Her şeyden önce CHP’nin en temel sorunu...
Türkiye siyasetinde bazı sorunlar vardır: Cumhuriyet Halk Partisi’nin neden yarım asırdan fazladır iktidar olamaması gibi!
Kimi bunu 76 yıl olarak ifade eder, kimi ise daha iyimser bir yaklaşımla son koalisyon dönemini de dahil edip yaklaşık 45 yıl der. Ama sonuç değişmez: CHP, uzun zamandır bu ülkeyi yönetemiyor. Veyahut şöyle de ifade edebiliriz bunca yıldır Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ülkeyi yönetmesini istemiyor.
Peki neden?
Bu soruya duygusal değil, gerçekçi cevaplar vermek gerekir.
Her şeyden önce CHP’nin en temel sorunu, Türkiye’nin sosyolojik yapısıyla kurduğu mesafenin tam olarak kapanamamasıdır. Türkiye sadece büyükşehirlerden ibaret değildir. Anadolu’nun kasabaları, köyleri, küçük şehirleri seçim sonuçlarını belirleyen ana unsurdur. CHP uzun yıllar boyunca daha çok şehirli, eğitimli ve seküler kesimlerin partisi olarak konumlandı. Bu durum, partinin geniş halk kitleleriyle duygusal bağ kurmasını zorlaştırdı.
Siyasette gerçek kadar algı da belirleyicidir. CHP’ye yönelik “elit”, “halktan uzak” ya da “devlet partisi” algısı yıllar içinde yerleşti. Gerçi son yıllarda devletlede bir alakası kalmadı . Bu algının ne kadarının doğru olduğu tartışılır; ancak önemli olan şudur: Seçmen neye inanıyorsa gerçek odur. CHP bu algıyı kırmakta yeterince başarılı olamadı.
Türkiye’de sağ siyaset, 1950’den bu yana güçlü liderler ve güçlü hikâyeler üretmeyi başardı. Bu liderler sadece politika değil, aynı zamanda bir kimlik sundu. CHP ise zaman zaman doğru politikalar üretse de bunu geniş kitlelere duygusal olarak anlatmakta zorlandı.
Bir diğer önemli faktör ise strateji meselesidir. Aday tercihleri, seçim dili, ittifak politikaları… CHP birçok seçimi küçük farklarla kaybetti. Bu da gösteriyor ki sorun sadece ideolojik değil, aynı zamanda taktiksel.
Ve elbette parti içi meseleler… Zaman zaman yaşanan liderlik tartışmaları ve iç çekişmeler, seçmenin gözünde “iktidar alternatifi” algısını zayıflattı.
CHP çoğu zaman rakibiyle değil, kendi içinde mücadele etti.
Lider tartışmaları, hizipler, değişim kavgaları…
Seçmen şunu düşündü:
“Kendi içinde anlaşamayan ülkeyi nasıl yönetecek?”
Peki ne yapmalı?
Öncelikle dilini değiştirmeli. Siyaset sadece doğruyu söylemek değil, doğruyu doğru şekilde anlatmaktır. CHP’nin daha sade, daha anlaşılır ve daha kapsayıcı bir dil kurması gerekiyor.
Anadolu ile gerçek bir bağ kurmalı. Seçim zamanı değil, her zaman sahada olan bir yapı oluşturmalı.
Türkiye’de sağ siyaset,
yani muhafazakâr damar,
her zaman daha güçlü oldu.
Bu sadece politika değil,
kültür, aile, gelenek meselesi.
Ve CHP bu alanla barışmakta geç kaldı.
İnsanlar kendilerine dokunan, yanlarında duran bir siyasi hareket görmek ister.
Kimlik siyasetinden uzaklaşıp hayatın gerçek sorunlarına odaklanmalı. Ekonomi, geçim derdi, işsizlik…
CHP bu gerçeği merkeze almak zorunda. Ama bunu yaparken karşı tarafı kötüleyerek değil daha akıllıca çözüm üreterek yapmalı.
Bu noktada yaşadığım bir anı aslında her şeyi özetliyor.
Geçtiğimiz seçim öncesi, dükkânımıza bir CHP milletvekili adayı gelmişti: Tahsin Ocaklı.
Kendisine çok basit bir soru sordum:
“Size neden oy vermeliyiz?”
Beklediğim şey klasik CHP’li siyasi refleksle hükümeti eleştirmesiydi.
Ama öyle olmadı.
İlk kez biri, karşı tarafı kötülemeden, hakaret etmeden,
sadece kendi partisini ve yapacaklarını anlattı.
Sakin, net ve saygılı bir dil… kendisini takdir etmiştim.
Açıkçası bu, CHP siyasetinde nadir rastlanan bir şey.
O an kendisine de söyledim:
“Bu dil çok değerli.”
Çünkü insanlara sürekli “karşı taraf kötü” demek yerine
“ben neyi iyi yapacağım” demek,
gerçek siyaset tam olarak budur.
Daha az kavga,
daha az suçlama,
daha çok çözüm…
Ve en önemlisi:
İnsanı merkeze alan bir dil.
Çünkü bu ülkede insanlar artık
kim daha çok bağırıyor diye değil,
kim daha iyi yol gösteriyor diye bakıyor.
CHP güçlü bir hikâye yazmalı. Siyaset sadece rakibi eleştirmek değildir. İnsanlara “biz gelince ne değişecek?” sorusunun net cevabını vermek gerekir. CHP’nin umut veren, somut ve inandırıcı bir gelecek oluşturması şart.
Seçmen sadece haklı olanı, doğru olanı değil, kendine yakın olanı iktidara taşır.
Ve belki de en kritik meselelerden biri: geçmişle yüzleşme cesareti.
Siyaset sadece gelecek vaadi değildir; aynı zamanda geçmişle kurulan ilişkinin de adıdır. CHP’nin tarihsel olarak doğru yaptığı çok şey vardır, ancak toplumun bazı kesimlerinin hafızasında yer eden tartışmalı uygulamalar da yok değildir. Bu noktada yapılması gereken şey savunmaya geçmek değil, açık ve samimi bir dille konuşabilmektir.
Gerekirse geçmişte yapılan hatalar için toplumdan özür dilemek… Bu, bir zayıflık değil; aksine büyük bir siyasi olgunluk göstergesidir. Çünkü seçmen, kusursuz olanı değil, hatasını kabul edebilen ve değişebilen yapıyı daha inandırıcı bulur.
Hatta daha ileri bir adım olarak, CHP’nin kendi ismi ve kimliği üzerine yeniden düşünmesi bile tabu olmaktan çıkarılabilir. Çünkü siyaset sadece program değil, aynı zamanda algıdır. Toplumun zihninde oluşmuş kalıpları kırmak için bazen sembolik ama güçlü adımlar gerekebilir.
Yeni bir dil, yeni bir kadro ve belki de yeni bir hikâye…
Ama en önemlisi: “yeni bir başlangıç iradesi.”
Çünkü seçmen şunu görmek ister:
“Bu parti sadece değişimden bahsetmiyor, gerçekten değişmiş.”
CHP ne tam geçmişinden kopabiliyor,
ne de bugünün dilini tam kurabiliyor.
Arada kalmış bir hikâye…
İmamoğlu hikayesi gibi!
Saplanıp kalındı.
Sonuç olarak CHP’nin önünde iki yol var:
Ya geçmişin yüküyle yürümeye devam etmek…
Ya da o yükü bırakıp, toplumla yeniden ve samimi bir bağ kurmaktır.
CHP’nin iktidar olamama meselesi,
bir seçim kaybetme hikâyesi değil…
Bir GÖNÜL kazanamama hikâyesidir.
Mustafa Barış ÖZTÜRK
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
1908 BEYKOZ ANADOLU A.Ş'YE RİZELİ BAŞKAN
Görüntüle →İlginizi Çekebilir





Trend Haberler
RİZE'DE ARAÇTA KALP KRİZİ GEÇİREN MUHTAR HAYATINI KAYBETTİ




Son Haberler
İzmir Büyükşehir’den 100 Milyon TL’lik Kırtasiye Desteği



