Rizenin Sesi
Rizenin Sesi
Yağmur
Rize · 20°C
Bizi Takip Edin
21 Aralık 2025 - 10:23

Bu Sorun Polisle, mahkemeyle, cezaevleriyle tek başına çözülemez.

Bazı zehirler insanı öldürmez; sadece sevmeyi, inanmayı, güveni ve tutunmayı unutturur.

0 Okunma 0 Paylaşım
Bu Sorun Polisle, mahkemeyle, cezaevleriyle tek başına çözülemez.

Bir zamanlar uyuşturucu denince akla dağlar tepeler tarlalar gelirdi. Tarlalarda afyon çiçekleri, güneşin altında olgunlaşan bitkiler vardı…

Şimdi ise dışı parlayan güzel gözüken ama içi zehirle dolu sahte hayatcıklar ve sahte insanların olduğu bambaşka bir manzaradayız: laboratuvar masaları, kimyasal bidonlar ve üzerinde uyarı işareti bile olmayan şişeler.

Sentetik uyuşturucu ucuz.
Çünkü toprağa ihtiyacı yok. Mevsime, güneşe, emeğe ihtiyacı yok.
Ucuz olduğu için de yaygın. Fakire de ulaşıyor, zengine de. Mahalleye de düşüyor, kampüse de.

Bu artık “uyuşturucu” değil; seri üretim bir felaket.

Kimyasal olduğu için fiyatı düşük.
Fiyatı düşük olduğu için erişimi yüksek.
Erişimi yüksek olduğu için etkisi kitlesel.

Ve evet, bu maddelerin ana bileşenlerinin önemli bir kısmı Çin ve Hindistan’dan dünyanın dört bir yanına yayılıyor.
Bir zamanlar İngiltere, Çin’i afyonla zehirlemişti. Afyon Savaşları, sadece ticari bir kavga değil; bir toplumun bilincinin teslim alınmasıydı.
Bugün ise afyon yok. Yerini sentetik maddeler aldı. Daha hızlı, daha öldürücü, daha sessiz.

Uyuşturucu beynin ahlakını bozmaz; beynin karar verme yeteneğini yok eder.
Önce ödül sistemini ele geçirir. “Mutluluk” dediğimiz duyguyu gasp eder. Dopamin artık normal hayatta salgılanmaz.
Sevmek yetmez. Başarmak yetmez. Umut etmek bile anlamsızlaşır.
Sonra hafıza çöker.
Ardından empati.
En sonunda irade.

İnsan kötü olduğu için kullanmaz; kullandığı için kötüye dönüşür.
Vicdan sessize alınır. Risk algısı kapanır. Ölüm bile sıradanlaşır.

Sentetik uyuşturucu, vücudu içeriden kemiren bir asit gibidir.
Kalp ritmi bozulur.
Karaciğer kendini yenileyemez hale gelir.
Böbrekler susar.
Bağışıklık sistemi çöker.
Kalp artık sevmez…

Ama asıl yıkım dışarıdan görünmez:
Uyku gider.
Açlık gider.
Yaşama isteği gider.

Son dönemde adını sıkça duyduğumuz Zivazen, uyuşturucu bile sayılmaz; bu, insan bedenine karşı işlenmiş kimyasal bir saldırıdır.
Kullananı öldürmez; canlı canlı eritir. Et kemikten ayrılır, çene düşer, ayak çürür, kol kararır.
Aynaya bakan insan kendini tanıyamaz.

En korkuncu şudur: Bu madde sinir uçlarını uyuşturduğu için acıyı da susturur.
Vücut çürürken beyin “bir şey yok” sanır.
Çöküş sessizdir.
Zivazen sadece hayatı söndürmez; insanı, insana benzeyen bir enkaza çevirir.
Bu artık bağımlılık değil, bedenin geri dönüşü olmayan tasfiyesidir.
İnsan hayatta kalır… ama yaşamaz.

Peki Bu Bir Biyolojik Savaş mı?
Tank yok.
Uçak yok.
Füze yok.
Ama sonuç aynı:
Bir kuşak sakat bırakılıyor.
Silah yerine madde
Cephe yerine sokak
Asker yerine gençler…

Bir de bu karanlığın vitrin kısmı var. Son yıllarda televizyonlarda boy gösteren, sosyal medyada milyonlara ulaşan bazı “medyatik tipler”… Bir gün Dubai’de, ertesi gün Paris’te; ultra lüks yatlar, havuzlu villalar, kiralık hayatlar. Nereden geldiği belli olmayan paralarla parlatılan bu sahte ihtişam, gençlere başarıyı değil kolay yolu, emeği değil gösteriyi öğretiyor. Çalışmadan zengin olma masalı, ahlaksız bir umut gibi dolaşıma sokuluyor. Bu yapay hayatlar doğal değil; ama etkisi gerçek. Çünkü yoksul bir mahallede, umudu kırık bir gencin gözüne sokulan bu sahneler, “başka yol yok” duygusunu besliyor. Uyuşturucu sokakta satılıyor olabilir; ama bu çürümüş rol modeller zehri ekrandan ve ekrandan daha hızlı yayıyor.

O yüzden sormak zorundayız:
Bu sadece bir suç meselesi mi, yoksa düşük maliyetli, yüksek etkili bir biyolojik saldırı mı?
Bir ülkenin gençleri düşünemez hale gelmişse, üretemiyorsa, hayal kuramıyorsa, sevemiyorsa…
Orası işgal edilmiştir. 

Sentetik uyuşturucu, bir bireyin değil; bir toplumun çöküş hikâyesidir.
Polisle, mahkemeyle, cezaevleriyle tek başına çözülemez.
Bu mesele eğitimdir.
Bu mesele adalettir.
Bu mesele umuttur.
Bu mesele gelecektir.

Ve en tehlikelisi şudur:
Bu maddeler öldürürken bağırmaz.
Sessizce yok eder.

Gürültü kopmadığı için de çoğu zaman çok geç fark edilir.

Bu yüzden çözüm, sanıldığı gibi daha fazla “özgürlük” sloganında değil; insanı ayakta tutan gelenek, görenek ve iç dengededir. Toplumlara yıllarca “gerici–ilerici” ikilemi dayatıldı, kadim olan her şey geri sayıldı, tutunacak dallar tek tek budandı. Oysa insanın bünyesi muhafazakârdır; denge ister, sınır ister, ölçü ister. Gelenek dediğimiz şey baskı değil, insanın kendini koruma refleksidir. Bu refleks yok edildiğinde geriye özgür birey değil; yönünü kaybetmiş, savunmasız ve her kimyasala açık bir insan kalır

 

Mustafa Barış ÖZTÜRK

#tuz #sentetik

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!