÇMAZ
05 Kasım 2020
KAYIP BÜYÜK, HESAP YANLIŞ
24 Ekim 2020
BEN KİMİM?
19 Ekim 2020
ACABA NEDEN?
07 Ekim 2020
EĞİTİM-ÖĞRETİM NEDİR NE DEĞİLDİR?
17 Eylül 2020
TÜRKİYE KAMU-SEN BU YIL DA EN FAZLA BÜYÜYEN KONFEDERASYON OLDU
18 Temmuz 2020
ASLINDA NE OLMUŞTU?
22 Haziran 2020
KAÇAK ÇAY
18 Mayıs 2020
SÜREÇ ARTIK GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN BİR YOLA GİRMİŞTİR
16 Mayıs 2020
İFTAR SOFRALARININ MALİYETİ CEP YAKIYOR
14 Mayıs 2020
ENGELLİ VATANDAŞLARIMIZI ANLAMAKLA YÜKÜMLÜYÜZ
09 Mayıs 2020
ÇAY DEYİP GEÇMEYİN!
29 Nisan 2020
KÜRESEL ISINMA NEDİR?
22 Nisan 2020
100. YILINDA O’NA BİR KERE DAHA MİNNET DUYGULARIMIZI BİLDİRİYORUZ
06 Nisan 2020
İnsanlığın Korkulu Rüyası Salgın Hastalıklar
20 Mart 2020
Ücretli Öğretmenler Çaresiz
17 Mart 2020
18 Mart Çanakkale Zaferi
23 Ocak 2020
ÜNİVERSİTELERDE GÖREV YAPAN İDARİ PERSONELE TAYİN HAKKI TANINMALIDIR.
14 Kasım 2019
“HAK MÜCADELESİNDE BEN DE VARIM” DİYORSANIZ…
03 Kasım 2019
HARCADIĞIMIZ HER KURUŞUN EN AZ DÖRTTE BİRİ VERGİYE GİDİYOR
29 Ekim 2019
BU KİBİR, BU İNAT, BU HASET NEDEN?
19 Ekim 2019
SATMAKLA DA BİTMEZ Kİ!
03 Ekim 2019
Turan Nedir? 3 EKİM TÜRK DÜNYASI
03 Haziran 2019
“BENİM ÇOCUĞUM YAPMAZ” DEMEYİN
27 Mayıs 2019
Lüküs Hayat
13 Mayıs 2019
Türkçe Resmiyetini 742 Yıl Önce Karamanoğlu Mehmet Bey İle Kazandı
08 Mayıs 2019
Ah Molla Molla
03 Mayıs 2019
3 Mayıs 1944 – Türkçülük Davası
07 Nisan 2019
Hele Bir Yürüyün de Yürüyüşünüzü Görelim
Haber Yazılımı