Rizenin Sesi
Rizenin Sesi
Yağmur
Rize · 20°C
Bizi Takip Edin
20 Şubat 2026 - 22:57

LAZCA’DAN KORKMAK

Anadil, bireyin annesinin kucağında, herhangi bir dışsal öğrenme çabasına gerek kalmadan doğduğu topluluğun günlük yaşamına, sohbetlerine, türkülerine, masallarına ve kültürel ritüellerine doğuştan katıldığı dildir.

0 Okunma 0 Paylaşım
LAZCA’DAN KORKMAK

Bu doğal edinim süreci sayesinde birey, ait olduğu topluluğun değerlerini, tarihini, mizah anlayışını ve dünya görüşünü içselleştirir. Bu nedenle anadil hakkı, yalnızca bireysel bir hak değil; aynı zamanda bir topluluğun kolektif kimliğinin, hafızasının ve devamlılığının temel taşıdır.

Haber.Adnan ONAY

Dünya üzerinde yaklaşık 8 bin anadil konuşulmakta. Uzmanlara göre bunların yaklaşık 2500’ü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), bu küresel krize dikkat çekmek amacıyla 17 Kasım 1999’da 21 Şubat’ı Uluslararası Anadil Günü olarak ilan etmiş; 2000 yılından itibaren de dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek için bu günü kutlamaya başlamış. Kaybolmaya yüz yutmuş dillerin korunması için kimi destekler sağlansa da toplumsal süreç, baskın dil etkisi ve ilgisizlik gibi nedenler yok olmakla karşı karşıya olan dilleri korumaya yetmiyor.

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun bakiyesi olarak etnik ve dilsel çeşitliliği en zengin coğrafyalardan biridir. Ancak Cumhuriyetin kuruluşdan itibaren uzun yıllar Türkçe’nin tek ve kutsal dil olarak kutsanması politikası, diğer etnik dillerin kamusal alanda kullanımını yasaklanmış veya ağır baskı altına alınmıştır. Bu dönemde birçok vatandaşımız, Türkçe dışında bir dil konuşmanın “sakıncalı” olduğu algısıyla büyüdüğü için, aile içinde bile anadillerini kullanmaktan çekinmiş; çocuklar ise okullarda, sokakta ve medyada yalnızca Türkçe’ye maruz kaldıkları için bu dilleri öğrenememiş veya unutmuştur. 

Sonuç: Ülkemizdeki bazı diller nesiller arası aktarım zincirini kaybetmiş, hızla erimeye başlamıştır.
Bu konuda belki de en çarpıcı örnek ve en büyük duyarsızlık vaktiyle geniş bir alanda konuşulan Lazca dilinde yaşanmaktadır.

UNESCO’nun Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası’na göre Lazca, “kesinlikle tehlikede” kategorisinde yer almaktadır. Bu, dilin çocuklara sistematik olarak aktarılmadığı, genç nesiller arasında neredeyse hiç konuşulmadığı ve önlem alınmazsa birkaç on yıl içinde tamamen yok olabileceği anlamına gelmekte.
Türkiye’de Lazca’yı akıcı biçimde konuşanların sayısı son derece azalmış olup, sadece yaşlı kuşaklarla sınırlı kalmış bulunmakta. Gençler arasında Lazca, nadiren kullanılan bir “aile dili” veya “nostalji unsuru” haline gelmiş bulunmakta.
İlimizin Pazar, Ardeşen, Fındıklı; Artvin’in Hopa, Arhavi, Kemalpaşa gibi ilçelerinde yaşayanlar çoğunlukla Laz olarak nitelendirilse de iş dilin yaşatılmasına gelince bu ilçelerimizde derin bir sessizlik ve kayıtsızlık hâkim. 
Maalesef kültürüne , tarihine sahip çıkmaktan bahseden bölge insanı, Lazca’nın yok oluşuna karşı kılını kıpırdatmamaktadır. İlköğretim okullarında ilgisizlikten dolayı Lazca derslikler açılamamaktadır.
Bölge üniversiteleri —ki buralarda dilbilim, antropoloji, folklor gibi bölümler faaldir— bu konuda kayda değer bir adım atmaktan, proje üretmekten, akademik çalışma yapmaktan çekinir durumdadır. 

Yerel yönetimler ise konuyu ciddi şekilde ele almaktan oldukça uzak bulunmakta. Bu konuda bildiğim kadarıyla sadece Fındıklı Belediyesinin çabaları var.
Oysa Lazca, asırlarca Karadeniz’in dalgalarıyla, çay tarlalarıyla, mısır ambarlarıyla, türküleriyle, atasözleriyle, balıkçı ağıtlarıyla canlılığını korumuş kadim bir dildir. Megrelce ile akraba olan bu Güney Kafkas dili, binlerce yıllık bir kültürel kod taşır. Onun yok olması, yalnızca birkaç kelimenin kaybolması değil; bir kültürel zenginliğin, bir bakış açısının, bir mizah anlayışının, bir doğa bilgeliğinin silinmesidir.

Laz Enstitüsü gibi bazı sivil toplum kuruluşları, bu dilin devamlılığı için uğraş gösterse de bunlar yetersizdir ve toplumun geniş kesimlerinin sahiplenmesi olmadan bu uğraşların sonuç vermesi mümkün değildir.

Asırlarca ayakta kalmış bir dilin, kendi evlatları tarafından terk edilmesine sessiz kalmak; aslında bölgenin kültüre, kimliğe ve köklerine olan gerçek ilgisini de acımasızca ortaya koymaktadır. Lazca’dan korkmak, en temelde bölge tarihimizden, kendi sesimizden korkmaktır.
Eğer gerçekten “kültürlü” bir toplum olmak istiyorsak, önce bölgemizin zenginlikleri olan —Lazca’yı, Hemşince’yi, Romeika’yı yaşatmaya cesaret etmeliyiz. 

Çünkü bir dil öldüğünde, yalnızca kelimeler kaybolmaz; bir insanlık mirası sonsuza dek susar.

#lazca

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!