AHLAKİ DEJENERASYON VE TOPLUMSAL ÇÖZÜLMEYE ÇARE BULUNMALI
AHLAKİ DEJENERASYON VE TOPLUMSAL ÇÖZÜLMEYE ÇARE BULUNMALI
Rize'de bir şikayetle başlayan fuhuş operasyonu bu sorunun toplumda büyük yaralar açtığı gerçeğini gözler önüne serdi. Konuyla ilgili yayınlanan haberlere yorum yapan nice kişi bu sorunun sanıldığından daha geniş boyutlu bir sorun olduğuna dikkat çekti.
Değişen toplum yapısı nedeniyle git gide altından kalkılmaz bir sorun haline gelen bu konuyla ilgili söylenebilecek çok şey var.
Haber: Adnan ONAY
Öncelikle şunu belirtmeli; Fuhuş, toplumun dokusuna işleyen köklü sosyo-ekonomik ve ahlaki dinamiklerin görünür yüzüdür. Son yıllarda hızla metropollerin sınırlarını aşarak Anadolu'nun en küçük kentlerine kadar yayılması ve kolluk kuvvetlerinin sık sık düzenlediği operasyonlarla gündeme gelmesi gösteriyor ki bu sorun bireysel olmanın ötesinde organize bir soruna dönüşmüş bulunmakta.
Bu tablonun gerisinde, tüketim çılgınlığıyla, yaşam şartlarının ağırlaşması gibi ekonomik sorunların yanı sıra toplumsal değerler sistemindeki erime, dijitalleşmenin sunduğu denetimsizlik gibi sorunlar yatmakta ve bu sorun günümüzde uyuşturucu ve küresel insan ticaretine kadar uzanan toplumsal ana sorun haline gelmiş bulunmakta.
Sosyolojik açıdan bakıldığında fuhuş, toplumsal yapıda meydana gelen derin sarsıntıların ve hızlı dönüşümlerin bir semptomudur. Modern toplumların karşı karşıya kaldığı fuhuş olgusu, bireysel sapma veya ahlaki kusur kategorilerinin ötesinde, kapitalist üretim tarzı, yabancılaşma ve değerler sistemindeki çözülmeyle şekillenen bütüncül bir sosyo-ekonomik kriz olarak değerlendirilmelidir. Lüks yaşam arayışları ve tüketim çılgınlıklarına karşılık gelir dağılımındaki uçurumlar, istihdam olanaklarının yetersizliği, eğitimsizlik, aile içi sorunlar vb. olaylar ahlaki sorunları derinleştirmektedir. Git gide derinleşen bu sorunlar insan ilişkilerini de birer ticari meta haline getirmiştir.
Mesele zina kavramının çok ötesine geçmektedir çünkü karşımızda insan zaaflarını, çaresizliğini ve arzularını devasa bir finansal hacme dönüştüren profesyonel bir suç ağı bulunmaktadır. İnsan ticareti, şantaj, tefecilik, uyuşturucu ticareti ve siber suçlarla doğrudan eklemlenen bu organizasyonlar, bireyleri birer cinsel köle gibi sömürürken arka planda kayıt dışı ve karanlık bir ekonomi yaratmaktadır. Süreç, çoğu zaman çaresiz insanları "kolay para" veya "iş imkanı" vaatleriyle tuzağa düşüren, onları sisteme bağımlı kılan ve tehdit mekanizmalarıyla hareket alanlarını tamamen yok eden bir çete hiyerarşisi görüntüsü vermektedir.
Dolayısıyla bugün mücadele edilen yapı, ahlaki bir sapmanın oluşturduğu sorunların çok daha ötesinde insan onurunu gasp eden ve kamu düzenini tehdit eden sınır ötesine kadar uzanan bir yapıdır.
Bireyi araçsallaştıran, bedeni ticari bir mala dönüştüren ve insan ilişkilerini çıkar ilişkisine indirgeyen bu yapı, toplumun geleceğini inşa eden aile ve güven bağlarını temelinden sarsmaktadır.
Fuhuşun yaygınlaşması, bir toplumun geleceğe duyduğu inancın, ortak değerlere olan bağlılığının ve adalete olan güveninin zayıfladığının en somut göstergelerinden biridir.
Bu derece kronik bir toplumsal tehdit unsuru haline gelen fuhuş endüstrisine karşı ciddi tedbirler alınması gereklidir.
Fuhuş olgusuyla mücadele etmek sadece kolluk kuvvetlerinin düzenlediği polisiye operasyonlarla sınırlı tutulmamalıdır. Polisiye önlemler suç ağlarının görünen yüzünü baskılamada hayati bir role sahip olsa da, bataklığı kurutmak çok daha kapsamlı bir strateji gerektirir.
İşsizliğin kontrol altına alınması, istihdam alanlarının genişletilmesi, ekonomik adalet sağlayan sosyal politikaların güçlendirilmesi, insan ticaretine karşı tavizsiz yaptırımların uygulanması, eğitim sisteminin insan onurunu ve etik değerleri merkeze alacak şekilde ihya edilmesi ve dijital mecralardaki istismara karşı etkin önlemler alınması şarttır.
Bu sosyo-ekonomik yıkımın ve ahlaki erozyonun önüne geçilmesinde, köklü bir zihniyet inşasına ihtiyaç vardır. Bireyi sadece ekonomik bir aktör veya tüketici olarak görmeyen, insan onurunu merkeze alan bir ahlaki ve dini eğitim bu noktada hayati bir işlev görür. Dini ve etik öğretiler, insana nesneleştirilemez bir değer yükleyerek onu piyasa koşullarının yarattığı araçsal ilişkilerin ötesine taşır.
Bireyin öz-denetim mekanizmalarını güçlendiren, sorumluluk ve adalet duygusunu pekiştiren nitelikli bir vicdan ve ahlak eğitimi; hazzın ve anlık tatminin kutsandığı tüketim kültürüne karşı direnç alanı oluşturur.
Toplumsal bünyeyi saran bu derin yabancılaşmayı durdurmak, ancak kapitalist metalaşma baskılarına karşı ekonomik adaleti sağlamak ve insanı bir değer olarak gören sağlam bir etik-dini pedagojiyle toplumsal bağları yeniden inşa etmekle mümkündür. .
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
