Rizenin Sesi
Rizenin Sesi
Yağmur
Rize · 20°C
Bizi Takip Edin
22 Mayıs 2026 - 08:21

Türkiye’de Siyasetin En Büyük Krizi: Omurgasızlık

Türkiye’de siyaset bazen fikirlerin değil, pozisyonların savaşı hâline geliyor.

0 Okunma 0 Paylaşım
Türkiye’de Siyasetin En Büyük Krizi: Omurgasızlık

Dün ağır sözler söyleyenlerin bugün aynı kişiyi “devlet adamı”, “denge unsuru”, “tecrübeli lider” diye anlatması da tam olarak bunun göstergesi.

Haber/Yorum : M.Barış ÖZTÜRK

Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklama aslında sadece bir “geri dönüş” mesajı değil; aynı zamanda CHP içindeki güç savaşına verilmiş kontrollü bir cevap niteliğinde.

“Cumhuriyet Halk Partisi; kişisel ikbal arayışlarının mücadele alanı değildir” cümlesiyle başlayan açıklama, ilk bakışta birlik ve beraberlik çağrısı gibi görünse de satır aralarında çok daha derin mesajlar taşıyor.

Burada verilen ilk mesaj şu:
“Parti, kişilerden büyüktür.”

Bu cümle doğrudan parti içindeki kliklere, ekranlarda taraf tutan yorumculara ve kurultay sonrası oluşan hiziplere gönderilmiş bir mesajdır. Çünkü CHP’de uzun süredir yaşanan mesele sadece bir lider değişimi değil; partinin ideolojik yönü, devletle ilişkisi ve muhalefet tarzı üzerine verilen büyük bir mücadeledir.

“38. Olağan Kurultayımız ile ilgili mahkemenin vermiş olduğu karar; bir ayrışma vesilesi değil…” sözleri ise hukuki süreçten çok psikolojik üstünlük kurma hamlesidir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu:
Kılıçdaroğlu kavga dili değil, “parti büyüğü” dili kullanıyor.

Bu çok bilinçli bir tercih.

Çünkü siyasette bazen bağıran değil, sessiz duran güç kazanır. Özellikle CHP tabanında “mağdur edilen lider” algısı oluşursa, bu durum Kılıçdaroğlu’na yeniden alan açabilir.

Asıl ilginç olan ise açıklamadan sonra yaşanan ani dönüşler…

Daha düne kadar:
“Kaybetti, bırakmalı.”
“CHP’nin önünü tıkıyor.”
“Değişim şart.”
diyen bazı isimlerin bugün televizyon ekranlarında adeta yeni bir hikâye yazmaya başlaması dikkat çekiyor.

Bir anda:
“Bordo kravat mesajdı…”
“Devlet ciddiyeti verdi…”
“Kararlılık simgesi…”
gibi yorumlar yapılmaya başlandı.

Siyasette fikir değiştirmek olabilir.
Ama Türkiye’de problem fikir değiştirmek değil; omurganın günlük pozisyona göre eğilip bükülmesidir.

Dün yerden yere vurulan bir ismin bugün neredeyse “kurtarıcı” gibi sunulması, toplumun siyasete olan güvenini aşındırıyor.

Çünkü insanlar şunu soruyor:
“Gerçekten neye inanıyorsunuz?”

İşte tam burada olay sadece CHP meselesi olmaktan çıkıyor.

Bazı yorumcuların ve siyasi analizlerin söylediği gibi mesele yalnızca bir kurultay ya da koltuk savaşı değilse?

Ya gerçekten Türkiye’de muhalefetin sınırları yeniden çiziliyorsa?

Son yıllarda yaşanan birçok olay bu tartışmayı büyüttü:
Mühürsüz oyların kabulü…
Ekmeleddin İhsanoğlu adaylığı…
Muharrem İnce süreci…
Ardından gelen kurultay krizleri…

Tüm bunların tesadüf olmadığını düşünen büyük bir kesim var.

Bu görüşe göre Türkiye’de sistem, tamamen kontrol edemediği siyasi yapıları zamanla “devlet muhalefeti” çizgisine çekmeye çalışıyor.

Yani sert, bağımsız ve kontrol edilemeyen bir muhalefet yerine; sınırları belli, refleksleri öngörülebilir bir muhalefet modeli oluşturuluyor.

Bu iddiaya inananlar için Kılıçdaroğlu’nun yeniden sahneye çıkması basit bir “geri dönüş” değil; CHP’nin yeniden belirli bir çizgiye oturtulma hamlesi olarak görülüyor.

Elbette buna katılan da olur, katılmayan da.

Ama ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var:
Türkiye’de siyaset artık sadece sandıkta yapılmıyor.

Televizyon ekranlarında…
Sosyal medya operasyonlarında…
Algı yönetimlerinde…
Mahkeme süreçlerinde…
Ve kamuoyunun psikolojisi üzerinden yürütülüyor.

Bugün bir siyasetçiyi “bitmiş” ilan edenler, yarın aynı kişiyi “devletin sigortası” diye sunabiliyor.

Bu yüzden toplum artık sadece söylenene değil, dönüş hızına da bakıyor.

Çünkü insanın gerçekten bir duruşu varsa;
Rüzgâr değiştiğinde savrulmaz.
Sadece yönünü değil, sözünü de korur.

Ve belki de bugün Türkiye siyasetinin en büyük krizi tam olarak budur:
Partilerden önce güven kaybı yaşanıyor.

İnsanlar artık kimin ne dediğini değil,
neden bir gün sonra tam tersini söylediğini anlamaya çalışıyor.

Ve son olarak şunu da söyleyeyim: Kemal Kılıçdaroğlu için artık mesele yeniden Cumhurbaşkanı adayı olmak olmayabilir. Kılıçdaroğlu’nun ismi ilerleyen süreçte bir “denge unsuru”, “devlet tecrübesi” ya da “uzlaşı figürü” olarak Cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi bir formülde yeniden gündeme gelebilir. Çünkü görünen o ki tartışma sadece bir kişinin geri dönüşü değil; Türkiye’de siyasetin yeni dönemde nasıl şekilleneceği meselesidir.

#CHP #KILIÇDAROĞLU

Yorumlar

+ Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!