NETEKİM,Anayasalar Değişebilir…
Anayasalar, toplumların ortak yaşam kurallarını belirleyen metinlerdir.
Elbette saygı duyulmalıdır; fakat zamanla toplumlar değişir, ihtiyaçlar dönüşür. Dolayısıyla anayasaların da bu değişime ayak uydurması doğaldır.
Anayasaların amaçlarımdan biri de Üniter devlet bilincini kurmak ve bu bilinci sağlamak amacıyla çıkartılacak kanunlara meşru ve nizaasız zemin oluşturmaktır.
Anayasalar toplumdaki ayrılıkları sonlandırmalı ve bunu çağın gereklerini uygun, toplumsal ihtiyaçları karşılayabilecek içerikte olmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 66. maddesi şöyle der:
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”
Bu ifade yıllardır çeşitli yönleriyle tartışılıyor. Çünkü Türkiye, yalnızca etnik Türklerden değil; Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Araplar, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler gibi pek çok farklı kökenden insanın bir arada yaşadığı bir ülkedir. Vatandaşlık tanımının etnik bir kimliğe dayandırılması, bazı yurttaşlarımızın kendilerini dışlanmış hissetmesine yol açabiliyor.
Oysa çağdaş anayasa anlayışında vatandaşlık; etnik köken değil, hukuk ve eşit yurttaşlık temelinde tanımlanır.
Her bireyin, kimliği ne olursa olsun, eşit haklara sahip olduğunu hissetmesi; toplumsal birlik ve barışın ön koşuludur.
Bir ülkede bir meselenin var olup olmadığını yalnızca onun konuşulup konuşulmadığına göre değerlendiremeyiz. Bazen bir sorun, konuşulmadığı dönemlerde de vardır ama bastırılmış, görmezden gelinmiştir. “Kürt sorunu yoktu” gibi ifadelerle karşılaştığımızda, bu sözleri, “Kürtlerin kendi kimliğini ifade etmediği dönemlerde mesele görünmezdi” şeklinde anlamak daha doğru olabilir.
Bunu yakın tarihten bir örnekle somutlaştırabiliriz: Türban meselesi. Geçmişte, başörtülü kadınlar eğitimde ve kamusal alanda yer istemediklerinde bu konuda bir “sorun”dan söz edilmiyordu. Ancak ne zaman ki bu talepler dile getirildi, o zaman bir mesele olarak algılandı. Bu durum bize şunu gösteriyor: Çoğu zaman, sorunun kendisi değil, onun görünür hâle gelmesi rahatsızlık yaratıyor.
Benzer bir durum, Kürt kimliği konusunda da geçerlidir. Bu ülkede yaşayan her bireyin, kendi kimliğini rahatça ifade edebilmesi, sadece kişisel bir hak değil; aynı zamanda toplumsal sağlığın da göstergesidir.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, özellikle genç Kürt bireylerin üç temel eğilim gösterdiğini ortaya koyuyor:
Şiddetten uzak durmak: Radikal yaklaşımlar yerine demokratik yollarla çözüm aramak.
Kimlik bilinci kazanmak: Kendi kültür ve kökenine sahip çıkmak.
Bütün Türkiye’ye aidiyet duymak: Sadece belli bölgelerde değil, ülkenin her yerinde yaşamak ve katkı sunmak.
Bu eğilimler, bir tehdit değil; aksine toplumsal barış için büyük bir fırsattır. Çünkü bir halkın kendi kimliğini ifade etmesi, birlik duygusunu zedelemez. Tam tersine, eşitliğe dayalı bir vatandaşlık anlayışı; aidiyet hissini pekiştirir.
1982 Anayasası’nda yer alan “değiştirilemez maddeler”in büyük kısmı, o dönemin koşulları doğrultusunda şekillenmiştir. Ancak bu durum, anayasanın zamanla gözden geçirilmesine engel değildir.
NETEKİM 1924 ve 1961 anayasalarında yalnızca “cumhuriyetin niteliği” değiştirilemezdi. Bugün ise bazı maddeler, toplumsal gerçekliğin ötesinde mutlak birer tabu hâline gelmiş durumda.
Örneğin 66. maddede geçen “Türk Devleti” ifadesi, bazı yurttaşlarımız tarafından dışlayıcı bulunabiliyor. Oysa devletin resmi adı zaten “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”dir. Bu tanım hem hukuken hem de tarihsel olarak daha kapsayıcıdır. Aynı şekilde “Türk” yerine “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” tanımı tercih edilirse, herkesin eşit ve değerli hissedeceği bir dil benimsenmiş olur.
Bu coğrafya, Osmanlı’dan bu yana farklı kökenlerden insanların bir araya geldiği, ortak bir yaşam kültürü oluşturduğu bir yerdir. Mısır’dan, Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan gelen binlerce insan, bu topraklarda yeni bir hayat kurdu. Onları “Türk” kimliği altında tanımlamak yerine, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” olarak tanımak hem tarihe hem günümüze daha uygundur.
Kendini şu şekilde ifade eden bir yurttaşın varlığı neden bir rahatsızlık kaynağı olsun ki?
“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Kürdüm.”
“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Çerkez’im.”
“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Türk’üm.”
Bu ifadeler ayrışmayı değil, birlikte yaşama kültürünü güçlendirir. Herkesin kendi kimliğiyle var olabildiği bir ülke, ancak anayasal eşitlikle mümkün olabilir. Anayasalar, toplumun tüm renklerini kapsayacak şekilde yazıldığında gerçek anlamda bir toplumsal sözleşmeye dönüşür.
Sorunları bastırmak yerine tanımak ve konuşmak, çözümün ilk adımıdır. Çünkü susturulan her mesele, ileride daha büyük bir yankıyla geri döner. Oysa biz; birbirimizi anlayarak, dinleyerek ve eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşayarak, daha huzurlu bir geleceği inşa edebiliriz.
Mustafa Barış ÖZTÜRK
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
İlginizi Çekebilir





Trend Haberler
RİZE'DE ARAÇTA KALP KRİZİ GEÇİREN MUHTAR HAYATINI KAYBETTİ




Son Haberler
RİZELİ HOCAYA YENİ GÖREV



