Türkiye’nin Gerçeklik Krizi
Bir ülkeyi sadece ekranlardan izlerseniz, gerçeği değil; kanalın size satmak istediği hikayeyi duyguyu görürsünüz.
Bir kanalda her şey şahane… Köprüler, yollar, dev projeler, uçan ekonomi, Dünyaya ayar veren diplomasi… Öteki kanalda ise sürekli kriz, sürekli felaket, sürekli karanlık…
Haber/Yorum: Mustafa Barış ÖZTÜRK
Sanki sabah uyanınca ekmek kuyruğunda bekleyip akşam elektrik kesintisinde oturuyoruz. Bu felaket senaryolarını seslendirenler ise yine çevremde: Öğle yemeğini dışarıda yiyebilen bir kafede oturup bir kahveye 200 TL ödeyebilen son model telefon kullanıp son model araçlara binen kimseler.
İki ayrı Türkiye anlatılıyor bize.
Biri masal ülkesi.
Diğeri kabus ülkesi.
Oysa gerçek hayat televizyon stüdyolarında yaşanmıyor.
Sabah sanayiye giden ustanın cebinde, pazarda filesini dolduramayan emeklinin yüzünde, üniversite mezunu olup hala iş arayan gencin sessizliğinde yaşanıyor gerçekler. Çünkü hayat ne A Haber’in anlattığı kadar kusursuz ne de Halk TV’nin anlattığı kadar bitmiş durumda.
Bu ülke ne battı ne de uçtu.
Gerçek şu:
Sağlıkta, diplomaside, savunma sanayiinde ve altyapıda müthiş işler yapıldı. Dünyanın birçok ülkesine göre güçlü olduğumuz alanlar var. Ama aynı zamanda bunca yıla rağmen eğitimde hala kronik problemleri çözemedik ekonomide vatandaşı enflasyon canavarına ezdirmiş, adalet konusunda insanların zihninde soru işaretleri bırakan bir ülkeyiz.
Sorun da tam burada başlıyor zaten; başarıları konuşurken eksikleri inkar ediyor, eksikleri konuşurken yapılanları yok sayıyoruz.
Oysa memleket dediğin şey ne sadece alkışla yönetilir ne de sadece karamsarlıkla ayağa kalkar.
Bakın…
Bir mahallede iki kahvehane düşünün.
Birinci kahvehanede oturanlar diyor ki:
“Memleket dünyanın lideri olmuş. Herkes bizi kıskanıyor. Ekonomi şahlanıyor.”
Ama aynı masada çayı veresiye içiyorlar.
İkinci kahvehanede oturanlar ise:
“Her şey bitti. Bu ülkeden artık hiçbir şey olmaz.”
Ama akşam olunca yine memleket maçını izleyip golde ayağa fırlıyorlar.
Çünkü insanın zihni başka, hayatla kurduğu bağ başka şeydir.
Bu ülkenin en büyük problemi artık ekonomik krizden bile önce “gerçeklik krizi” yaşamaya başlamasıdır.
İnsanlar artık olayları değil, tarafları savunuyor. Yanlış bile kendi mahallesinden çıkınca doğru kabul ediliyor.
Bir belediye düşünün…
Yollar çukur içinde ama belediye başkanı çıkıp dev ekranlarda reklam filmi yayınlıyor:
“Şehrimiz çağ atladı.”
Aynı anda muhalif kanal geliyor, kamerayı sadece çöplerin başına koyuyor:
“Şehir yaşanmaz halde.”
İkisi de gerçeğin sadece bir parçasını gösteriyor. Çünkü hakikatin tamamı reyting getirmiyor. Abartı getiriyor. Öfke getiriyor. Korku getiriyor.
Bugün televizyonlarda haber değil, duygu pazarlanıyor.
Bir kanal umut satarak ayakta kalıyor.
Diğeri öfke satarak.
Vatandaş ise iki propaganda arasında sıkışıp kalıyor.
Eskiden insanlar haber izleyip fikir sahibi olurdu.
Şimdi fikir sahibi olup kendi haber kanalını seçiyor.
O yüzden aynı ekonomik veriye biri “şahlanış”, diğeri “çöküş” diyor.
Bir markete gidiyorsun…
Peynirin fiyatı artmış.
Bir kanal diyor ki:
“Dünyada kriz var, buna rağmen Türkiye dimdik ayakta.”
Diğeri diyor ki:
“Vatandaş açlıktan kırılıyor.”
Ama o markette alışveriş yapan adamın derdi slogan değil. Adam sadece çocuğuna kahvaltılık alabilmenin hesabını yapıyor.
Gerçek hayat siyah-beyaz değil. Gri.
İçinde bulunduğum çevre itibarıyla gün içinde bu iki bakış açısıyla da sürekli karşılaşıyorum. Ben de bazı konularda mevcut durumdan rahatsızım. Mesela eğitimdeki kalite sorunlarını, ekonomide vatandaşın enflasyon altında ezilmesini ya da adalet tartışmalarını dile getirdiğimde, bazı AK Partili arkadaşlarım hemen “Ama SİHA yaptık, İHA yaptık, KAAN yaptık” diyerek savunmaya geçmesi bana biraz çocuksu geliyor. Çünkü bir ülkenin savunma sanayiinde güçlü olması elbette önemli ve gurur verici; fakat iyi yönetim dediğiniz şey aynı anda eğitimi, ekonomiyi, hukuku ve vatandaşın günlük hayatını da düzeltebilmektir. Bir başarıyı konuşabilmek için diğer sorunları yok saymak, meseleleri çözmüyor.
Evet, bu ülkede büyük işler yapıldı. Yollar, hastaneler, savunma sanayii, ulaşım projeleri küçümsenecek işler değil. Ama aynı ülkede liyakat sorunu, adalet tartışmaları, hayat pahalılığı ve gençlerin umutsuzluğu da gerçek.
Birini görüp diğerini inkar etmek… işte bugünün en büyük körlüğü bu.
Bir köy düşünün…
Muhtar sürekli meydanda şunu söylüyor:
“Köyümüz çok zenginleşti!”
Ama gençler birer birer şehre göç ediyor.
Sonra karşı taraftan biri çıkıyor:
“Köy tamamen öldü!”
Ama sabah olunca herkes yine tarlasına gidiyor, düğün yapıyor, çocuk okutuyor.
Çünkü toplumlar da insanlar gibidir; aynı anda hem yaralı hem ayakta olabilirler.
Bizim problemimiz tam da burada başlıyor.
Bir taraf sürekli alkış istiyor.
Diğer taraf sürekli cenaze marşı çalıyor.
Orta yerde duran gerçek ise kimsesiz kalıyor.
Belki de bu yüzden insanlar artık ekranlardan çok mutfaktaki buzdolabına inanıyor. Çünkü propaganda karın doyurmuyor. Televizyondaki tartışmalar kira ödemiyor. Stüdyo ışıkları pazardaki etiketi ucuzlatmıyor.
Bu ülke ne bir masal ülkesi…
Ne de tamamen kabus ülkesi…
Bu ülke; potansiyeli büyük enerjisi yüksek ama aklı sürekli kavga ile dağıtılan bir ülke.
Asıl mesele de bu zaten:
Biz gerçeği konuşmayı bıraktık.
Sadece kendi tarafımızın hoşuna giden cümleleri tekrar ediyoruz.
Ve bir memleket için en tehlikeli an…
İnsanların sorunları çözmek yerine sadece birbirine bağırmaya başladığı andır.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; birbirimize slogan atmak değil, aynı memleketin gerçeğinde buluşabilmektir. Çünkü bu ülke, tarihi boyunca ne sadece alkışlarla büyüdü ne de karamsarlıkla ayakta kaldı. Her zor dönemde içinden yeniden doğrulmayı başardı.
Batı’nın Türk korkusu da, İstanbul hayali de hiç bitmedi, bitmeyecek…
Atilla Batı Roma’yı titreten güneşti.
Alpaslan Anadolu’nun kapılarını Türklere açan iradeydi.
Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedip bir çağı kapatan Türk’tü.
“Türkleri bitirdik” dediklerinde ise Gazi Mustafa Kemal bu milleti küllerinden yeniden ayağa kaldırdı.
Tarih değişti, aktörler değişti ama Türk’ün yürüyüşü değişmedi.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun!
Yorumlar
+ Yorum YapHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Gözden Kaçmasın
TABİP’te üretimden markalaşmaya uzanan hasat
Görüntüle →İlginizi Çekebilir





Trend Haberler
RİZE'DE ARAÇTA KALP KRİZİ GEÇİREN MUHTAR HAYATINI KAYBETTİ




Son Haberler
RİZELİ HOCAYA YENİ GÖREV



