Bircan ŞAKİR ÇELİK TÜRK KENEŞİ
Yazı Detayı
04 Mayıs 2021 - Salı 13:46 Bu yazı 380 kez okundu
 
TÜRK KENEŞİ
Bircan ŞAKİR ÇELİK
 
 

Türk lafzının bugünkü manasına erişmesinde yadsınamaz payı olan büyük mütefekkir Ziya GÖKALP’in dizeleriyle başlamak uygun düşer:


“Deme bana Kayı, Oğuz, Osmanlı /  Türk’üm bu ad her sıfattan üstündür…


 Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı / Türk milleti bölünmez bir bütündür…”

 

FANİYE DEĞİL KANİYE KUTSALLIK


Yakın veya uzak tarihin her safhasında ismini burada birkaç satıra sığdıramayacağımız nice faniler geçti, Türk milletinin bölünmez bütünlüğünü siyasi ve içtimai olarak nihayete erdirmek uğrunda ter döken.


Eylem adamı olmak kolay değildir belki ama bizler birçok fikir hareketini, mensubu oldukları değerleri yüceltmek uğruna ve doğru bildiklerini umuma yayarken bir düzen tesis etmek adına mevcut düzenle mücadele içinde olan insanlardan tanırız. Ancak Türklük ve Türk Dünyasının bir çatı altında birleşmesi fikri bu bağlamdan ayrılır. Nedenine gelecek olursak Türklük şuuru Türk milletinin yaşadığı topraklar üzerinde eyleme geçmekte çok geç kalmış hatta hâkir görülmüş bir terminolojinin ardından, Türkoloji fikriyatın gelişmesiyle gün yüzüne çıkmıştır.


Milliyetçilikten bağımsız olarak ve yanlış bir minvalde “faşizm” le karıştırılan Türkçülük fikri, günümüzde olgunlaşan manasını 18. yy’ da Rusya toprakları içinde doğmuş olan Yusuf AKÇURA’ yla başlatabiliriz. Aynı dil, tarih ve kültür dairesinde yaşayan insanları aynı millete dahil eden Akçura, Batı’nın çizdiği “ırk” tanımını kapsam olarak genişletmiştir.


Birleştirici bir fikri temele dayandırılması gereken millet tanımı, Akçura’da kendini bulmuş ve bir çatı mahiyetinde kendini bu millete mensup hisseden herkesi kuşatmıştır. Bu anlamda Türk fikriyatına hizmet etmiş ve başta da söylediğimiz gibi adlarını burada saymakla bitiremeyeceğimiz birçok mütefekkir bu birleştiricilikten bir an olsun vazgeçmemiş bunun yanında eylemden çok fikriyatın gelişmesine katkıda bulunmuştur. Belki de o nedenledir ki Türkloloji bilimsel alanda daha geniş bir yelpazeye yayılmıştır.


TÜRK KONSEYİ


Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının ardından hızla artan bir şekilde dünyada yerel, bölgesel ve uluslararası birçok kuruluş ortaya çıkmıştır. Bunların bazıları hükümetler üstü ve mensubiyeti olan hükümetleri bağlayıcı kararlar alabilen kuruluşlardır. En bilinenlerin başında Avrupa Birliği gelmektedir.


2009 yılı Türk Konseyi fikrinin miadı olarak kabul edilmektedir. Kimilerine göre “Çağımızın Dede Korkut’u” olarak adlandırılan dönemin Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan NAZARBAYEV’in girişimleriyle, Azerbaycan toprakları içerisindeki Nahcivan Özerk Bölgesi’nde imzalanan “Nahcivan Anlaşması” bir Türk Konseyi kurulmasını ve üye ülkelerin birbirleriyle iyi komşuluk, ekonomik, sosyal ve siyasal iş birliği geliştirmesini öngörmüştür.


Teşkil ettiği komiteler bakımından Türkistan Bozkır Kültürüne atıfta bulunan Türk Keneşi, geldiğimiz noktada günden güne büyüyerek gelişmiştir. Kurucu ülkeler olan Kazakistan, Azerbaycan, Kırgızistan ve Türkiye’ye daha sonra Özbekistan üye olarak ve yakın zamanda Macaristan da gözlemci ülke olarak katılmıştır. Bilimsel, sosyal, kültürel ve ekonomik alanda fersah fersah yol kat eden Türk Keneşi için geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ifadesinde önemli bir adım atılacağının sinyalini verdi: “Artık konseyimizi uluslararası bir kuruluş olarak adlandırmanın vakti geldi. Bunu da İstanbul’daki buluşmamızda gerçekleştireceğimize inanıyoruz.”


Türkçe Konuşan Ülkeler İşbirliği Örgütü olarak kurulmuş olan ve Türk milletinin yaşadığı topraklar üzerinde Sovyetlerin tarumar ettiği kültür birliğini tesis etmekte önemli bir yol kat eden Türk Keneşi, uluslararası bir örgüt mahiyetine büründüğünde bunun bir sonraki aşaması hükümetler üstü bir örgüt niteliği kazanmasıdır. Bilimsel olarak olgunlaşmış olan Türk Birliği fikri artık içtimai alanda da hazır hale gelmiştir anladığımız kadarıyla.

 
Etiketler: TÜRK, KENEŞİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı