“Bir Şey Olmaz” Diyenlerin Ülkesi
Türkiye’de siyaset artık fikirlerin yarıştığı bir alan değil; herkesin kendi çıkarı için raylardan parça söktüğü bir istasyona dönüştü.
Kimisi bir vida söküyor,
kimisi bir cıvata gevşetiyor,
kimisi de bütün sistemi çürüten o küçük hırsızlığı “normal” diye savunuyor.
Haner/Yorum: Mustafa Barış ÖZTÜRK
Ve herkes aynı cümleyi kuruyor:
“Bir şey olmaz…”
Oysa toplumları çökerten şey büyük felaketler değil;
küçük çürümelerin alışkanlığa dönüşmesidir.
Rusya’nın ücra bir köyünde anlatılan eski bir hikâye tam da bunu anlatıyordu.
Rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü sorgu odasındaydı.
Müfettiş öfkeyle sordu:
“Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?”
Köylü sakince cevap verdi:
“Sadece bir vida beyim… Oltama ağırlık yapması için lazım. Hem herkes yapıyor. Birini sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik; yük dağılır, tren devrilmez.”
Müfettiş daha da sinirlendi:
“Muhtar görmüyor mu bunu?”
Köylü omuz silkti:
“Görmez olur mu? Karakolun kapısındaki kilidi bile bu vidalardan yaptırdı.”
Sonra durdu…
Ve aslında bütün hikâyenin özeti olan o cümleyi kurdu:
“Mesele para değil beyim… Mesele alışkanlık. Çocukken ahlakı öğretmezseniz, büyüyünce cebimiz para görse bile biz yine vida sökmeye devam ederiz.”
Müfettiş dehşet içinde raporunu yazmak için başkente giden trene bindi.
Camdan dışarı bakarken kendi kendine mırıldandı:
“Bu çürüme bir gün felakete dönüşecek…”
Tam o sırada ray kenarında elinde iki vida tutan küçük bir çocuk gördü.
Çocuk gülümseyerek trene el sallıyordu.
Müfettiş bağırdı:
“Treni durdurun!”
Ama artık çok geçti.
Çocuk fizik bilmiyordu.
“Bir söküp bir bırakma” hesabını da bilmiyordu.
Sadece büyüklerinden gördüğünü yapmıştı.
Bu kez iki vidayı birden sökmüştü.
Ve tren devrildi.
Cehaletin ektiği tohumu, adaletsizliğin suladığı yerde felaket büyütmüştü.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında yaşanan kriz de tam olarak böyle okunmalı.
Bu mesele sadece bir koltuk kavgası değil.
Kurultay tartışmaları…
“Delege satın alma” iddiaları…
Mahkeme koridorlarına taşınan hesaplaşmalar…
Parti binaları önündeki polis görüntüleri…
İcra kararıyla koltuğa oturma tartışmaları…
Milletvekillerinin saf değiştirme hesapları…
Bunların her biri raydan sökülen birer vida gibi.
Kimisi “siyasette bunlar normal” diyor.
Kimisi “bizim taraf kazansın da nasıl kazanırsa kazansın” diye bakıyor.
Kimisi de hukuku ve parti kültürünü sadece işine geldiğinde hatırlıyor.
Oysa asıl çürüme tam burada başlıyor.
Çünkü siyasi partiler sadece seçim kazanarak ayakta kalmaz.
Kurumsal ahlakla ayakta kalır.
Demokrasi kültürüyle ayakta kalır.
Hukuka sadakatle ayakta kalır.
Bugün kendi tarafının yanlışını alkışlayanlar, yarın o yanlış büyüdüğünde itiraz edecek zemin bulamaz.
Dün “değişim” diye savunulan yöntemler, yarın başka bir grubun elinde tasfiye aracına dönüşür.
Bugün mahkemeyle gelen güç, yarın başka bir mahkemeyle gider.
Çünkü raydan sökülen her vida, sadece bugünü değil; yarını da çürütür.
Asıl tehlike ise toplumun olaylara artık “haklı kim?” diye değil, “bizden mi değil mi?” diye bakmasıdır.
İlke ikinci plana düşüyor.
Tutarlılık kayboluyor.
Ahlak bile taraflara göre şekil değiştiriyor.
Bu yüzden yaşanan kriz yalnızca CHP’nin krizi değildir.
Bu, Türkiye siyasetinin ortak hastalığıdır.
Bir taraf kendi yanlışını “strateji” diye anlatıyor.
Diğer taraf rakibinin yanlışını “demokrasi mücadelesi” diye pazarlıyor.
Ama herkes aynı raydan vida söküyor.
Sonra da ülke neden sarsılıyor diye şaşırıyoruz.
Oysa toplumlar bir gecede çökmez.
Önce kurumların itibarı aşınır.
Sonra hukukun ağırlığı kaybolur.
Sonra ahlak “saflık” sayılır.
En sonunda da herkes aynı enkazın altında kalır.
Ve işin en acı tarafı şudur:
Treni devirenler çoğu zaman kötü insanlar değil;
“Bir şey olmaz” diyen sıradan insanlardır.
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
İlginizi Çekebilir





Trend Haberler
RİZE'DE ARAÇTA KALP KRİZİ GEÇİREN MUHTAR HAYATINI KAYBETTİ




Son Haberler
RİZELİ HOCAYA YENİ GÖREV



