Rizenin Sesi
Rizenin Sesi
Yağmur
Rize · 20°C
Diğer
Bizi Takip Edin
20 Kasım 2025 - 12:26 - Güncellenme: 20 Kasım 2025 - 13:44 G: 20 Kasım 2025 - 13:44

Rize’ye Bir “Kız Kulesi” Yakışmaz mı?

Öncelikle belirtmeliyim ki herhangi bir kızı kuleye kapatma derdinde değiliz

0 Okunma 0 Paylaşım
Rize’ye Bir “Kız Kulesi” Yakışmaz mı?

Her İstanbul’a gidişimde, ne kadar acelem olursa olsun, vapura binerim. Üsküdar’dan Salacak’a doğru süzülürken martı çığlıkları, dalga sesleri ve o tanıdık rüzgâr birleşir. Vapur tam Kız Kulesi’nin yanı başına geldiğinde içimden sessizce geçiririm: “Evet, şimdi İstanbul’dayım.” 

Sanki şehre “merhaba” demenin en zarif, en içten yoludur bu!

Rize’ye geldiğimizde ise böyle bir “hoş geldin” anı yok. Çay bardağı güzel olur, birkaç fotoğraf çekilir, geçeriz. İstenilen ilgiyi ve etkiyi göstermedi …Oysa şehir, insanı bir anda kucaklayacak, “burası Rize” dedirtecek bir simgeye hasret.

Yıllardır turizmde aynı ezberi tekrarlıyoruz: yaylalar, sis, bungalov, Ayder, Pokut… Hepsi muhteşem, kimse inkâr etmez. Ama Rize’nin kaderi yalnızca dağlara teslim edilmemeli. Şehrin kalbi, sahilde atıyor aslında; Millet Bahçesi’nin tam karşısında, dalgaların içinde bekleyen bir hayalim var yıllardır:
Rize’ye özgü bir Kız Kulesi.

Nayla motifleri taşıyan, Karadeniz’in o dik, kararlı ruhunu yansıtan zarif bir yapı. Küçük bir ada üzerine kondurulmuş, içinde şık bir lokanta, belki bir çay evi. Kıyıdan sandallarla beş dakikalık bir yolculuk… Halil Kaptan’ın tekneleri zaten hazır, Cafe Marina’nın önünde bekliyor. Kuleye yaklaştıkça rüzgâr yüzünüze çarpıyor, martılar etrafınızda dönüyor, tuzlu su kokusu burnunuza doluyor. Bir anda şehir geride kalıyor, ama tam da şehrin ortasındasınız. Halil kaptanın balık ekmeğini ve turşu suyunu yemeden geçmeyeceğiniz bir gezinti…

İşte o an, “Rize’ye geldim” dersiniz.

Şu an turist geliyor, çay içiyor, yemek yiyor, birkaç fotoğraf çekip dağa kaçıyor. Merkezde vakit geçiren, akşam yemeğini sahilde yiyen, şehirle duygusal bir bağ kuran kaç kişi var? Neredeyse hiç. Sadece Huzur Restoran, Liman Lokantası ve birkaç kafe para kazanıyor; geri kalan her şey yaylalara akıyor.

Oysa böyle bir yapı, sadece bir kule değil, şehir merkezini mıknatıs gibi çekecek bir cazibe merkezi olur. İnsanlar gelir, sandal sırasına girer, fotoğraf çeker, akşam yemeğini denizin ortasında yer, çayını gün batımında içer. Aileler, sevgililer, arkadaş grupları… 

Bu işin turizm tarafı. Bir de şehir kültürü tarafı var ki, asıl mesele orası.

Rize hâlâ “çay ve yayla”dan ibaret sanılıyor. Oysa bu şehir, denizin ortasında romantik bir akşam yemeği yemeyi, dalgalar arasında çay içmeyi, şehir ışıklarıyla birlikte Karadeniz’in karanlık sularını seyretmeyi hak ediyor. İnsanları sahilde tutacak, “Biraz daha kalalım” dedirtecek bir nefes alana ihtiyacı var. tabii ki millet bahçesi bu anlamda büyük bir adam olacak.

Bazen bir şehir, tek bir yapıyla konuşmaya başlar. Trabzon Uzun Sokak’la, Samsun bando takımıyla, İstanbul Kız Kulesi’yle konuşuyor mesela. Rize hâlâ suskun.

Oysa konuşsa, neler anlatırdı…

Hayal kurmak bedava. Bir gün Millet Bahçesi’nin tam karşısında, dalgaların arasında ince ince yükselen bir kule görürsek şaşırmayalım. Nayla işlemeleriyle süslenmiş, ışıkla dans eden, gece Karadeniz’in en güzel silüeti hâline gelen bir kule…

O zaman biz de sandala atlayıp giderken, tam kuleyi yanımıza aldığımızda içimizden geçiririz:

“Evet, şimdi Rize’deyım.”

Ve şehir, nihayet kendi sesini bulmuş olur.

Rize’nin bir simgesi yok ama bazı insanların fazlasıyla var.

Gerçi ben şehirlerden bahsediyorum, yanlış anlaşılmasın…

MUSTAFA BARIŞ ÖZTÜRK

#rize #kız #kulesi

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!