Marifet bataklıkta gül yetiştirmektir. Bahçede gülü herkes yetiştirir.
Rizeli Ünlü hoca Prof. Dr. Mehmet Haberal, köyde başlayan yaşam yolculuğunu bilim, azim ve kararlılıkla Türkiye’de örnek bir isimdir.
Başkent Üniversitesi Kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın kendi anlatımlarından:
1944 yılında Rize’nin Pazar ilçesindeki Haçapit, bugünkü adıyla Subaşı köyünde doğdum. Çocukluğum köy şartlarında geçti; çiftçilik yaptık, çobanlık yaptık, arıcılıkla uğraşan büyükbabamın yanında çalıştım. Köylünün yaptığı hangi iş varsa biz de yapardık.
Köyümüzde okul bile yoktu. Teyzemin evindeki misafir odasını okul olarak kullanıyorduk; odun yakıp ısınmaya çalışırken ders yapıyorduk. O günleri anlatırken benim için hâlâ en doğru cümle şu:
“Karda çıplak ayak yürüyerek okula giden Haberal’ım.”
Bir dönem yaylada çobanlık yapıyordum. İnekleri otlatırken kendi geleceğimi düşünmeye başladım. Babam Zonguldak’a gitmişti; ben de eğitimime orada devam etmek istedim. Büyükbabama gidip, köyde kalırsam ileride zorlanabileceğimi ve Zonguldak’a gitmek istediğimi söyledim.
İlk seferinde yola çıktık ama büyükbabam ayrılırken üzülünce dayanamadım, köye geri döndüm. Sonraki eğitim döneminde ise kendisi beni Zonguldak’a gönderdi.
Zonguldak’ta bir gecekonduda yaşamaya başladık. Babam Sosyal Sigortalar Kurumu’nda çalışıyordu, daha sonra bir fırın aldı. Ben de bir taraftan okula gidiyor, diğer taraftan fırında tezgahtarlık yapıyordum.
Başlangıçta mühendis olmak istiyordum. Lise ikinci sınıfta kendi kendime “İnsanlara en fazla nasıl faydalı olabilirim?” diye düşünmeye başladım. Mühendisliği, kaymakamlığı, elçiliği, doktorluğu yan yana koydum ve sonunda doktor olmaya karar verdim.
1961’de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdim. Ankara’ya geldiğimde kalacak yer bulmak bile kolay değildi; önce otelde, sonra bir hemşerimin yanında kaldım, ardından Koç Yurdu’na yerleştim. 1967’de tıp fakültesini bitirdim ve ertesi gün sayılabilecek kadar kısa bir sürede Hacettepe Genel Cerrahi Bölümü’nde asistanlığa başladım.
Cerrah olmak istiyordum ama iyi bir cerrah olabilmek için yalnız ameliyat yapmanın yetmeyeceğine inanıyordum. Dahiliyeyi, kardiyolojiyi öğrenmeye çalıştım; farklı hastanelerde staj yaptım. Hacettepe’de öyle yoğun çalışıyorduk ki 48 saat uyumadan ameliyata girdiğimiz dönemler oldu.
O yıllarda sürekli aynı şeyi duyuyorduk:
“Her şey Amerika’da, Avrupa’da yapılıyor.”
Bu söz benim çok ağırıma gidiyordu. Ben de kendi kendime, “Şu Amerika’yı bir göreyim” dedim.
1973 yılında yaklaşık 250 dolarlık öğrenci bursuyla Amerika’ya gittim. Önce Teksas’ta Shriner’s Yanık Enstitüsü ve John Sealy Hastanesi’nde yanık tedavisi üzerine çalıştım. Ardından Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi Organ Nakli Merkezi’ne geçtim ve transplantasyonu öğrenmeye başladım.
Colorado’ya gittiğimde bana maaş veremeyeceklerini söylediler. Ben zaten oraya para kazanmaya değil, öğrenmeye gitmiştim. Çalıştım, hastaların başında durdum, ameliyatları takip ettim. Bir süre sonra ameliyatlara çağrılmaya başladım ve sonunda bana “Sana adaletsizlik etmişiz” diyerek maaş bağladılar.
Ama benim kafamdaki hedef Amerika’da kalmak değildi.
Öğrenmek istediğimi öğrendikten sonra:
“Sizden alacağımı aldım, öğreneceğimi öğrendim.”
deyip Türkiye’ye döndüm.
1975 yılında Hacettepe’ye döndüğümde amacım çok açıktı: Türkiye’de başarılı organ nakilleri yapılmasını istiyordum. Ama bunun için gerekli altyapı ve bazı ilaçlar yoktu. Kapıları çalmaya başladık.
Sonunda İhsan Doğramacı’ya gittik. Bana:
“Ne kadar zamanda yaparsın?”
diye sordu.
Gerekli iki ilaç sağlanırsa iki ay içinde yapabileceğimi söyledim. O da gülerek, altı ayda yaparsam alnımdan öpeceğini söyledi.
Bir taraftan askerlik görevimi yapıyor, diğer taraftan organ nakli için hazırlık yürütüyordum.
Ve 3 Kasım 1975 günü geldi.
Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nde bir annenin böbreğini 12 yaşındaki oğluna naklettik. Türkiye’deki ilk başarılı canlı vericili böbrek naklini gerçekleştirdik.
Benim için mesele yalnızca bir ameliyatın başarılı olması değildi. Türkiye’de organ naklinin yapılabileceği artık gösterilmişti.
Ardından başka bir sorun çıktı: kadavradan organ nakli yapılabilmesi için yasal altyapıya ihtiyaç vardı. Organ nakli yasasının çıkması için çalışmaya başladık.
1978’de Eurotransplant’tan getirilen bir böbrekle Türkiye’de ilk kadavradan böbrek naklini gerçekleştirdik. 1979’da Organ ve Doku Nakli Kanunu çıktı; aynı yıl Türkiye’de yerli bir kadavradan alınan böbrekle ilk nakli yaptık.
Bundan sonra hedef sürekli büyüdü.
1980’de Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı’nı kurduk. 1982’de hemodiyaliz merkezini, 1985’te hastaneyi, 1986’da Haberal Eğitim Vakfı’nı kurduk.
1988’de Türkiye’de ve bölgede ilk başarılı kadavradan karaciğer naklini gerçekleştirdik. 1990’da çocuklarda canlı vericiden kısmi karaciğer nakli yaptık; ardından erişkinlerde canlı vericiden kısmi karaciğer nakline ulaştık. 1992’de aynı canlı vericiden karaciğer ve böbreğin birlikte nakledildiği ameliyatı gerçekleştirdik.
Sağlık alanında başlayan çalışmalar zamanla eğitime dönüştü.
1993’te Başkent Üniversitesi’ni kurduk.
Ben üniversiteyi yalnız masa başından kurmadım. Hastanenin, okulun, yaptığımız tesislerin şantiyelerinde de çalıştım. Beton dökülürken de oradaydım; çünkü benim çalışma anlayışımda yapılan işin büyüğü küçüğü yok.
“Ne iş yaparsam keyifle yaparım.”
Ameliyata girerken de böyleyim, bir bina yapılırken de. Bir sanatçı nasıl piyanoyu keyifle çalarsa ben de yaptığım işi öyle yapmaya çalışıyorum.
Bugün geriye baktığımda başlangıç noktasında büyük bir hastane ya da üniversite yok.
Rize’de odun ateşinin yanında ders çalışan bir çocuk var.
Karda çıplak ayak okula giden bir çocuk var. Yaylada çobanlık yapan, Zonguldak’ta babasının fırınında tezgahtarlık yapan bir öğrenci var.
Sonra Ankara’da tıp fakültesi...
48 saat uykusuz geçen asistanlık günleri...
250 dolarlık bursla Amerika...
Ve orada öğrendiğini kendi ülkesine getirip Türkiye’de organ naklini başlatma çabası var.
Benim hayatta öğrendiğim şey şu:
Engel, yapmamak için mazeret değildir.
“Marifet bataklıkta gül yetiştirmektir. Bahçede gülü herkes yetiştirir.”
Bu yüzden gençlere de hep aynı şeyi söylüyorum: Önünüze çıkan şartların mükemmel olmasını beklemeyin. Yapılamayacak şey çok azdır; önemli olan engellere rağmen yapabilmektir.
MEHMET HABERAL
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
İlginizi Çekebilir





Trend Haberler
Rizeli Genel Müdür Siz Gidince Rakamlar Uçtu. Sorun sendeymiş








