BENİ İHRAÇ ETMEYE KALKIŞACAKLARINI SANMIYORUM

Siyaset 19.06.2026 - 10:22, Güncelleme: 19.06.2026 - 10:33 483 kez okundu.
 

BENİ İHRAÇ ETMEYE KALKIŞACAKLARINI SANMIYORUM

Özgür Özel, BirGün TV’ye konuştu: Son çaba da boşa çıkarsa millete soracağım, bir yol gösterecekler
CHP Lideri Özgür Özel, BirGün TV’de “Timur Soykan ile Cevap Hakkı” programının konuğu oldu. Partisine yönelik mutlak butlan kararı ve yeni parti tartışmalarını değerlendiren Özel, “Son çaba da boşa çıkarılırsa bu kötü niyetli çabalarla, ondan sonra millete soracağım. Ben ne taraftan yürüyeyim? Yani yol bitti. Ne taraftan gidilecek diyeceğim. Onlar bana bir yol gösterecekler. Ondan çok eminim. Ama sokakta şimdi iki ses çok. İlk gün yüzde 90 partiyi asla bırakma sesi çoktu. Yüzde 10 da sen yürü biz arkandayız diyorlardı. Bu önce 70’e 30’a düştü. Şimdi 51'e 49. Partiyi bırakma diyenlerle sen yürü diyenler... Sokak ne diyecek onu duymak lazım ama sonuna kadar bu mücadeleyi vermek lazım” dedi. Soykan’ın soruları ve Özel’in cevapları şöyle: Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? İyi hissediyorum. Kötü hissetmeye hakkım yok. Enerjik hissediyorum. Yorulmaya hakkım yok. Yüksek moralliyim. Moralimi bozmaya hakkım yok. Çünkü bunlar olduğunda telafisi imkânsız bir yere savrulabiliriz. Sırtımdaki yükün farkındayım. Tabii bu tekil bir şey de değil. Koca bir ekip, koca bir kadro, koca bir parti ve o partiye gönül veren herkesin benzer duygularda olduğunu biliyorum. Ama genel olarak karşı karşıya bulunduğumuz saldırıya, saldırının aktörlerine, boyutlarına ve niyetine baktığımızda çok iyi durumdayız. Ama yıpratıcı bir süreç olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Gelecekte bugünleri anarken bugünlerin ne zor günler olduğunu, ne yorucu, ne yıpratıcı günler olduğunu hatırlayacağımıza hiç şüphe yok. Ama gün yorgunluğu hissetme günü değil. Yani öyle bir durumdayız. Perde arkasında da çok olay oluyordur ama bilmediğimiz, görmediğimiz şeyler de vardır...  Oluyor. Sonuçta zor bir dönemi kolay atlatmıyoruz. Atlatacağımıza inanıyorum. Rejimin saldırısının hatta ulus ötesi güçlerin Türkiye üzerindeki hesaplarında CHP'yi ortadan kaldırıp yoluna gitme istemesinin ne büyük bir mesele olduğunu ve bunu aşmanın ne kadar önemli olduğunu şimdiden hissediyorum. Cezaevinde de görüşlere gidiyorsunuz. Mutlak butlan kararından sonra, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere tutukluların durumu nasıl? Nasıl hissediyorlar?  Ben en son bayramın 3’üncü günü gittim. Öğle saatine kadar izinde sıkıntı yarattılar. Sonra 3,5 saatte 24 arkadaşımızla bayramlaştım. Ekrem başkanla 40-45 dakika konuştuk. Tabii bayram günleri biraz daha duygusal oluyor cezaevleri. Ama bir buçuk yıldır tutuklu olan, belediye başkanımız, bürokratımız, meclis üyelerimiz gayet iyi durumda. Milletvekillerimiz, parti meclis üyelerimiz hepsini son derece dirayetli, son derece güçlü, meselenin farkında görüyorum. Mücadeleyi dışarıda verenlerle içeride verenler olarak doğru konumlanmış şekilde görüyorum. Bir kızgınlık var tabii. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi'nin siyasi yürüyüşünün bu son evresi zorla koltuğa tutunma, zorla iktidara tutunma evresinde çok büyük haksızlıklar yapılıyor. Kişilerin mesleki namuslarına, aile hayatlarına yapılan saldırılar, iftiralar ve iddianameden ziyade algı yönetimine oynayan bir hukuk düzeni kurulmuş. Muhalefeti adaysızlaştırmaya, kurumsuzlaştırmaya ve lidersizleştirmeye çalışılan bir evrede yaşıyoruz. Bu durumda haksızlığı en böyle kemiklerinde hissedenler herhalde cezaevinde yatanlarla onları dışarıda bekleyen ailedir. “MUTLAK BUTLAN ALINAMAYACAK BİR KARAR” İBB davası Ekrem İmamoğlu'nun deyimiyle çöktü. Orada pek çok etkin pişmanlık ifadesi değiştirildi. Dediğiniz gibi ifadelerin gerçek maddi delillerle örtüşmediği görüldü. Mutlak butlan yine de olur muydu sizce? Yani İBB davasındaki bu çöküş olmasa da mutlak butlanı planlıyorlar mıydı?  Mutlak butlan, alınamayacak bir karardır. Yani kimle de konuşsak hak veriyor. Düşünsenize burada Özgür Özel’le Kemal Kılıçdaroğlu yarışmış. Özgür Özel kazanmış. Burada mahallelerden, ilçe, ilden yepyeni bir kurultay yapılmış. Bunu da Özgür Özel kazanmış. Ya bunu Özgür Özel kazanmayabilirdi. Yani biz burada Timur Soykan'la yarıştık. Timur Soykan kazandı. Şimdi buraya mutlak butlan karar verince Timur Soykan'ı kim alıyor da yerine Kemal Kılıçdaroğlu'nu getiriyor? Yani bu 4’üncü kurultayı Özgür Özel'in kazanmış olması bir şey değiştirmez ki. X kişisi kazansaydı, Ayşe Hanım kazansaydı. Ayşe Hanım genel başkan. “Efendim dört kurultay önce o oldu, bu oldu. Ayşe Hanım sen bir dur Kemal Bey geri geliyor.” Böyle bir şey yok. Şimdi mantıkta bu yok. Hukukta bu yok. Bir kere seçim hukuku dediğiniz şey itirazlar ve kesinleşme üzerine kurulmuş. Böyle bir şey imkân dahilinde değil. Yüksek Seçim Kurulu orada duruyor ve birinci kademe mahkemesi “mahkeme konusuz kalmış” diyor. İstinaf mahkemesi kendini istisnai bir şekilde yapması gerektiği gibi birinci kademenin yerine geçip karar kuruyor. Kurduğu karar da şöyle. Hukuk mahkemesi. Bu bariz bir kural var. Ceza mahkemeleri hukuku beklemek zorunda değil ama hukuk mahkemeleri cezayı beklemek zorunda. Bir yerlerde olan iddiaları yazmış. Görülmekte olan mahkemelerin bir sonraki görülüş tarihlerini yazmış ve karar vermiş “butlan” diye. Olacak iş değil yani. O yüzden bu bir bütünün parçası. Bu bütüne bir bütün olarak iman eden ve bunu icra eden Akın Gürlek’in ta kendisi. Erdoğan’dan parçalar halinde aldığı onaylarla devam ediyor. Bu mutlak butlan meselesini Adalet ve Kalkınma Partisi'nin içinde ben çıkıp da ağız dolusu Akın Gürlek'in ilk yaptığı basın toplantısı dışında savunan kimseyi görmedim. Savunulabilecek bir şey değil. Ama İBB davasının çökmesiyle burada yeni bir saldırı hattının genişletildiği doğru. “AHTAPOT DİYORLARDI, ŞİMDİ YENGEÇLERİ KOYDULAR” İBB davasında şöyle bir şey planlıyorlardı, biliyorsunuz. “Ahtapot” diyorlardı. Şimdi demiyorlar. Bir ahtapot, işte başında Ekrem İmamoğlu kollarından biri partiye uzanacak, biri İzmir'e, biri oraya, biri buraya. Şimdi bu kurguyu kuramadılar. O yüzden ahtapotu ayırdılar. Ayrı ayrı yerlerde yengeçler koydular. Bulduğunu ısırıyor. Şimdi İstanbul'daki ahtapotun kolunu burayla ilişkilendiremediği için gelmiş burada işte bize mutlak butlan kararı veriyor. İzmir'de başka bir karar veriyor. Antalya'da başka bir iftira, Uşak'ta başka bir iftira falan böyle sistemde kişileri alıyorlar, biraz da paraya, pula, daha doğrusu geçmişten beri edinilmiş mal varlığına duyarlı kişiler. Örneğin Muhittin Böcek’e mal varlığına çökene kadar ya da oğlunun savcılığın elinde emanet, devlete emanet, müstehcen görüntüleri servis edilip devamı da olacak denilene kadar oğlu da kendisi de hiçbir şey demiyordu. Kendisi diyordu ki “bir kuruş veren namussuzdur, şerefsizdir.” Şimdi de ifadeleri okuyorsunuz ki işte bütün mal varlığına çökmüşler. Gelinini oraya koymuşlar oğlunu... Hadi ifade ver. Yine de en son işi dönüp dolaşıp ölmüş birine bağlamak suretiyle. Ama Akın Gürlek inanıyordu ki Muhittin Böcek bir gün söyleyecek, Özgür Özel'e para vermiş benzin istasyonunda... Benim o gün Ankara'da olduğum çıkınca hadi bu sefer öyle yaptılar, böyle yaptılar. Bütün şoförlerinin elinden şey çıktı, “biz oraya gittik, bizi karşılamadı Ferdi Zeyrek konum attı, gittik sunum yaptık”a gelince, döndüler ölmüş birine hem de tertemiz hatırasıyla bütün milletin gönlünde yer etmiş birisine, “parayı ona verdik” diyerek işi oraya bağladılar falan. Muhittin Böcek size mesaj gönderdi mi bu ifadeleri verdikten sonra? Sanırım öyle bir söyleminiz de oldu.  Gönderdi. Avukatlar, kendisiyle görüşebilen kişiler aracılığıyla “Genel Başkan hakkını helal etsin. Genel Başkan’ın konuşmasını dinledim, yine bile beni düşünüyor…” Muhittin Böcek 105 gün yoğun bakımda yattı. Çıktığında abisi Şadi Bey söylemiş; herkes bir iki kere aradı, Özgür Özel gün aşırı aradı diye. Benim çok bir ahbaplığım yoktu ama yoğun bakımda yatıyor. O dönemde çıktı. Bunları konuştuktan sonra o Şadi abi Covid'den öldü. 15-20 gün sonra aramızda böyle bir duygusal bağ vardı. Sonrasında işte Şadi Bey'in eşini arada aradığım veya bana aday tanıtımında çiçek verince o çiçeği Şadi Bey'in eşini bulup verdik diye Muhittin Bey çok etkilenmişti. Her zaman bunu söylerdi. Bunları hatırlatan ve durumunun zorluğunu söyleyen bir mesaj yolladı. Yani zaten mecbur kaldığı çok belli defalarca şey yapıldı ve oğlunun ifadeleri üzerine ama işte üzgün olduğunu ifade eden şeyler oldu. “BÖCEK İLE HELALLEŞMEKTEN GERİ DURMAM AMA UŞAK BELEDİYE BAŞKANI’NA ÖLÜRÜM HAKKIMI HELAL ETMEM” Hakkınızı helal eder misiniz? Ben kendi hakkımı Akın Gürlek’e, masum insanları aileleriyle tehdit edenlere veya 60 yılda alın teriyle kazandığı bütün mal varlığına el koyup şuna imza atınca ben sizi şey yapıyorum diyenlere hakkımı helal etmem. Bu işte daha içeriye girip kendini kurtarmak için hemen iftiraya soyunanlara hakkımı helal etmem. Ama 105 gün yoğun bakımda yatmış, 21 ilaçla yaşayan birisi… Bu işler bittiğinde gelip Muhittin Böcek “Ya ben şu durumdaydım ve gelinimle oğluma bunu yaptılar, bana bunu yaptılar. Hakkını helal et derse” orada ben helalleşmekten geri durmam. Ama bunun yanında, Uşak Belediye Başkanı’na (Özkan Yalım) ölürüm hakkımı helal etmem. Çünkü bu kadar büyük bir şey olmaz yani. Hem partiyi en zor duruma sokacak olmayacak işlerin içine gir çık yakalan, hepimizi utandır. Sonra girer girmez de hemen işte sanki itirafçı olacağım, kendimi kurtaracağım diye… Önce “Bahçeye para attım” dedi. Bizim bahçeyi müstakil bahçe sanıyor. Bizim bahçe 16 evli bir bahçe... Bir isim hatırladı, Manisa'da bildiği tek ismi söyledi. “Demirkan” dedi. Çocukluk arkadaşım Demirkan Gözaçan içeride ve yani ne söylediği para var kayıtlarda ne bilmem ne var. Biz 4-5 Kasım kurultayında hepimiz ortaya para koyduk milletvekilleri olarak. Özkan Yalım'dan biz para alacak olsaydık zaten gelip vereceği yer belliydi. Bizim seçim koordinasyon birimiz vardı. Bu tip adaylıklarda bir havuz oluşturmadan asla bir şey yapamazsın. Hepimiz verdik. Hatta biz 7 kişiydik. Selin Hoca'dan para almadık çünkü maaşı yok diye. Dedik “Sen milletvekili değilsin sen verme falan” dedik. İlk 6 kişi koyduğumuz paralarla araç kiraladık bilmem ne. Hiçbir şeyiniz yok ve büyük bir kampanya yapıyorsunuz. Bir para alınacak olsa zaten alınacağı yer belli. Gidip de öyle Denizli'de bilmem nerede olmaz. Ama bu neden bir etkin pişmanlık ifadesiyle bizi suçlamak için önüne sürülen kağıtlara, bilmem nelere olmadık bir iş yapıyor. Şimdi Muhittin Böcek'in hali bir yerde ama öbürününki bir yerde.  Akın Gürlek'in mal varlığını açıkladınız. Aslında size yönelik kuşatma da bir anlamıyla öyle başladı. Yani bunu nasıl yorumluyorsunuz? Bunu Akın Gürlek’in bir intikamı olarak mı düşünüyorsunuz? Şimdi bir kere şöyle bir şey söyleyeyim. Akın Gürlek’in 16 tane tapusu var. Murat Kurum'un elinin altında bilgisayarlar var. Verdiğim ID numaraları var. Her grup toplantısında söyledim. Yalanlayabiliyor musunuz? Hayır. O tapular onun. Efendim bir süzgeç koymuş, aktif-pasif diye gösteriyor. Şimdi mahkemeye aktifiyle pasifiyle bütün tapuları istiyoruz. Akın Gürlek’in avukatları “Pasifleri istemeyin” diyor. Niye istemiyoruz pasifleri? “AKIN GÜRLEK’İN MAL VARLIĞINI AK PARTİ SAVUNAMIYOR” Şu an hala göndermediler yani? Göndermediler. Mahkemeye baskı yapıyorlar ki “sadece aktif tapular” sorulsun. O aktif dört tapunun da üçü son 3 ayda alınmış. Başındaki üçgen o demek. bir tanesi de İzmir Mahal'den alınmış. Onun da hangi bağlantıyla alındığı da ortaya çıkacak. İşte bu yüzden saldırıyor. Ama şöyle bir şey de söyleyeyim. Yani Akın Gürlek'in mal varlığı meselesi AK Parti'nin savunabildiği bir mesele değil. Kendine bile savundurtmuyorlar. “Bu konularda sen Özgür Özel'e cevap verme” demiş. Sen Özgür Özel'e ne yap? Sen Özgür Özel'i susturmanın başka yolunu bul. Aklınca bu iftiralarla, bu tehditlerle, bu şantajlarla, bu yaptıklarıyla beni susturacağını sanıyor. Susmayacağız. Akın Gürlek tarihe böyle geçecek. Ben de böyle geçeceğim. Mutlak butlan kararı açıklanmadan bir gün önce Kemal Kılıçdaroğlu kameranın karşısına geçti ve bir video çekti. Bu rastlantı olabilir mi? Mutlak butlan kararından bu ekibin başından beri haberi var mıydı sizce?  Şimdi bakın İstanbul'a kayyım atandı. İstanbul'a kayyım atanan kişi, “Ben de mahkemeden dolayı haberdar oldum” dedi. Bir baktık geçmiş aidat borçlarını kayyım kararından bir gün önce yatırmış ki hani efendim sen nasıl İstanbul il başkanı olacaksın yıllardır ödememişsin veya aidat ödemeyen biliyorsunuz göreve gelemiyor falan. Burada da bu mutlak butlan kararından önce zaten avukatların gelip gittiği, çalışmaların olduğu, görüşüldüğü falan her şey bir yana... Ben mutlak butlan kararından size bir kesit alayım. Kararı bizi dinleyenler versin. Siz gerçi çok hakimsiniz konuya ama. Mutlak butlan kararında iki tane butlan kararı var. 2023 yılı İstanbul İl Kongresi ve 2023 yılı 5 Kasım genel başkanlık, 4 Kasım-5 Kasım kongremiz. İkisine de mutlak butlan karar verdiler. İlde tedbir yok. Burada tedbir var. Niye? Burada tedbir olmazsa göreve ben devam edeceğim. Tedbir olunca Kemal Bey'i getiriyorlar. Burada tedbir yok. Niye? Tedbir verirse o günkü yönetim gelecek. O yönetimin tamamı değişimci. Yani Canan Hanım'ın (Kaftancıoğlu) yönetimi ama Canan Hanım şimdi yok ve o yönetimdeki gençlerin hepsi değişimci olmuş. Kendi içlerinden ya da dışarıdan seçebilecekler ya başkanı, işlerine gelen bir başkan seçilmeyecek diye oraya tedbir koymuyor ki kayyım orada devam ediyor olsun diye. Bu kadar. Şimdi hangi Ankara bölge adliye mahkemesindeki bir hakim ve iki yani üç hakim bir başkan ve iki hakim Cumhuriyet Halk Partisi'nin 6 yıl önce yaptığı il kongresinde seçilenlerden bugüne kalanların parti işi tercihlerini bilecekler. Olur mu? Yani olur mu yani? Hayatımda gördüğüm en büyük siyaset mühendisliği. Bir oran ver derseniz, karar yüzde 99 siyasi yüzde 1 hukuki yazılmış. Parti genel merkezinin önüne iki araç konulup üstüne “haramdır” yazılması... Onu görünce ne hissettiniz?  Onu görünce gerçekten böyle yani hırslandım. Kendime de şu yüzden kızdım. “Şu adamlara şu partiyi bıraktık” dedim ya. “Yani nasıl oldu bu” dedim ya. TGRT'nin haysiyet cellatları bir hafta 10 gün öncesine kadar partinin namuslu, çalışkan şoförlerine çek bu arabayı buraya buraya, bunu koy, al paylaş. Olacak iş değil. Nasıl bir seviyesizlikle karşı karşıya olduğumuzu ve nasıl bir şer ittifakıyla karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anladım. Meselenin ne kadar kötü niyetlilerle, ne kadar kötü insanlar tarafından yönetildiğini o an anladım yani. Peki bir de sonuçta genel merkeze polis sokuldu. Yani herhalde CHP tarihinde olmayan korkunç bir gün. O günü biraz anlatır mısınız? Yani o günle ilgili “terk etmeyiz” dediğiniz için de eleştiriliyorsunuz. “Çabuk terk ettiler” gibi bazı ifadeler de oluyor, eleştiriler de oluyor. Siz genel merkezde o günü nasıl yaşadınız?  Vallahi Timur Bey yani onu söyleyen arkadaşlar biz işte 4-5 gün orada durduk direndik kapıya devletin polisi geldi. Bir de geldi kapıyı AFAD’cılar kestiler. Kapıyı yüzlerce polisle kırdılar. Orada partinin çalışanları, partinin il başkanları en ön safta durup babaevini korumaya çalıştılar. Ellerinde bir karış mesafeden gaz sıkan ve iri yarı robokop kıyafetli kişiler karısında sivil bir siyasi partinin mensuplarına süpürerek ve darp ederek geldiler. 14. kata kadar çıktılar. Bizim 12. katın kapısına geldiler ve kapıyı zorlamaya başladılar. “POLİSE SİLAH ÇEKECEK HALİMİZ YOK” Oradaki görüntü de var, video kaydı da var. Yani bayağı operasyon polisi… Tabii canım. Ben orada kadın arkadaşları aldım, asansöre kadar kendim götürdüm, yolladım. Çünkü çok kötü. Biz içerideki odaya çekildik. Bütün katı zapt ettiler. Nefes alma imkanı olmadı. İşte hepimiz birer havlu aldık. Yani dayanamıyorsun ondan sonra şeye ama hani daha ne dayanılacak? Biz oradan polis zoruyla kimyasal maddeler kullanılarak, şiddet… Bizim de bir koruma ekibimiz var. Benimle aynı odaya sokmadılar. Bizim odaya 3 metre kala. O da polis, o da polis. Ama herhalde kendi görev protokolleri gereğince hani bana bir temas olmadı ama partinin genel başkan yardımcılarına, milletvekillerini ite kata dışarı şey yaptılar. Bir yerden sonra binada sadece ben ve yanımızdaki işte 5-6 arkadaş kalmışken biz de en son olarak yoksa zaten bir süre sonra gelip beni de itecekler yani varıp da o şeyi de yaptırmadan ağzımızı burnumuzu yaş avlularla kapatarak indik. Daha hani daha fazla bundan fazla direnmek olmaz yani. Varıp da polise karşı silah çekecek halimiz yok. Silahım da yok benim yani. Ne yapacaksın? Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yürüme kararını daha önceden almış mıydınız? Nasıl planlamıştınız?  Şöyle, bizi buradan atarlarsa nereye gideceğiz? Yani bu tip durumlarda mekanlar sembolleşiyor. Biz gücümüzü nereden alıyoruz diye düşündüğümde, benim iki unvanım var. Birisi genel başkan, seçilmiş genel başkan ve grup başkanı. Ben bu grupta zaten grup başkanı olarak da daha önce de seçilmiştim. Butlan kararından sonra yapılan toplantıda da bir eksik oyla yeniden seçildim. Geçerli oylardan bir eksiğini alarak. O zaman bir de ben biraz böyle bu partinin tarihini büyük bir şeyle hayranlıkla okuyan, anlatan birisi olarak, Cumhuriyet Halk Partisi ilk kez Mecliste gruplaşınca hatta bizim bu karşıdaki grup odasında o ilk grubun fotoğrafı ve Osmanlıca, eski Türkçe grup iç nizamnamesi de vardır. Diyorlar ki müdafaa-i hukuk grubu kuruldu. Ondan sonra bir odaya genel merkez olarak müdafaa hukuk grubu ve genel merkez diyorlar. Sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk bundan herhalde 5-6 yıl sonra Vehbi Koç'u çağırıyor. Diyor ki dünyada partilerin meclis dışında genel merkezler oluyor. Bir yer ayarlayın da partinin genel merkezi olsun. O genel merkezi alıyorlar. Halen daha o ilk genel merkezin işte Koç Ailesine ait 26 kişide tapusunun şeyleri falan var. Yani bizim partinin ilk genel merkezi yine Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaydı. O yüzden biz nereye gideceğiz ve nerede toplanacağız dediğimde, meclis dedim. Meclise doğru geldik. Düşünmüştük. Sonra nasıl gideceğiz deyince zaten ben her konuşmadan sonra yürüyelim arkadaşlar diye söylüyordum. Orada da yürüyelim arkadaşlar deyince otobüs hazırlamıştı arkadaşlar orada. Yok dedim yürüyeceğim dedim. Yağmur altında yürüdünüz ve TOMA’ya çıktınız. Onunla ilgili “Planlıydı” diyenler var? Nasıl oldu? Altı kere polis kesti. Biz polis kestikçe karşı şeride geçtik. Hani polis bu şeridi kesiyor tabii. Karşı şeride geçtik. Trafiğe doğru yürüyerek barikatları geçtik. Birkaç kez gördüğünüz itiş kakış manzaraları yaşandı. Genelkurmay’ın önünde yan yana 8-10 tane TOMA koymuşlar. Yani şimdi planlıydı diyor. İçişleri Bakanı yeni değişti. Emniyet Genel Müdürü kendisine bağlı. Önümüzde durmasalar zaten Meclis’e gideceğiz. Neyini planladık yani? TOMA’yı varıp da biz kiralamadık ya. Plakaları belli şey belli değil. Yan yana 8 TOMA koymuşlardı. Yani geçecek yer yoktu. Kitlenin de büyük bir baskısı vardı. TOMA’yı çekmeseler biz niye üstüne çıkalım? “BENİ İHRAÇ ETMEYE KALKIŞACAKLARINI SANMIYORUM” Grup başkanlığı, yani bu odanızı da boşaltmak istedikleri, bunun için başvurdukları yönünde şeyler var. Şu an içinde röportajı yaptığımız odanız. Böyle bir ihtimali görüyor musunuz? Böyle bir ihtimal olursa çalışmanızı nerede devam ettireceksiniz?  Şimdi böyle bir şey gerçekleşti. Meclis Başkanı da Cumhuriyet Halk Partisi'nin usulüne uygun seçilmiş grup başkanlığını tanıdığını söyledi. Hatta genel merkeze de grup başkanvekilliklerinin yerine atamayı kabul etmeyeceğini, burada bir seçim yapılması gerektiğini -ki yapılırsa yine bizim arkadaşlarımız seçilirler- grup başkanlığının da yazıyla düşürülemeyeceğini ancak bir güvensizlik oyu ve salt çoğunlukla düşürülebileceğini grup iç yönetmelikleri yazıyor. Meclis başkanı bu talebi reddetti ve böyle bir risk şimdi yok. Yani tabii tenezzül meselesidir. Partinin seçilmiş genel başkanını partiden ihraç etmeye niyet ederler, göze alırlar mı? Yani Özgür Özel'i CHP'den ihraç ederlerse o zaman grup başkanlığı düşebilir. Aslında Müslim Sarı da bunu ifade etti. “CHP'nin Manisa milletvekili ve biz bunu değerlendiriyoruz” diye açık açık dedi. Siz bunu bekliyor musunuz?  Onun söylediği o günkü kafasında biz yazı yazıp onları görevden alabiliriz. Meclis Başkanlığı da bunu kabul etmiyor. Beni kesin ihraç talebiyle partiden atıp milletvekilliğimi yani CHP milletvekilliğimi düşürmek suretiyle buradan düşürmeye kalkarlar. Buna tenezzül ederler mi? Ederlerse bu millet bunlara ne der? Onu ayrıca hesap etmeleri lazım. Ama ben böyle bir şeye hani kalkışacaklarını sanmadığım gibi, yargı yoluyla arkadaşların çok hızlı şekilde geriye geleceklerini de düşünüyorum. Yani yargı normal işlerse diyeyim. Geçmişte çünkü çok örnekleri var. Siz bir milletvekilinin parti meclisi kararı olmadan atamazsınız. Bunların parti meclisinde çoğunluğu olmadığı için MYK kararıyla atmaya kalktılar. Ama tüzük de tam tersi. Tam tersi. Bunu gören mahkeme tedbiri kaldırır, iade eder. Bundan önce hem Süheyl Batum kararı böyle olmuş hem başka partilerde uygun organ tarafından ihraç edilmeyenler hep iade edilmiş. Ama gidersin Sulh Hukuk Mahkemesine, onun da ensesine başka bir yerden basarlar. Onu bilmem. Hani normal şartlar altında diye bir şey var ya kimyada. Bir atmosfer basınç, 25 santigrat derece falan. Öyle bir durumda o arkadaşlarımız da geri dönerler. “KEMAL BEY’E İMZA VERMİŞ DELEGELERİN 500 TANESİ BİZE İMZA VERDİ” Ne olacak peki? Yani ne bekliyorsunuz? Yani sonuçta parti meclisinden istifa ettiniz. O durumda da bir kurultay, olağanüstü kurultaya gitme zorunluluğu var. Ama şimdi delege imzası da var artık.  Şimdi delege imzasında, genel başkanın yapması gereken, bu imzalar gelmiştir, şu tarihte olağanüstü kurultay yapıyorum demek. Şimdi bakın Timur Bey, bu delege 2023 yılının Kasım ayına giderken Kemal Bey'e onlar 800 falan diyordu ama 600 küsur olduğu çıktı. Kongrede 600 küsur imza verdi. 660, 670 verdi ilk turda. İlk turda kaybettiğini görünce de ikinci turda 800 küsur oyla beni seçti. İlk turda ben 16 oy fazlaydım. İkinci turda 250 oy falan. Şimdi toplam hepsine baktığınızda Kemal Bey'e oy vermiş olan delegelerin 500 tanesi bize imza verdi. Oy vermeyi bırakın notere gidip imza verdi. Hadi 500 değil 480. Siz o delegelere iradeye fesat karıştırdılar diyorsunuz. Bakın düşünün delege satın alındı falan. Oyunu size vermiş, 660 kişinin işte 560'ı, 550'si gidip bize imza veriyor. Değil kapalı kapı arkasında oy vermek imza veriyorlar. Kemal Bey kendisine oy vermiş delegeye bari hürmeten toplasın ve o delegenin ne dediğini bir dinlesin ya. Bir baksın bakalım. Ya da aday olsun yarışalım. Aday olsun, güven oyu istesin. Bakın o kadar ki yani o delegeden güvenoyu istesin. Ben aday olmayayım. Güvenoyu alamaz. Çünkü o delege partiye bu yapılana itiraz ediyor ve işte 1000 küsur tanesi iradesini koyuyor. “MANİSA’DA 11 KİŞİ REDDETTİ, 12’İNCİ KİŞİYE TEKLİF GÖTÜRÜYORLAR” 74 il başkanı şimdi ihraç edilebilir mi? Böyle bir şey yaparlarsa Kemal Kılıçdaroğlu ve onun çevresi teşkilatlanabilir mi? Gerçekten öyle bir taban, öyle bir şey var mı? Yani öyle bir insan var mı etraflarında? İkincisi böyle bir şey olursa sizin bir planınız var mı? 74 il başkanı ne yapacak veya diğer il başkanları?  Timur Bey, birincisi gerçek anlamda bir örgütlenme oluşturamazlar. Örneğin Manisa'da 11 kişi reddetti, 12’nci kişiye teklif götürüyorlar falan. Her yerde böyle birçok kişiye teklif götürüyorlar reddediliyor. Kabul ederim diyenler var ama etraflarından çok büyük tepki görüyorlar. O yüzden bir örgütlenme yapmaları mümkün değil. Zamana yayarak, istenmeyen birtakım görüntülerle, birtakım kriminal ilişkilerle falan bir şeyler yine yapılmaya çalışılırsa, arzu etmem ama… Arkadaşlarımız o illerin seçilmiş başkanları zaten. Şimdi o başkanı aldın sen yerine birini atadın. 40 gün sonra kongre var. Kanun öyle. 40 gün sonra sen ne yapacaksın? Kongreyi yapmayacaksın. Diyorlar ki yaparız. Seçilirse bir daha görev. Şimdi bu nedir ya? O yani bu kadar hukuk tanımazlığı yapıp sonra Türkiye'yi de hukuk devletini biz kuracağız diyebilir mi Cumhuriyet Halk Partisi? Yani hiç işin bu taraflarını da düşünmüyorlar. Biz şu 10 günde yaptıkları hukuksuzluğun yüzde 1’ini 3 yılda yapmadık. Yapılmaz. İşin bu tarafı çok kötü. Arkadaşlar bir şekilde bizimkileri attılar. Bizimkiler ama bir ağacın altında örgütlenecekler ama yakındaki bir büroda bir yerde. Ama ben gittiğimde seçilmiş il başkanını görürüm. Seçilmiş il başkanın yanına varırım. Milletvekili onun yanına varır. Ona itibar kazandırır. O bir parkta bir ağacın altında da olabilir. Bir barakada da olabilir, bir büro da olabilir. Kendi arında tuttukları bir yer olabilir. Ama bizim il merkezimiz orasıdır. İlçe merkezimiz orasıdır. Göreceğiz bakalım. Türkiye'nin ne kadarında nasıl örgütlenmeye çalışacaklar? Ben hiç tavsiye etmem böyle bir şeyi. Çünkü örgüt dimdik duruyor. Yani bu 74 il başkanı ki diğer 7 ilden de il başkanı yok. Örgütçe çok zayıf olduğumuz yerler ve özel durumu olan birkaç arkadaşın dışında 7 ilde il başkanı yok ama o illerin imzaları bugün teslim edildi. Yani delegeleri arkamızda. “OYUNU BOZMAK İÇİN KENDİMİ ADAYLIK DENKLEMİNİN DIŞINA ÇIKARDIM” Gerçekten bir de çok somut bir durum var. Siz şantaj diye bunu ifade ediyorsunuz aslında. Size Ekrem Bey’i ve Mansur Bey’i “sat” diyorlar. Yani bir birliği bozmak için bir müdahale var. İkincisi de siz şunu söylüyorsunuz sık sık, “Ben daha 50 yaşındayım. 20 yıl daha bu koltukta oturabilirdim. Bana böyle bir siyasette kalmam, yani iktidar hedeflemeyen bir siyaset yapmam halinde bana bunu belli ediyorlar, söylüyorlar” diyorsunuz. Kemal Kılıçdaroğlu bunu kabul etmiş bir lider mi sizce? Şimdi gelinen noktada, tabii buradan sonrasına ilişkin siz de duydunuz. “Ey Özgür” diyor gel “Ankara merkezde siyaset yap”. “Partinin başında” otur. Şimdi okuyorsunuz yani. Ne diyor? “Bir gün İstanbul'da bir çarşamba akşamı bir kez Anadolu'da miting yaparsan” ki ben bunları yaparak partiyi %36'da 38'de tutmuşum, “AK Parti'yi ikinci parti yaparsan, zaman da daraldığına göre seni orada oturtmam” diyor. “Ey Özgür otobüsün üstünden in”. “Ankara merkezli siyaset yap”. Şimdi ben bunu bütün Türkiye ile birlikte duydum. “Cumhurbaşkanı adayıyım” desem, “ne güzel Ekrem'i sattın. Mansur Başkanı dışladın, kendine bir hayal kurdun”, Cumhurbaşkanı… Rüyanda yıldızlar dönüyor Türk devletlerinin falan. O zaman iyi. O zaman CHP nasıl bölünür, belki Mansur Bey gider -yapar diye demiyorum- 100 bin imzayla aday olur veya bazı siyasi partiler o tarafa destek açıklar, bazıları buraya açıklar. Ekrem Başkan oradan küser. Mansur Başkan buradan alınır. Biz paramparça oluruz. Saraydakiler rahat otur. Ben bu oyunu bozmak için bir kere kendimi cumhurbaşkanlığı adaylığı denkleminin dışına çıkardım. Çok da eleştirdiler. Ya kardeşim en doğru aday kimse? Sandık koyduk 15,5 milyon kişi Ekrem İmamoğlu dedi. Bugün Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı mümkün olmasa Mansur Yavaş'ın daha az bir toplumsal desteği olacağı yok. Birçok ankette müthiş sonuçlar var falan. O olmadı bir başka şey… Ama sonuçta ben iktidarı değiştirmeyi hedeflediğim için ve bunu söylediğim için ve bunu kişisel değil kurumsal olarak da hep birlikte benimseyip buna göre çalıştığımız için bir de kazanmayı bildiğimiz için… Yani şundan da rahatsız oluyor. Ya “ne güzel” diyor, “24 yıldır kazanıyorduk” biz diyor. “13 seçimdir biz yeniyorduk” diyor. Geldiler diyor başımıza ne yaptık biz? Partinin bütçesinin yüzde  yarımı ölçme değerlendirmeye harcanıyordu. Biz yüzde 16 yaptık. 250 bin anketle aday belirledik. 250 bin anketle adayları sahada takip ettik. Acayip doğru işler yaptık ve 4 ay gibi bir sürede seçimin kampanya müziğini de işte bir tarifleme, bir alma, yarıştırma ve odak gruplara dinleterek belirledik. Partinin kampanya filmlerini de profesyonel çektik. Bugüne kadar yapılmayan her şeyi en iyi şekilde yaparak yaptık ve kazanmayı başardık. Döndüler, baktılar yani bütün büyük şehirler alınmış. Manisa gibi yerde yüzde 6 ile başladığımız serüven yüzde 60'a ulaşmış. Aynı anda Uşak, Afyon, Kütahya birlikte alınmış. Yani düşünün bütün Ege alınmış. Adıyaman alınmış. Ve bunları görünce de eyvah dediler. Bunların bunlar oyunu nasıl oynaması gerektiğini biliyorlar. Bizim gibi işler de yapıyorlar. Onlar çok ölçme değerlendirme yapıyor. Çok profesyonel çalışıyorlar falan. Bu Cumhuriyet Halk Partisi kazanmayı öğrendi. Bunlara fırsat vermeyelim. “BANA VERİRSEN MİLLİ İRADE, BANA VERMEZSEN KİRLİ İRADE” Başımıza gelenlerin bütünü buna dairdir. Bu yüzden bu iş Cumhuriyet Halk Partililer arasında bir parti içi mücadele değil. İktidar partisi ya da iktidar blokuyla seçmen arasında… Bugüne kadar oy verdin eyvallah. Bundan sonra oy vereceğine ben karar vereceğim. Ya yine bana vereceksin ya da ben senin istediğin adayı, Ekrem'i karşına çıkarmayacağım. Mansur Yavaş'ı karşına çıkarmayacağım... Özgür Özel'in yönettiği bir CHP'ye kampanya yaptırmayacağım. Özgür Özel'in bir aday belirlediği CHP'ye yapmayacağım. İşte bütün il başkanlarıyla, milletvekili grubuyla hem liyakate önem veren hem birlik beraberlik içinde olan bu gruba milletvekili adayı belirmeyeceğim. Mesele sarayla seçmen arasında. Oyu bana verirsen baş tacı, bana vermezsen al aşağı. Oy bana verilirse milli irade, bana verilmezse kirli irade. Mesele orada. EMPERYALİZM MESELESİ: “KEMAL BEY’İN O SÖZLERİNDEN SONRA UYUYAMADIM” Tüm bunlar aynı zamanda Tom Barrack'ın Türkiye'ye monarşi yakıştırmasıyla da çok örtüşen süreçler. Bir de burada “devlet aklı” gibi şeyler de söyleniyor. CHP'ye yönelik bu hamlelerin, çok daha büyük bir emperyalist projenin parçası olduğunu düşünüyor musunuz? Buna inanmaya başladım ben. Artık şunu söyleyeyim size. Demin de bahsettiğiniz birkaç olay o. Ben biraz böyle şeyim. Ben 10 yaşında yatılı okula gittim. Yatılı okulda ilk gece bütün çocuklar ağlar. İlk susan lider olur. Ben erken susanlardandım. İlk susan hemen gider böyle “Timur ne oluyorsun” gibi böyle, tamam mı? Hemen başlar böyle işte. Zorluklarla baş etme ve zor durumlarda ayakta kalma kapasitem 10 yaşından beri yatılı okulunda etkisiyle arttı. Bir şekilde devlet parasız yatılı okullarında büyümüş olarak hem arkadaşlık ve dayanışma duygularım çok ön plandadır hem de zor durumlardan çabuk toparlarım ve etrafımı toparlarım. Benim en belirgin özelliklerimden birisi. O yüzden de ertesi gün ne olursa olsun biz yatar uyuruz. Yani ben stresin en yüksek olduğu zamanlarda bile günde bir saat spor yaparım. Stresin en yüksek olduğu zamanda vurur kafamı yatarım. Ben butlan geliyor dediler, yattım uyudum. Butlan kararı çıktı, yattım uyudum. Partiye sabah saldıracaklarmış, saat 7’de geliyorlarmış dediler. Yattım uyudum. Bizi polis zoruyla attılar. Dolu altında yürüdüm. Burada geldim. Miting yaptım yağmur altında, yattım uyudum. Sırrı Süreyya'nın cenazesinde biri geldi saldırıda bulundu. O gece yattım uyudum. Kemal Bey'in metninde Osmanlı coğrafyasına büyümek, CHP de burada yerini alacak... Yani Barrack’ın “merhametli monarşi lazım, demokrasi bu ülkeye çok” dediği, Cumhur İttifakı'nın sahiplendiği söylemlerde, “bu köşeyi de biz doldurabiliriz” tonu ve vurgusundan sonra ben uyku uyuyamadım. Uykum kaçtı benim. Çünkü bunu Barrack’tan duyuyorsun. Hani ya diyorsun Dışişleri Bakanlığı'na çağırıp buna nota verin diyorsun. Beklenti odur yani. Değil mi? Çağıracaksın. Sen kimsin kardeşim? İstenmeyen adam ilan edeceksin. İfadelerine açıklık getir diyeceksin. Ya da Trump olur olmaz şeyler söylüyor. Çağıracaksın. Rahatsızlığını dile getireceksin. Bilmem ne yapacaksın falan. Hadi bunu yapmadı. AK Parti bir hayal kırıklığı. Efendim işte Devlet Bey gerçi o farklı TRÇ ittifakı da diyor falan ama farklı tanımlamalar yapıyor falan. Bir baktım Tom Barrack ne diyorsa, AKP neye susuyorsa bizimkiler de onu söylemeye başlamış. Burada iki ihtimal var. Bir gerçekten böyle bir planın parçasılarsa ört ki öleyim yani, ne yapacağız? Olacak iş değil. Ya da dil bu dil. Bu TGRT’dekiler ve işte bu Adalet Bakanlığı'nın basın danışmanlarının falan akılları var ya, bir dil var. O dili tutturmaya çalışıp kendilerine burada bir meşruiyet arıyor olabilir butlancılar. Bu da kötü ama hiç olmazsa oyunun parçası değiller ama oyuna kendilerini yani onlara verilen o TGRT’cilerin metinleri öyle şey. “SİZ NİYE İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜNÜ DURDURMA OYUNUNA KATKI SAĞLIYORSUNUZ?” 26 Temmuz, herhalde milat olacak. Yani 25 Temmuz'a kadar bir kurultay yapılması gerekiyor. Sonra Yeni Parti… Kaçınılmaz olarak oraya gideceğinizi düşünüyor musunuz?  Ümit ediyorum gitmeyiz. Ben takım tutar gibi parti tutan birisiyim. Biz bu saatin vidasından geliyoruz. Yani ben seçim kaybettiğimizde adaylarımız ağladı mı bilmiyorum. Ben ağladım. Çok çok çok ağlarım ben seçim akşamları. Son seçim akşamı yine ağladık. Bu sefer sevincimizden ağladık. Ben bu partiye aday olurken 4-5 Kasım kurultayında dedim ki aynı 70'te Ecevit'in yaptığı gibi ikisi yerel ikisi genel dört seçimden partiyi birinci parti çıkardı. Yerel genel seçimlerden partiyi 1’inci parti çıkarmazsam bir daha aday olmayacağım dedim. Ve 5 ay sonra ilk sınavdı. Ve 5 ay sonra biz şöyle bir şey yaptık. Yani bizim seçim gecelerinin standart mesajı var. Anadolu Ajansı bilerek kötü haberlere erken giriyor. Kötü sandıklara erken giriyor. Moralinizi bozmayın. Sandık başından ayrılmayın. Ben sandıklar açılırken Türkiye'deki sandık görevlilerine şu mesajı yolladım. Birazdan Türkiye'nin dört bir yanından iyi haberler alacaksınız. Sakın sevince kapılıp haber izlemek için bilmem ne için görev yerinizi terk etmeyin. Son ıslak imzalı tutanağa kadar görevinizin başında durun. Bir tanesi kaybeden, bir tanesi kazanan. Ben kazanan CHP'nin genel başkanıyım ve zaten hedefim bu. Ben kaybeden bir partinin genel başkanı olmayacağımı baştan ilan etmişim. Ben genel başkansam iki ihtimal var. Ya kazandık ya da kaybettik ben gittim. O yüzden kendimle ilgili bu kadar büyük bir iddia koymuşum ortaya ve ilk seçimde başarmışım. Bundan sonrası için de başaracağım. Ve bir tarafta bir bakıyorsunuz böyle yani her şeyi aklıma alıyor. Yani mesela bunları yaptım diye AK Parti'nin beni hedefe almasını aklım alıyor. Yargı kolları kurmasını alıyor. Tom Barrack’ın bizim onların çomağına, tekerine çomak sokacağımızı gördüğü için İsrail'in Netanyahu'nun benden nefret etmesi aklım alıyor. Ya bizim Cumhuriyet Halk Partililerin düne kadar birlikte çalıştığımız aday kaybetti, Kemal Bey kaybetti, ben ağladım sinirimden, böyle bir noktada nasıl oluyor da kazanan CHP, kazanma motivasyonunda yaşayan CHP, birinci parti giden CHP'ye böyle bir operasyon yapılıyor ve siz orada partiyi hızla kurultaya taşıyıp bir güven tazeleyip birlik beraberlik mesajı verip iktidar yürüyüşü başlatmak yerine bu iktidar yürüyüşünü durdurma oyununa katkı sağlıyorsunuz? 25 Temmuz'a kadar da kurultay yapılmazsa CHP'nin seçime girememe riski var.  Var. Yani onu şöyle açıklayalım. Yani siyasi partiler kanunu partilerin seçime girme yeterliliğini tarif ederken iki kurultay üst üste yapmayan giremez diyor. Kurultaylara 2+1 yıl olduğu için 3 yıl. İki kurultay 6 yıl. Ha bazı arkadaşlar diyor ki bu yaşananlar mücbir sebep sayılır girer. İnşallah ama ya girmezse? Ya da siz kazanırsanız kurultayı, siz aday olursanız? O gün ne olacak biliyor musunuz? Şöyle olacak. Bir gün Meclis seçim kararı alacak. O günün ertesi günü Yüksek Seçim Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazıyor. Seçime girme yeterli olan partileri bildiriniz. Şimdi bu 2020'nin Temmuzundan 2026 Temmuz'a kadar yapmamışız ve yapmadık diyelim. Sonra da bir ara bir yerde yaptık ya da yapmadık. Arkadaşlar kaldılar uzun takvim ilan ettiler. Seneye şubat ayında seçim var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı listede CHP'yi bildirmezse ne olacak? Ya böyle bir risk var mı? Var. Şimdi butlan kararına göre çok daha hukuki karar. Butlan olacak iş değildi. Yaptılar. Öbürü çok daha hukuki. 6 yıldır yapmamışsın kardeşim. Bana ne der? O yüzden bizim bugün teslim ettiğimiz imzalar o tarihten önce kurultay yapmaya imkân veriyor. Bu tarihi fırsatı asla kaçırmamalılar. Bir de şeyi ifade edeyim. Arkadaşlarımız bugün bu imzaları teslim ederken bir dosya da teslim ettik. Bu dosyanın içinde Türkiye'nin 34 tane en bilindik, en başarılı, en sözü dinlenen, uluslararası dergilerde en çok makalesi yayınlanan kamu hukukçuları bir metinde birleştiler ve diyorlar ki tedbir kurultaya mani değildir. Aksine tedbir varsa kurultay derhal yapılıp seçilmiş bir yönetim oluşturulmalıdır. Tedbir hızla seçime gitmek için konur. Kayyum bile yapıldığında öyle oluyor. Seçim kayyumları falan. Bu durum kurultaya mani değildir diyor. Bütün şimdi hani ikisini üçünü sayıp diğerlerine saygısızlık yapmayayım. Çok değerli hocalar var. Aynı dosyanın ekinde bu hocaların yazdığı makaleler, uluslararası dergilere yolladığı yazılar var. Bu mevzu üzerine yaptıkları var. Türkiye'de Timur Bey bir tane kamu hukukçusu çıkıp da genel merkez gibi yorumlamıyor ve bu kurultay yapılamaz demiyor. Bu kurultayı yapmazlarsa parti tarihinin en büyük kötülüğünü yapmış olacaklar. Hem partiye hem ülkeye. “MİLLETE SORACAĞIM” Peki yeni parti için daha büyük bir enerji yaratabilir, daha kapsayıcı olabilir ve bu Türkiye bir siyasal dönüşümün eşiğinde bunu yüklenebilir, götürebilir diye düşünenler var. Siz buna katılıyor musunuz? Yani yeni bir parti gerçekten yeni bir soluk ve daha birleşik bir cephe… Yani çünkü ya saltanat ya cumhuriyet diyebileceğimiz bir nokta, eğer monarşi ise söz konusu olan, seçme seçilme hakkımız yok olacaksa yani bunu örgütlemek söz konusu olabilir mi? Bu konuda söylemleriniz genişleyecek mi? Yani bu birleşik bir cepheye diğer partileri de katabileceğiniz bir söylem geliştirecek misiniz?  Şimdi bir kere ayırarak cevaplayayım. Yeni parti açısından bakıldığında, benim siyasette bildiğim bir şey var. Gerçekleşmeyen bir durumun ölçülmesi mümkün değil. Yani şimdi birçok anket yapılıyor. Soruyorlar yeni parti olursa olur, şu olur, sonra olur falan. Yeni partinin yine birinci parti olduğunu gösteriyorlar ya da CHP'deki mücadeleyi kazanırsak CHP'nin bıraktığımız yerden daha ileride AKP'nin daha geride olduğunu gösteriyorlar. Bunlar önemli ama gerçekleşmeyen bir şey ölçülemez. Yani hemen böyle kendini darı ambarında sanmamak lazım. Birincisi bu. Bunu kendime de telkin ediyorum, ekibe de telkin ediyorum. İkincisi, biz bu partide bir mücadeleyi sonuna kadar verme kararlılığındayız. Son çaba da boşa çıkarılırsa bu kötü niyetli çabalarla, ondan sonra millete soracağım. Ben ne taraftan yürüyeyim? Yani yol bitti. Ne taraftan gidilecek diyeceğim. Onlar bana bir yol gösterecekler. Ondan çok eminim. Ama onu öyle hani gecikmeden veya uzatarak yapacak değilim. Ama sokakta şimdi iki ses çok. İlk gün yüzde 90 partiyi asla bırakma sesi çoktu. Yüzde 10 da sen yürü biz arkandayız diyorlardı. Bu önce 70’e 30’a düştü. Şimdi 51’e 49. Partiyi bırakma diyenlerle sen yürü diyenler... Sokak ne diyecek onu duymak lazım ama sonuna kadar bu mücadeleyi vermek lazım. Şimdi sorunuzun ikinci fazı, yeni parti olsa da inşallah burada başarırız. Burada başarmak çok istiyoruz. Olmasa burada kalsak da bizim artık bir daha geniş bir cepheyi, bir birleşik muhalefeti, böyle muhalefete abilik yaparak, patronluk yaparak değil ama kol kola girerek ya otokrasi ya demokrasi mücadelesini hep birlikte vermemiz lazım. Bunun için çatı partiler mi gerekir, ittifaklar mı gerekir veya işte bu yolda yürürken daha kapsayıcı bir birliktelik için davette bulunmak mı gerekir? Bunların hepsini konuşacağız. Bir poz bile çok kıymetli olur herhalde değil mi? Bu uygulamaya karşı bütün siyasi partileri anlamsızlaştıracak bir hamle yapıldı. Yani böyle bir düşünce var mı? Bütün genel başkanların kol kola girdiği, gerekirse birlikte oturduğu konuştuğu öyle bir gündem var mı şu ana kadar? Böyle plan var mı?  Buna dair çok yüksek bir arzu ve iyi niyet var. Bazı güçlükler oluyor o eski angajmanlardan, zorluklardan falan ama aşacağımızı düşünüyorum. Burada önemli olan şu CHP'nin başına geleni, muhalefet partileri CHP'nin meselesi görmediler. Bu çok kıymetli bir okuma. Özellikle de millet, halk böyle görmedi. Bu çok önemli bir güvence. Yani Türkiye'de şimdi demokrasiyi güvence altında tutan bize yapılan haksızlığa milletin verdiği tepki ve destek. Yani ona verdiği tepki ve bize verdiği destek. Bu çok kıymetli. Yani butlan yönetiminin yalnızlaşması, taraftar bulmaması, eleştiri alması, siyaset, sivil toplum, meslek örgütleri falan yani inanılmaz şeyler. Dün öğretmenler canıyla uğraşıyor. Oraya butlandan iki milletvekili gitmiş demişler ki Allah aşkına yapmayın. Şimdi biz burada bir butlana destek veriyor görüntüsü... Şimdi desteğe giden arkadaşlara gelmeyin. Biz size destek veriyor görüntüsüne sizi meşru görüyor görüntüsüne… Düşünün yani canınla uğraşıyor adam orada. Ters kelepçe var, cop var, gaz var ama başka bir yerde duruyor. Bu demokrasinin en büyük güvencesi bu. Otokrasi yenecekse Özgür Özel, CHP falan yenmeyecek. Toplumun bütününün demokrasiden yana koyacağı tavır yenecek. “TUTUKLANMAYI BEKLEMİYORUM” Herhalde bunu da topluma çok iyi anlatmak gerekecek. Yani neleri kaybedeceği, vatandaşlığı bile kaybedebileceği ifade edecek. Bir de tabii ki çok konuşulan konu yani sormaya da çekiniyorum açıkçası ama dokunulmazlık kaldırılıp tutuklanma ihtimalinizden çok olası olarak bahsedildiği bir dönemde yaşıyoruz. Siz böyle bir şey bekliyor musunuz? Yani böyle bir şey olursa A, B, C planları var mı? Şimdi beklemiyorum. Zira şöyle beni ne diye tutuklayacaklar? Yani neyle suçlanıyorum ben? AK Parti’yi yenme suçu. Onun dışında 56 tane fezleke var. Onu demişim, bunu demişim, bilmem ne falan. Son birkaç tane de orada biri bir şey demiş. Benim de adım geçmiş ama diyor ki genel başkan benim hakkımda aman genel konuşmasında partimize sahip çıkın dediği için genel başkanla parti bir şey isterse verin dedim oğlum da istiyorlar diye vermiş buradan bana fezleke yazıyor adam yani şimdi böyle bir şey olamaz. Nereden paranın toplandığını hatırlamıyorlar. Parayı teslim ettikleri kişi 35-40 yaşında, adını hatırlamıyorum. 1.70 boyunda dediler. Sonra teşhis ettiği kişi 1.92 boyunda çıktı. Ve ev hapsinde tuttukları arkadaşımızın da konuyla uzaktan yakından ilgisi yok. Veli Bey'in 5-6 yıl önceki hatta sonra da küs ayrıldığı danışmanı çıktı yani. Yani böyle yine de göze aldılarsa şöyle bir şey söyleyeyim. Bu tip görevleri göze alanlar her şeyi göze alarak yola çıkıyorlar. Her şeyi göze alarak yola çıkmadıysan zaten bir teklife evet diyorsun. Bir kenarda oturuyorsun. Ben o teklife hayır dedim diye yani gel mutlu mesut 20 yıl muhalefette otur keyfini çat teklifine olmaz dedim ve iktidar hedefledim diye hedefteyim. Bu hedefin sonunda ne varsa ben onu göze almışım ama bu milletin bu sahiplenmesi ve bu tepkisi oldukça partilerini baraj altı yapmak isteyenler böyle şeylere kalkışabilir. “ERDOĞAN’A PARTİ İÇİNDE PUSU KURUYOR OLABİLİRLER” Son olarak Mehmet Uçum’un açıklamasını soracağım. 16 Nisan 2028’de “yenilenmiş seçim” dedi. 3 hafta öncesine denk geliyor normal seçimin. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir de şöyle bir tarih var mı elinizde; 360 milletvekilliğinin onayı gerekiyor böyle bir seçim kararı alınabilmesi için, şu tarih en son tarihtir, bu tarihten sonra biz erken seçime evet demeyiz. Gerekirse Erdoğan'ın da o da olmayacağı bir seçime gideriz şeklinde? Biz o tarihi bir kere geçtik. Yani biz 2,5 yıl, 5 yılın ortasındayken bunu yap dedik, yapmadı. Sonra yeniden Refah Genel Başkanı Sayın Erbakan Nisan 2026'da yapalım deyince dedik ki o da olur. Şu andan itibaren bundan sonra gelecek şey de benim Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin, bizim grubumuzun oy vereceğini hesap ederek kimse seçim tarihi beklemesin. Bir kere bu net. Ha ne olur bu sene Eylül ayına seçim koymak için bir teklif getirirler. Şartlar değerlendirirsiniz veya seneye Nisan ayına bilmiyorum ama benim yetkimde değil artık o iş ve kimse bizim oyumuzu cebinde görmesin. Hiçbir konuda kimse oyumuzu cebinde görmesin. Hele hele seçimlere 3 hafta kala gelin oy verin Erdoğan'ı yeniden aday edelim. Erdoğan'ı yeniden aday edeceksen Erdoğan'ı getirin şimdi aday edin. Ta o zamana kadar bekleyip... Ha orada görünen o ki Erdoğan'a da parti içinde bir pusu kuruluyor olabilir. Yani 3 hafta kala biz bunu halledeceğiz derler. Sonra 3 hafta kala oylamadan ret çıkar. Ondan sonra bir yandan damat çıkar, bir yandan oğlan çıkar. Onu ben bilmem bugünlerde. Yani ben bu saldırılara bu kadar uğruyoruz. Sırf bize dair mi yoksa öbür taraf da ne bileyim işte sarayda mahdumlar, damatlar birbirine girmiş gazetelerde vekalet savaşları, Twitter’da bilmem neler olurken sen merak etme seni 16 Nisan'da aday edeceğiz deyip paketleyebilir edebilirler. Yani o yüzden, biz, ben böyle işlerin içinde olmam. O yüzden bizim oyumuzu yok saysınlar. Hesabı bize göre kimse yapmasın. Hani o zaman Erdoğan'dan mı kaçıyorsunuz? Siz babayı mı paketliyorsunuz? Yani anlatabiliyor muyum?
Özgür Özel, BirGün TV’ye konuştu: Son çaba da boşa çıkarsa millete soracağım, bir yol gösterecekler

CHP Lideri Özgür Özel, BirGün TV’de “ Timur Soykan ile Cevap Hakkı” programının konuğu oldu. Partisine yönelik mutlak butlan kararı ve yeni parti tartışmalarını değerlendiren Özel, “Son çaba da boşa çıkarılırsa bu kötü niyetli çabalarla, ondan sonra millete soracağım. Ben ne taraftan yürüyeyim? Yani yol bitti. Ne taraftan gidilecek diyeceğim. Onlar bana bir yol gösterecekler. Ondan çok eminim. Ama sokakta şimdi iki ses çok. İlk gün yüzde 90 partiyi asla bırakma sesi çoktu. Yüzde 10 da sen yürü biz arkandayız diyorlardı. Bu önce 70’e 30’a düştü. Şimdi 51'e 49. Partiyi bırakma diyenlerle sen yürü diyenler... Sokak ne diyecek onu duymak lazım ama sonuna kadar bu mücadeleyi vermek lazım” dedi.

Soykan’ın soruları ve Özel’in cevapları şöyle:

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

İyi hissediyorum. Kötü hissetmeye hakkım yok. Enerjik hissediyorum. Yorulmaya hakkım yok. Yüksek moralliyim. Moralimi bozmaya hakkım yok. Çünkü bunlar olduğunda telafisi imkânsız bir yere savrulabiliriz. Sırtımdaki yükün farkındayım. Tabii bu tekil bir şey de değil. Koca bir ekip, koca bir kadro, koca bir parti ve o partiye gönül veren herkesin benzer duygularda olduğunu biliyorum. Ama genel olarak karşı karşıya bulunduğumuz saldırıya, saldırının aktörlerine, boyutlarına ve niyetine baktığımızda çok iyi durumdayız. Ama yıpratıcı bir süreç olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Gelecekte bugünleri anarken bugünlerin ne zor günler olduğunu, ne yorucu, ne yıpratıcı günler olduğunu hatırlayacağımıza hiç şüphe yok. Ama gün yorgunluğu hissetme günü değil. Yani öyle bir durumdayız.

Perde arkasında da çok olay oluyordur ama bilmediğimiz, görmediğimiz şeyler de vardır... 

Oluyor. Sonuçta zor bir dönemi kolay atlatmıyoruz. Atlatacağımıza inanıyorum. Rejimin saldırısının hatta ulus ötesi güçlerin Türkiye üzerindeki hesaplarında CHP'yi ortadan kaldırıp yoluna gitme istemesinin ne büyük bir mesele olduğunu ve bunu aşmanın ne kadar önemli olduğunu şimdiden hissediyorum.

Cezaevinde de görüşlere gidiyorsunuz. Mutlak butlan kararından sonra, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere tutukluların durumu nasıl? Nasıl hissediyorlar? 

Ben en son bayramın 3’üncü günü gittim. Öğle saatine kadar izinde sıkıntı yarattılar. Sonra 3,5 saatte 24 arkadaşımızla bayramlaştım. Ekrem başkanla 40-45 dakika konuştuk. Tabii bayram günleri biraz daha duygusal oluyor cezaevleri. Ama bir buçuk yıldır tutuklu olan, belediye başkanımız, bürokratımız, meclis üyelerimiz gayet iyi durumda. Milletvekillerimiz, parti meclis üyelerimiz hepsini son derece dirayetli, son derece güçlü, meselenin farkında görüyorum. Mücadeleyi dışarıda verenlerle içeride verenler olarak doğru konumlanmış şekilde görüyorum.

Bir kızgınlık var tabii. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi'nin siyasi yürüyüşünün bu son evresi zorla koltuğa tutunma, zorla iktidara tutunma evresinde çok büyük haksızlıklar yapılıyor. Kişilerin mesleki namuslarına, aile hayatlarına yapılan saldırılar, iftiralar ve iddianameden ziyade algı yönetimine oynayan bir hukuk düzeni kurulmuş. Muhalefeti adaysızlaştırmaya, kurumsuzlaştırmaya ve lidersizleştirmeye çalışılan bir evrede yaşıyoruz. Bu durumda haksızlığı en böyle kemiklerinde hissedenler herhalde cezaevinde yatanlarla onları dışarıda bekleyen ailedir.

“MUTLAK BUTLAN ALINAMAYACAK BİR KARAR”

İBB davası Ekrem İmamoğlu'nun deyimiyle çöktü. Orada pek çok etkin pişmanlık ifadesi değiştirildi. Dediğiniz gibi ifadelerin gerçek maddi delillerle örtüşmediği görüldü. Mutlak butlan yine de olur muydu sizce? Yani İBB davasındaki bu çöküş olmasa da mutlak butlanı planlıyorlar mıydı? 

Mutlak butlan, alınamayacak bir karardır. Yani kimle de konuşsak hak veriyor. Düşünsenize burada Özgür Özel’le Kemal Kılıçdaroğlu yarışmış. Özgür Özel kazanmış. Burada mahallelerden, ilçe, ilden yepyeni bir kurultay yapılmış. Bunu da Özgür Özel kazanmış. Ya bunu Özgür Özel kazanmayabilirdi. Yani biz burada Timur Soykan'la yarıştık. Timur Soykan kazandı. Şimdi buraya mutlak butlan karar verince Timur Soykan'ı kim alıyor da yerine Kemal Kılıçdaroğlu'nu getiriyor? Yani bu 4’üncü kurultayı Özgür Özel'in kazanmış olması bir şey değiştirmez ki. X kişisi kazansaydı, Ayşe Hanım kazansaydı. Ayşe Hanım genel başkan. “Efendim dört kurultay önce o oldu, bu oldu. Ayşe Hanım sen bir dur Kemal Bey geri geliyor.” Böyle bir şey yok. Şimdi mantıkta bu yok. Hukukta bu yok. Bir kere seçim hukuku dediğiniz şey itirazlar ve kesinleşme üzerine kurulmuş. Böyle bir şey imkân dahilinde değil.

Yüksek Seçim Kurulu orada duruyor ve birinci kademe mahkemesi “mahkeme konusuz kalmış” diyor. İstinaf mahkemesi kendini istisnai bir şekilde yapması gerektiği gibi birinci kademenin yerine geçip karar kuruyor. Kurduğu karar da şöyle. Hukuk mahkemesi. Bu bariz bir kural var. Ceza mahkemeleri hukuku beklemek zorunda değil ama hukuk mahkemeleri cezayı beklemek zorunda. Bir yerlerde olan iddiaları yazmış. Görülmekte olan mahkemelerin bir sonraki görülüş tarihlerini yazmış ve karar vermiş “butlan” diye. Olacak iş değil yani. O yüzden bu bir bütünün parçası. Bu bütüne bir bütün olarak iman eden ve bunu icra eden Akın Gürlek’in ta kendisi. Erdoğan’dan parçalar halinde aldığı onaylarla devam ediyor. Bu mutlak butlan meselesini Adalet ve Kalkınma Partisi'nin içinde ben çıkıp da ağız dolusu Akın Gürlek'in ilk yaptığı basın toplantısı dışında savunan kimseyi görmedim. Savunulabilecek bir şey değil. Ama İBB davasının çökmesiyle burada yeni bir saldırı hattının genişletildiği doğru.


“AHTAPOT DİYORLARDI, ŞİMDİ YENGEÇLERİ KOYDULAR”

İBB davasında şöyle bir şey planlıyorlardı, biliyorsunuz. “Ahtapot” diyorlardı. Şimdi demiyorlar. Bir ahtapot, işte başında Ekrem İmamoğlu kollarından biri partiye uzanacak, biri İzmir'e, biri oraya, biri buraya. Şimdi bu kurguyu kuramadılar. O yüzden ahtapotu ayırdılar. Ayrı ayrı yerlerde yengeçler koydular. Bulduğunu ısırıyor. Şimdi İstanbul'daki ahtapotun kolunu burayla ilişkilendiremediği için gelmiş burada işte bize mutlak butlan kararı veriyor. İzmir'de başka bir karar veriyor. Antalya'da başka bir iftira, Uşak'ta başka bir iftira falan böyle sistemde kişileri alıyorlar, biraz da paraya, pula, daha doğrusu geçmişten beri edinilmiş mal varlığına duyarlı kişiler. Örneğin Muhittin Böcek’e mal varlığına çökene kadar ya da oğlunun savcılığın elinde emanet, devlete emanet, müstehcen görüntüleri servis edilip devamı da olacak denilene kadar oğlu da kendisi de hiçbir şey demiyordu. Kendisi diyordu ki “bir kuruş veren namussuzdur, şerefsizdir.” Şimdi de ifadeleri okuyorsunuz ki işte bütün mal varlığına çökmüşler. Gelinini oraya koymuşlar oğlunu... Hadi ifade ver. Yine de en son işi dönüp dolaşıp ölmüş birine bağlamak suretiyle. Ama Akın Gürlek inanıyordu ki Muhittin Böcek bir gün söyleyecek, Özgür Özel'e para vermiş benzin istasyonunda... Benim o gün Ankara'da olduğum çıkınca hadi bu sefer öyle yaptılar, böyle yaptılar. Bütün şoförlerinin elinden şey çıktı, “biz oraya gittik, bizi karşılamadı Ferdi Zeyrek konum attı, gittik sunum yaptık”a gelince, döndüler ölmüş birine hem de tertemiz hatırasıyla bütün milletin gönlünde yer etmiş birisine, “parayı ona verdik” diyerek işi oraya bağladılar falan.

Muhittin Böcek size mesaj gönderdi mi bu ifadeleri verdikten sonra? Sanırım öyle bir söyleminiz de oldu. 

Gönderdi. Avukatlar, kendisiyle görüşebilen kişiler aracılığıyla “Genel Başkan hakkını helal etsin. Genel Başkan’ın konuşmasını dinledim, yine bile beni düşünüyor…” Muhittin Böcek 105 gün yoğun bakımda yattı. Çıktığında abisi Şadi Bey söylemiş; herkes bir iki kere aradı, Özgür Özel gün aşırı aradı diye. Benim çok bir ahbaplığım yoktu ama yoğun bakımda yatıyor. O dönemde çıktı. Bunları konuştuktan sonra o Şadi abi Covid'den öldü. 15-20 gün sonra aramızda böyle bir duygusal bağ vardı. Sonrasında işte Şadi Bey'in eşini arada aradığım veya bana aday tanıtımında çiçek verince o çiçeği Şadi Bey'in eşini bulup verdik diye Muhittin Bey çok etkilenmişti. Her zaman bunu söylerdi. Bunları hatırlatan ve durumunun zorluğunu söyleyen bir mesaj yolladı. Yani zaten mecbur kaldığı çok belli defalarca şey yapıldı ve oğlunun ifadeleri üzerine ama işte üzgün olduğunu ifade eden şeyler oldu.

“BÖCEK İLE HELALLEŞMEKTEN GERİ DURMAM AMA UŞAK BELEDİYE BAŞKANI’NA ÖLÜRÜM HAKKIMI HELAL ETMEM”

Hakkınızı helal eder misiniz?

Ben kendi hakkımı Akın Gürlek’e, masum insanları aileleriyle tehdit edenlere veya 60 yılda alın teriyle kazandığı bütün mal varlığına el koyup şuna imza atınca ben sizi şey yapıyorum diyenlere hakkımı helal etmem. Bu işte daha içeriye girip kendini kurtarmak için hemen iftiraya soyunanlara hakkımı helal etmem. Ama 105 gün yoğun bakımda yatmış, 21 ilaçla yaşayan birisi… Bu işler bittiğinde gelip Muhittin Böcek “Ya ben şu durumdaydım ve gelinimle oğluma bunu yaptılar, bana bunu yaptılar. Hakkını helal et derse” orada ben helalleşmekten geri durmam. Ama bunun yanında, Uşak Belediye Başkanı’na (Özkan Yalım) ölürüm hakkımı helal etmem. Çünkü bu kadar büyük bir şey olmaz yani. Hem partiyi en zor duruma sokacak olmayacak işlerin içine gir çık yakalan, hepimizi utandır. Sonra girer girmez de hemen işte sanki itirafçı olacağım, kendimi kurtaracağım diye… Önce “Bahçeye para attım” dedi. Bizim bahçeyi müstakil bahçe sanıyor. Bizim bahçe 16 evli bir bahçe... Bir isim hatırladı, Manisa'da bildiği tek ismi söyledi. “Demirkan” dedi. Çocukluk arkadaşım Demirkan Gözaçan içeride ve yani ne söylediği para var kayıtlarda ne bilmem ne var.

Biz 4-5 Kasım kurultayında hepimiz ortaya para koyduk milletvekilleri olarak. Özkan Yalım'dan biz para alacak olsaydık zaten gelip vereceği yer belliydi. Bizim seçim koordinasyon birimiz vardı. Bu tip adaylıklarda bir havuz oluşturmadan asla bir şey yapamazsın. Hepimiz verdik. Hatta biz 7 kişiydik. Selin Hoca'dan para almadık çünkü maaşı yok diye. Dedik “Sen milletvekili değilsin sen verme falan” dedik. İlk 6 kişi koyduğumuz paralarla araç kiraladık bilmem ne. Hiçbir şeyiniz yok ve büyük bir kampanya yapıyorsunuz. Bir para alınacak olsa zaten alınacağı yer belli. Gidip de öyle Denizli'de bilmem nerede olmaz. Ama bu neden bir etkin pişmanlık ifadesiyle bizi suçlamak için önüne sürülen kağıtlara, bilmem nelere olmadık bir iş yapıyor. Şimdi Muhittin Böcek'in hali bir yerde ama öbürününki bir yerde. 

Akın Gürlek'in mal varlığını açıkladınız. Aslında size yönelik kuşatma da bir anlamıyla öyle başladı. Yani bunu nasıl yorumluyorsunuz? Bunu Akın Gürlek’in bir intikamı olarak mı düşünüyorsunuz?

Şimdi bir kere şöyle bir şey söyleyeyim. Akın Gürlek’in 16 tane tapusu var. Murat Kurum'un elinin altında bilgisayarlar var. Verdiğim ID numaraları var. Her grup toplantısında söyledim. Yalanlayabiliyor musunuz? Hayır. O tapular onun. Efendim bir süzgeç koymuş, aktif-pasif diye gösteriyor. Şimdi mahkemeye aktifiyle pasifiyle bütün tapuları istiyoruz. Akın Gürlek’in avukatları “Pasifleri istemeyin” diyor. Niye istemiyoruz pasifleri?

“AKIN GÜRLEK’İN MAL VARLIĞINI AK PARTİ SAVUNAMIYOR”

Şu an hala göndermediler yani?

Göndermediler. Mahkemeye baskı yapıyorlar ki “sadece aktif tapular” sorulsun. O aktif dört tapunun da üçü son 3 ayda alınmış. Başındaki üçgen o demek. bir tanesi de İzmir Mahal'den alınmış. Onun da hangi bağlantıyla alındığı da ortaya çıkacak. İşte bu yüzden saldırıyor. Ama şöyle bir şey de söyleyeyim. Yani Akın Gürlek'in mal varlığı meselesi AK Parti'nin savunabildiği bir mesele değil. Kendine bile savundurtmuyorlar. “Bu konularda sen Özgür Özel'e cevap verme” demiş. Sen Özgür Özel'e ne yap? Sen Özgür Özel'i susturmanın başka yolunu bul. Aklınca bu iftiralarla, bu tehditlerle, bu şantajlarla, bu yaptıklarıyla beni susturacağını sanıyor. Susmayacağız. Akın Gürlek tarihe böyle geçecek. Ben de böyle geçeceğim.

Mutlak butlan kararı açıklanmadan bir gün önce Kemal Kılıçdaroğlu kameranın karşısına geçti ve bir video çekti. Bu rastlantı olabilir mi? Mutlak butlan kararından bu ekibin başından beri haberi var mıydı sizce? 

Şimdi bakın İstanbul'a kayyım atandı. İstanbul'a kayyım atanan kişi, “Ben de mahkemeden dolayı haberdar oldum” dedi. Bir baktık geçmiş aidat borçlarını kayyım kararından bir gün önce yatırmış ki hani efendim sen nasıl İstanbul il başkanı olacaksın yıllardır ödememişsin veya aidat ödemeyen biliyorsunuz göreve gelemiyor falan. Burada da bu mutlak butlan kararından önce zaten avukatların gelip gittiği, çalışmaların olduğu, görüşüldüğü falan her şey bir yana... Ben mutlak butlan kararından size bir kesit alayım. Kararı bizi dinleyenler versin. Siz gerçi çok hakimsiniz konuya ama. Mutlak butlan kararında iki tane butlan kararı var. 2023 yılı İstanbul İl Kongresi ve 2023 yılı 5 Kasım genel başkanlık, 4 Kasım-5 Kasım kongremiz. İkisine de mutlak butlan karar verdiler. İlde tedbir yok. Burada tedbir var. Niye? Burada tedbir olmazsa göreve ben devam edeceğim. Tedbir olunca Kemal Bey'i getiriyorlar. Burada tedbir yok. Niye? Tedbir verirse o günkü yönetim gelecek. O yönetimin tamamı değişimci. Yani Canan Hanım'ın (Kaftancıoğlu) yönetimi ama Canan Hanım şimdi yok ve o yönetimdeki gençlerin hepsi değişimci olmuş. Kendi içlerinden ya da dışarıdan seçebilecekler ya başkanı, işlerine gelen bir başkan seçilmeyecek diye oraya tedbir koymuyor ki kayyım orada devam ediyor olsun diye. Bu kadar. Şimdi hangi Ankara bölge adliye mahkemesindeki bir hakim ve iki yani üç hakim bir başkan ve iki hakim Cumhuriyet Halk Partisi'nin 6 yıl önce yaptığı il kongresinde seçilenlerden bugüne kalanların parti işi tercihlerini bilecekler. Olur mu? Yani olur mu yani? Hayatımda gördüğüm en büyük siyaset mühendisliği. Bir oran ver derseniz, karar yüzde 99 siyasi yüzde 1 hukuki yazılmış.

Parti genel merkezinin önüne iki araç konulup üstüne “haramdır” yazılması... Onu görünce ne hissettiniz? 

Onu görünce gerçekten böyle yani hırslandım. Kendime de şu yüzden kızdım. “Şu adamlara şu partiyi bıraktık” dedim ya. “Yani nasıl oldu bu” dedim ya. TGRT'nin haysiyet cellatları bir hafta 10 gün öncesine kadar partinin namuslu, çalışkan şoförlerine çek bu arabayı buraya buraya, bunu koy, al paylaş. Olacak iş değil. Nasıl bir seviyesizlikle karşı karşıya olduğumuzu ve nasıl bir şer ittifakıyla karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anladım. Meselenin ne kadar kötü niyetlilerle, ne kadar kötü insanlar tarafından yönetildiğini o an anladım yani.

Peki bir de sonuçta genel merkeze polis sokuldu. Yani herhalde CHP tarihinde olmayan korkunç bir gün. O günü biraz anlatır mısınız? Yani o günle ilgili “terk etmeyiz” dediğiniz için de eleştiriliyorsunuz. “Çabuk terk ettiler” gibi bazı ifadeler de oluyor, eleştiriler de oluyor. Siz genel merkezde o günü nasıl yaşadınız? 

Vallahi Timur Bey yani onu söyleyen arkadaşlar biz işte 4-5 gün orada durduk direndik kapıya devletin polisi geldi. Bir de geldi kapıyı AFAD’cılar kestiler. Kapıyı yüzlerce polisle kırdılar. Orada partinin çalışanları, partinin il başkanları en ön safta durup babaevini korumaya çalıştılar. Ellerinde bir karış mesafeden gaz sıkan ve iri yarı robokop kıyafetli kişiler karısında sivil bir siyasi partinin mensuplarına süpürerek ve darp ederek geldiler. 14. kata kadar çıktılar. Bizim 12. katın kapısına geldiler ve kapıyı zorlamaya başladılar.

“POLİSE SİLAH ÇEKECEK HALİMİZ YOK”

Oradaki görüntü de var, video kaydı da var. Yani bayağı operasyon polisi…

Tabii canım. Ben orada kadın arkadaşları aldım, asansöre kadar kendim götürdüm, yolladım. Çünkü çok kötü. Biz içerideki odaya çekildik. Bütün katı zapt ettiler. Nefes alma imkanı olmadı. İşte hepimiz birer havlu aldık. Yani dayanamıyorsun ondan sonra şeye ama hani daha ne dayanılacak? Biz oradan polis zoruyla kimyasal maddeler kullanılarak, şiddet… Bizim de bir koruma ekibimiz var. Benimle aynı odaya sokmadılar. Bizim odaya 3 metre kala. O da polis, o da polis. Ama herhalde kendi görev protokolleri gereğince hani bana bir temas olmadı ama partinin genel başkan yardımcılarına, milletvekillerini ite kata dışarı şey yaptılar. Bir yerden sonra binada sadece ben ve yanımızdaki işte 5-6 arkadaş kalmışken biz de en son olarak yoksa zaten bir süre sonra gelip beni de itecekler yani varıp da o şeyi de yaptırmadan ağzımızı burnumuzu yaş avlularla kapatarak indik. Daha hani daha fazla bundan fazla direnmek olmaz yani. Varıp da polise karşı silah çekecek halimiz yok. Silahım da yok benim yani. Ne yapacaksın?

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yürüme kararını daha önceden almış mıydınız? Nasıl planlamıştınız? 

Şöyle, bizi buradan atarlarsa nereye gideceğiz? Yani bu tip durumlarda mekanlar sembolleşiyor. Biz gücümüzü nereden alıyoruz diye düşündüğümde, benim iki unvanım var. Birisi genel başkan, seçilmiş genel başkan ve grup başkanı. Ben bu grupta zaten grup başkanı olarak da daha önce de seçilmiştim. Butlan kararından sonra yapılan toplantıda da bir eksik oyla yeniden seçildim. Geçerli oylardan bir eksiğini alarak. O zaman bir de ben biraz böyle bu partinin tarihini büyük bir şeyle hayranlıkla okuyan, anlatan birisi olarak, Cumhuriyet Halk Partisi ilk kez Mecliste gruplaşınca hatta bizim bu karşıdaki grup odasında o ilk grubun fotoğrafı ve Osmanlıca, eski Türkçe grup iç nizamnamesi de vardır. Diyorlar ki müdafaa-i hukuk grubu kuruldu. Ondan sonra bir odaya genel merkez olarak müdafaa hukuk grubu ve genel merkez diyorlar. Sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk bundan herhalde 5-6 yıl sonra Vehbi Koç'u çağırıyor. Diyor ki dünyada partilerin meclis dışında genel merkezler oluyor. Bir yer ayarlayın da partinin genel merkezi olsun. O genel merkezi alıyorlar. Halen daha o ilk genel merkezin işte Koç Ailesine ait 26 kişide tapusunun şeyleri falan var. Yani bizim partinin ilk genel merkezi yine Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaydı. O yüzden biz nereye gideceğiz ve nerede toplanacağız dediğimde, meclis dedim. Meclise doğru geldik. Düşünmüştük. Sonra nasıl gideceğiz deyince zaten ben her konuşmadan sonra yürüyelim arkadaşlar diye söylüyordum. Orada da yürüyelim arkadaşlar deyince otobüs hazırlamıştı arkadaşlar orada. Yok dedim yürüyeceğim dedim.

Yağmur altında yürüdünüz ve TOMA’ya çıktınız. Onunla ilgili “Planlıydı” diyenler var? Nasıl oldu?

Altı kere polis kesti. Biz polis kestikçe karşı şeride geçtik. Hani polis bu şeridi kesiyor tabii. Karşı şeride geçtik. Trafiğe doğru yürüyerek barikatları geçtik. Birkaç kez gördüğünüz itiş kakış manzaraları yaşandı. Genelkurmay’ın önünde yan yana 8-10 tane TOMA koymuşlar. Yani şimdi planlıydı diyor. İçişleri Bakanı yeni değişti. Emniyet Genel Müdürü kendisine bağlı. Önümüzde durmasalar zaten Meclis’e gideceğiz. Neyini planladık yani? TOMA’yı varıp da biz kiralamadık ya. Plakaları belli şey belli değil. Yan yana 8 TOMA koymuşlardı. Yani geçecek yer yoktu. Kitlenin de büyük bir baskısı vardı. TOMA’yı çekmeseler biz niye üstüne çıkalım?

“BENİ İHRAÇ ETMEYE KALKIŞACAKLARINI SANMIYORUM”

Grup başkanlığı, yani bu odanızı da boşaltmak istedikleri, bunun için başvurdukları yönünde şeyler var. Şu an içinde röportajı yaptığımız odanız. Böyle bir ihtimali görüyor musunuz? Böyle bir ihtimal olursa çalışmanızı nerede devam ettireceksiniz? 

Şimdi böyle bir şey gerçekleşti. Meclis Başkanı da Cumhuriyet Halk Partisi'nin usulüne uygun seçilmiş grup başkanlığını tanıdığını söyledi. Hatta genel merkeze de grup başkanvekilliklerinin yerine atamayı kabul etmeyeceğini, burada bir seçim yapılması gerektiğini -ki yapılırsa yine bizim arkadaşlarımız seçilirler- grup başkanlığının da yazıyla düşürülemeyeceğini ancak bir güvensizlik oyu ve salt çoğunlukla düşürülebileceğini grup iç yönetmelikleri yazıyor. Meclis başkanı bu talebi reddetti ve böyle bir risk şimdi yok.

Yani tabii tenezzül meselesidir. Partinin seçilmiş genel başkanını partiden ihraç etmeye niyet ederler, göze alırlar mı? Yani Özgür Özel'i CHP'den ihraç ederlerse o zaman grup başkanlığı düşebilir.

Aslında Müslim Sarı da bunu ifade etti. “CHP'nin Manisa milletvekili ve biz bunu değerlendiriyoruz” diye açık açık dedi. Siz bunu bekliyor musunuz? 

Onun söylediği o günkü kafasında biz yazı yazıp onları görevden alabiliriz. Meclis Başkanlığı da bunu kabul etmiyor. Beni kesin ihraç talebiyle partiden atıp milletvekilliğimi yani CHP milletvekilliğimi düşürmek suretiyle buradan düşürmeye kalkarlar. Buna tenezzül ederler mi? Ederlerse bu millet bunlara ne der? Onu ayrıca hesap etmeleri lazım. Ama ben böyle bir şeye hani kalkışacaklarını sanmadığım gibi, yargı yoluyla arkadaşların çok hızlı şekilde geriye geleceklerini de düşünüyorum. Yani yargı normal işlerse diyeyim. Geçmişte çünkü çok örnekleri var. Siz bir milletvekilinin parti meclisi kararı olmadan atamazsınız. Bunların parti meclisinde çoğunluğu olmadığı için MYK kararıyla atmaya kalktılar.

Ama tüzük de tam tersi.

Tam tersi. Bunu gören mahkeme tedbiri kaldırır, iade eder. Bundan önce hem Süheyl Batum kararı böyle olmuş hem başka partilerde uygun organ tarafından ihraç edilmeyenler hep iade edilmiş. Ama gidersin Sulh Hukuk Mahkemesine, onun da ensesine başka bir yerden basarlar. Onu bilmem. Hani normal şartlar altında diye bir şey var ya kimyada. Bir atmosfer basınç, 25 santigrat derece falan.

Öyle bir durumda o arkadaşlarımız da geri dönerler.

“KEMAL BEY’E İMZA VERMİŞ DELEGELERİN 500 TANESİ BİZE İMZA VERDİ”

Ne olacak peki? Yani ne bekliyorsunuz? Yani sonuçta parti meclisinden istifa ettiniz. O durumda da bir kurultay, olağanüstü kurultaya gitme zorunluluğu var. Ama şimdi delege imzası da var artık. 

Şimdi delege imzasında, genel başkanın yapması gereken, bu imzalar gelmiştir, şu tarihte olağanüstü kurultay yapıyorum demek. Şimdi bakın Timur Bey, bu delege 2023 yılının Kasım ayına giderken Kemal Bey'e onlar 800 falan diyordu ama 600 küsur olduğu çıktı. Kongrede 600 küsur imza verdi. 660, 670 verdi ilk turda. İlk turda kaybettiğini görünce de ikinci turda 800 küsur oyla beni seçti. İlk turda ben 16 oy fazlaydım. İkinci turda 250 oy falan. Şimdi toplam hepsine baktığınızda Kemal Bey'e oy vermiş olan delegelerin 500 tanesi bize imza verdi. Oy vermeyi bırakın notere gidip imza verdi. Hadi 500 değil 480. Siz o delegelere iradeye fesat karıştırdılar diyorsunuz. Bakın düşünün delege satın alındı falan. Oyunu size vermiş, 660 kişinin işte 560'ı, 550'si gidip bize imza veriyor. Değil kapalı kapı arkasında oy vermek imza veriyorlar. Kemal Bey kendisine oy vermiş delegeye bari hürmeten toplasın ve o delegenin ne dediğini bir dinlesin ya. Bir baksın bakalım. Ya da aday olsun yarışalım. Aday olsun, güven oyu istesin. Bakın o kadar ki yani o delegeden güvenoyu istesin. Ben aday olmayayım. Güvenoyu alamaz. Çünkü o delege partiye bu yapılana itiraz ediyor ve işte 1000 küsur tanesi iradesini koyuyor.

“MANİSA’DA 11 KİŞİ REDDETTİ, 12’İNCİ KİŞİYE TEKLİF GÖTÜRÜYORLAR”

74 il başkanı şimdi ihraç edilebilir mi? Böyle bir şey yaparlarsa Kemal Kılıçdaroğlu ve onun çevresi teşkilatlanabilir mi? Gerçekten öyle bir taban, öyle bir şey var mı? Yani öyle bir insan var mı etraflarında? İkincisi böyle bir şey olursa sizin bir planınız var mı? 74 il başkanı ne yapacak veya diğer il başkanları?
 

Timur Bey, birincisi gerçek anlamda bir örgütlenme oluşturamazlar. Örneğin Manisa'da 11 kişi reddetti, 12’nci kişiye teklif götürüyorlar falan. Her yerde böyle birçok kişiye teklif götürüyorlar reddediliyor. Kabul ederim diyenler var ama etraflarından çok büyük tepki görüyorlar. O yüzden bir örgütlenme yapmaları mümkün değil. Zamana yayarak, istenmeyen birtakım görüntülerle, birtakım kriminal ilişkilerle falan bir şeyler yine yapılmaya çalışılırsa, arzu etmem ama… Arkadaşlarımız o illerin seçilmiş başkanları zaten. Şimdi o başkanı aldın sen yerine birini atadın. 40 gün sonra kongre var. Kanun öyle. 40 gün sonra sen ne yapacaksın? Kongreyi yapmayacaksın. Diyorlar ki yaparız. Seçilirse bir daha görev. Şimdi bu nedir ya? O yani bu kadar hukuk tanımazlığı yapıp sonra Türkiye'yi de hukuk devletini biz kuracağız diyebilir mi Cumhuriyet Halk Partisi? Yani hiç işin bu taraflarını da düşünmüyorlar. Biz şu 10 günde yaptıkları hukuksuzluğun yüzde 1’ini 3 yılda yapmadık. Yapılmaz. İşin bu tarafı çok kötü. Arkadaşlar bir şekilde bizimkileri attılar. Bizimkiler ama bir ağacın altında örgütlenecekler ama yakındaki bir büroda bir yerde. Ama ben gittiğimde seçilmiş il başkanını görürüm. Seçilmiş il başkanın yanına varırım. Milletvekili onun yanına varır. Ona itibar kazandırır. O bir parkta bir ağacın altında da olabilir. Bir barakada da olabilir, bir büro da olabilir. Kendi arında tuttukları bir yer olabilir. Ama bizim il merkezimiz orasıdır. İlçe merkezimiz orasıdır. Göreceğiz bakalım. Türkiye'nin ne kadarında nasıl örgütlenmeye çalışacaklar? Ben hiç tavsiye etmem böyle bir şeyi. Çünkü örgüt dimdik duruyor. Yani bu 74 il başkanı ki diğer 7 ilden de il başkanı yok. Örgütçe çok zayıf olduğumuz yerler ve özel durumu olan birkaç arkadaşın dışında 7 ilde il başkanı yok ama o illerin imzaları bugün teslim edildi. Yani delegeleri arkamızda.

“OYUNU BOZMAK İÇİN KENDİMİ ADAYLIK DENKLEMİNİN DIŞINA ÇIKARDIM”

Gerçekten bir de çok somut bir durum var. Siz şantaj diye bunu ifade ediyorsunuz aslında. Size Ekrem Bey’i ve Mansur Bey’i “sat” diyorlar. Yani bir birliği bozmak için bir müdahale var. İkincisi de siz şunu söylüyorsunuz sık sık, “Ben daha 50 yaşındayım. 20 yıl daha bu koltukta oturabilirdim. Bana böyle bir siyasette kalmam, yani iktidar hedeflemeyen bir siyaset yapmam halinde bana bunu belli ediyorlar, söylüyorlar” diyorsunuz. Kemal Kılıçdaroğlu bunu kabul etmiş bir lider mi sizce?

Şimdi gelinen noktada, tabii buradan sonrasına ilişkin siz de duydunuz. “Ey Özgür” diyor gel “Ankara merkezde siyaset yap”. “Partinin başında” otur. Şimdi okuyorsunuz yani. Ne diyor? “Bir gün İstanbul'da bir çarşamba akşamı bir kez Anadolu'da miting yaparsan” ki ben bunları yaparak partiyi %36'da 38'de tutmuşum, “AK Parti'yi ikinci parti yaparsan, zaman da daraldığına göre seni orada oturtmam” diyor. “Ey Özgür otobüsün üstünden in”. “Ankara merkezli siyaset yap”. Şimdi ben bunu bütün Türkiye ile birlikte duydum. “Cumhurbaşkanı adayıyım” desem, “ne güzel Ekrem'i sattın. Mansur Başkanı dışladın, kendine bir hayal kurdun”, Cumhurbaşkanı… Rüyanda yıldızlar dönüyor Türk devletlerinin falan. O zaman iyi. O zaman CHP nasıl bölünür, belki Mansur Bey gider -yapar diye demiyorum- 100 bin imzayla aday olur veya bazı siyasi partiler o tarafa destek açıklar, bazıları buraya açıklar. Ekrem Başkan oradan küser. Mansur Başkan buradan alınır. Biz paramparça oluruz. Saraydakiler rahat otur. Ben bu oyunu bozmak için bir kere kendimi cumhurbaşkanlığı adaylığı denkleminin dışına çıkardım. Çok da eleştirdiler. Ya kardeşim en doğru aday kimse? Sandık koyduk 15,5 milyon kişi Ekrem İmamoğlu dedi. Bugün Ekrem İmamoğlu'nun adaylığı mümkün olmasa Mansur Yavaş'ın daha az bir toplumsal desteği olacağı yok. Birçok ankette müthiş sonuçlar var falan. O olmadı bir başka şey… Ama sonuçta ben iktidarı değiştirmeyi hedeflediğim için ve bunu söylediğim için ve bunu kişisel değil kurumsal olarak da hep birlikte benimseyip buna göre çalıştığımız için bir de kazanmayı bildiğimiz için… Yani şundan da rahatsız oluyor. Ya “ne güzel” diyor, “24 yıldır kazanıyorduk” biz diyor. “13 seçimdir biz yeniyorduk” diyor. Geldiler diyor başımıza ne yaptık biz? Partinin bütçesinin yüzde  yarımı ölçme değerlendirmeye harcanıyordu. Biz yüzde 16 yaptık. 250 bin anketle aday belirledik. 250 bin anketle adayları sahada takip ettik. Acayip doğru işler yaptık ve 4 ay gibi bir sürede seçimin kampanya müziğini de işte bir tarifleme, bir alma, yarıştırma ve odak gruplara dinleterek belirledik. Partinin kampanya filmlerini de profesyonel çektik. Bugüne kadar yapılmayan her şeyi en iyi şekilde yaparak yaptık ve kazanmayı başardık. Döndüler, baktılar yani bütün büyük şehirler alınmış. Manisa gibi yerde yüzde 6 ile başladığımız serüven yüzde 60'a ulaşmış. Aynı anda Uşak, Afyon, Kütahya birlikte alınmış. Yani düşünün bütün Ege alınmış. Adıyaman alınmış. Ve bunları görünce de eyvah dediler. Bunların bunlar oyunu nasıl oynaması gerektiğini biliyorlar. Bizim gibi işler de yapıyorlar. Onlar çok ölçme değerlendirme yapıyor. Çok profesyonel çalışıyorlar falan. Bu Cumhuriyet Halk Partisi kazanmayı öğrendi. Bunlara fırsat vermeyelim.

“BANA VERİRSEN MİLLİ İRADE, BANA VERMEZSEN KİRLİ İRADE”

Başımıza gelenlerin bütünü buna dairdir. Bu yüzden bu iş Cumhuriyet Halk Partililer arasında bir parti içi mücadele değil. İktidar partisi ya da iktidar blokuyla seçmen arasında… Bugüne kadar oy verdin eyvallah. Bundan sonra oy vereceğine ben karar vereceğim. Ya yine bana vereceksin ya da ben senin istediğin adayı, Ekrem'i karşına çıkarmayacağım. Mansur Yavaş'ı karşına çıkarmayacağım... Özgür Özel'in yönettiği bir CHP'ye kampanya yaptırmayacağım. Özgür Özel'in bir aday belirlediği CHP'ye yapmayacağım. İşte bütün il başkanlarıyla, milletvekili grubuyla hem liyakate önem veren hem birlik beraberlik içinde olan bu gruba milletvekili adayı belirmeyeceğim. Mesele sarayla seçmen arasında. Oyu bana verirsen baş tacı, bana vermezsen al aşağı. Oy bana verilirse milli irade, bana verilmezse kirli irade. Mesele orada.

EMPERYALİZM MESELESİ: “KEMAL BEY’İN O SÖZLERİNDEN SONRA UYUYAMADIM”

Tüm bunlar aynı zamanda Tom Barrack'ın Türkiye'ye monarşi yakıştırmasıyla da çok örtüşen süreçler. Bir de burada “devlet aklı” gibi şeyler de söyleniyor. CHP'ye yönelik bu hamlelerin, çok daha büyük bir emperyalist projenin parçası olduğunu düşünüyor musunuz?

Buna inanmaya başladım ben. Artık şunu söyleyeyim size. Demin de bahsettiğiniz birkaç olay o. Ben biraz böyle şeyim. Ben 10 yaşında yatılı okula gittim. Yatılı okulda ilk gece bütün çocuklar ağlar. İlk susan lider olur. Ben erken susanlardandım. İlk susan hemen gider böyle “ Timur ne oluyorsun” gibi böyle, tamam mı? Hemen başlar böyle işte. Zorluklarla baş etme ve zor durumlarda ayakta kalma kapasitem 10 yaşından beri yatılı okulunda etkisiyle arttı. Bir şekilde devlet parasız yatılı okullarında büyümüş olarak hem arkadaşlık ve dayanışma duygularım çok ön plandadır hem de zor durumlardan çabuk toparlarım ve etrafımı toparlarım. Benim en belirgin özelliklerimden birisi. O yüzden de ertesi gün ne olursa olsun biz yatar uyuruz. Yani ben stresin en yüksek olduğu zamanlarda bile günde bir saat spor yaparım. Stresin en yüksek olduğu zamanda vurur kafamı yatarım. Ben butlan geliyor dediler, yattım uyudum. Butlan kararı çıktı, yattım uyudum. Partiye sabah saldıracaklarmış, saat 7’de geliyorlarmış dediler. Yattım uyudum. Bizi polis zoruyla attılar. Dolu altında yürüdüm. Burada geldim. Miting yaptım yağmur altında, yattım uyudum. Sırrı Süreyya'nın cenazesinde biri geldi saldırıda bulundu. O gece yattım uyudum. Kemal Bey'in metninde Osmanlı coğrafyasına büyümek, CHP de burada yerini alacak... Yani Barrack’ın “merhametli monarşi lazım, demokrasi bu ülkeye çok” dediği, Cumhur İttifakı'nın sahiplendiği söylemlerde, “bu köşeyi de biz doldurabiliriz” tonu ve vurgusundan sonra ben uyku uyuyamadım. Uykum kaçtı benim. Çünkü bunu Barrack’tan duyuyorsun. Hani ya diyorsun Dışişleri Bakanlığı'na çağırıp buna nota verin diyorsun. Beklenti odur yani. Değil mi? Çağıracaksın. Sen kimsin kardeşim? İstenmeyen adam ilan edeceksin. İfadelerine açıklık getir diyeceksin. Ya da Trump olur olmaz şeyler söylüyor. Çağıracaksın. Rahatsızlığını dile getireceksin. Bilmem ne yapacaksın falan. Hadi bunu yapmadı. AK Parti bir hayal kırıklığı. Efendim işte Devlet Bey gerçi o farklı TRÇ ittifakı da diyor falan ama farklı tanımlamalar yapıyor falan. Bir baktım Tom Barrack ne diyorsa, AKP neye susuyorsa bizimkiler de onu söylemeye başlamış. Burada iki ihtimal var. Bir gerçekten böyle bir planın parçasılarsa ört ki öleyim yani, ne yapacağız? Olacak iş değil. Ya da dil bu dil. Bu TGRT’dekiler ve işte bu Adalet Bakanlığı'nın basın danışmanlarının falan akılları var ya, bir dil var. O dili tutturmaya çalışıp kendilerine burada bir meşruiyet arıyor olabilir butlancılar. Bu da kötü ama hiç olmazsa oyunun parçası değiller ama oyuna kendilerini yani onlara verilen o TGRT’cilerin metinleri öyle şey.

“SİZ NİYE İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜNÜ DURDURMA OYUNUNA KATKI SAĞLIYORSUNUZ?”

26 Temmuz, herhalde milat olacak. Yani 25 Temmuz'a kadar bir kurultay yapılması gerekiyor. Sonra Yeni Parti… Kaçınılmaz olarak oraya gideceğinizi düşünüyor musunuz?
 

Ümit ediyorum gitmeyiz. Ben takım tutar gibi parti tutan birisiyim. Biz bu saatin vidasından geliyoruz. Yani ben seçim kaybettiğimizde adaylarımız ağladı mı bilmiyorum. Ben ağladım. Çok çok çok ağlarım ben seçim akşamları. Son seçim akşamı yine ağladık. Bu sefer sevincimizden ağladık. Ben bu partiye aday olurken 4-5 Kasım kurultayında dedim ki aynı 70'te Ecevit'in yaptığı gibi ikisi yerel ikisi genel dört seçimden partiyi birinci parti çıkardı. Yerel genel seçimlerden partiyi 1’inci parti çıkarmazsam bir daha aday olmayacağım dedim. Ve 5 ay sonra ilk sınavdı. Ve 5 ay sonra biz şöyle bir şey yaptık. Yani bizim seçim gecelerinin standart mesajı var. Anadolu Ajansı bilerek kötü haberlere erken giriyor. Kötü sandıklara erken giriyor. Moralinizi bozmayın. Sandık başından ayrılmayın. Ben sandıklar açılırken Türkiye'deki sandık görevlilerine şu mesajı yolladım. Birazdan Türkiye'nin dört bir yanından iyi haberler alacaksınız. Sakın sevince kapılıp haber izlemek için bilmem ne için görev yerinizi terk etmeyin. Son ıslak imzalı tutanağa kadar görevinizin başında durun. Bir tanesi kaybeden, bir tanesi kazanan. Ben kazanan CHP'nin genel başkanıyım ve zaten hedefim bu. Ben kaybeden bir partinin genel başkanı olmayacağımı baştan ilan etmişim. Ben genel başkansam iki ihtimal var. Ya kazandık ya da kaybettik ben gittim. O yüzden kendimle ilgili bu kadar büyük bir iddia koymuşum ortaya ve ilk seçimde başarmışım. Bundan sonrası için de başaracağım. Ve bir tarafta bir bakıyorsunuz böyle yani her şeyi aklıma alıyor. Yani mesela bunları yaptım diye AK Parti'nin beni hedefe almasını aklım alıyor. Yargı kolları kurmasını alıyor. Tom Barrack’ın bizim onların çomağına, tekerine çomak sokacağımızı gördüğü için İsrail'in Netanyahu'nun benden nefret etmesi aklım alıyor. Ya bizim Cumhuriyet Halk Partililerin düne kadar birlikte çalıştığımız aday kaybetti, Kemal Bey kaybetti, ben ağladım sinirimden, böyle bir noktada nasıl oluyor da kazanan CHP, kazanma motivasyonunda yaşayan CHP, birinci parti giden CHP'ye böyle bir operasyon yapılıyor ve siz orada partiyi hızla kurultaya taşıyıp bir güven tazeleyip birlik beraberlik mesajı verip iktidar yürüyüşü başlatmak yerine bu iktidar yürüyüşünü durdurma oyununa katkı sağlıyorsunuz?

25 Temmuz'a kadar da kurultay yapılmazsa CHP'nin seçime girememe riski var. 

Var. Yani onu şöyle açıklayalım. Yani siyasi partiler kanunu partilerin seçime girme yeterliliğini tarif ederken iki kurultay üst üste yapmayan giremez diyor. Kurultaylara 2+1 yıl olduğu için 3 yıl. İki kurultay 6 yıl. Ha bazı arkadaşlar diyor ki bu yaşananlar mücbir sebep sayılır girer. İnşallah ama ya girmezse?

Ya da siz kazanırsanız kurultayı, siz aday olursanız?

O gün ne olacak biliyor musunuz? Şöyle olacak. Bir gün Meclis seçim kararı alacak. O günün ertesi günü Yüksek Seçim Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazıyor. Seçime girme yeterli olan partileri bildiriniz. Şimdi bu 2020'nin Temmuzundan 2026 Temmuz'a kadar yapmamışız ve yapmadık diyelim. Sonra da bir ara bir yerde yaptık ya da yapmadık. Arkadaşlar kaldılar uzun takvim ilan ettiler. Seneye şubat ayında seçim var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı listede CHP'yi bildirmezse ne olacak? Ya böyle bir risk var mı? Var. Şimdi butlan kararına göre çok daha hukuki karar. Butlan olacak iş değildi. Yaptılar. Öbürü çok daha hukuki. 6 yıldır yapmamışsın kardeşim. Bana ne der? O yüzden bizim bugün teslim ettiğimiz imzalar o tarihten önce kurultay yapmaya imkân veriyor. Bu tarihi fırsatı asla kaçırmamalılar. Bir de şeyi ifade edeyim. Arkadaşlarımız bugün bu imzaları teslim ederken bir dosya da teslim ettik. Bu dosyanın içinde Türkiye'nin 34 tane en bilindik, en başarılı, en sözü dinlenen, uluslararası dergilerde en çok makalesi yayınlanan kamu hukukçuları bir metinde birleştiler ve diyorlar ki tedbir kurultaya mani değildir. Aksine tedbir varsa kurultay derhal yapılıp seçilmiş bir yönetim oluşturulmalıdır. Tedbir hızla seçime gitmek için konur. Kayyum bile yapıldığında öyle oluyor. Seçim kayyumları falan. Bu durum kurultaya mani değildir diyor. Bütün şimdi hani ikisini üçünü sayıp diğerlerine saygısızlık yapmayayım. Çok değerli hocalar var. Aynı dosyanın ekinde bu hocaların yazdığı makaleler, uluslararası dergilere yolladığı yazılar var. Bu mevzu üzerine yaptıkları var. Türkiye'de Timur Bey bir tane kamu hukukçusu çıkıp da genel merkez gibi yorumlamıyor ve bu kurultay yapılamaz demiyor. Bu kurultayı yapmazlarsa parti tarihinin en büyük kötülüğünü yapmış olacaklar. Hem partiye hem ülkeye.

“MİLLETE SORACAĞIM”

Peki yeni parti için daha büyük bir enerji yaratabilir, daha kapsayıcı olabilir ve bu Türkiye bir siyasal dönüşümün eşiğinde bunu yüklenebilir, götürebilir diye düşünenler var. Siz buna katılıyor musunuz? Yani yeni bir parti gerçekten yeni bir soluk ve daha birleşik bir cephe… Yani çünkü ya saltanat ya cumhuriyet diyebileceğimiz bir nokta, eğer monarşi ise söz konusu olan, seçme seçilme hakkımız yok olacaksa yani bunu örgütlemek söz konusu olabilir mi? Bu konuda söylemleriniz genişleyecek mi? Yani bu birleşik bir cepheye diğer partileri de katabileceğiniz bir söylem geliştirecek misiniz? 

Şimdi bir kere ayırarak cevaplayayım. Yeni parti açısından bakıldığında, benim siyasette bildiğim bir şey var. Gerçekleşmeyen bir durumun ölçülmesi mümkün değil. Yani şimdi birçok anket yapılıyor. Soruyorlar yeni parti olursa olur, şu olur, sonra olur falan. Yeni partinin yine birinci parti olduğunu gösteriyorlar ya da CHP'deki mücadeleyi kazanırsak CHP'nin bıraktığımız yerden daha ileride AKP'nin daha geride olduğunu gösteriyorlar. Bunlar önemli ama gerçekleşmeyen bir şey ölçülemez. Yani hemen böyle kendini darı ambarında sanmamak lazım. Birincisi bu. Bunu kendime de telkin ediyorum, ekibe de telkin ediyorum. İkincisi, biz bu partide bir mücadeleyi sonuna kadar verme kararlılığındayız. Son çaba da boşa çıkarılırsa bu kötü niyetli çabalarla, ondan sonra millete soracağım. Ben ne taraftan yürüyeyim? Yani yol bitti. Ne taraftan gidilecek diyeceğim. Onlar bana bir yol gösterecekler. Ondan çok eminim. Ama onu öyle hani gecikmeden veya uzatarak yapacak değilim. Ama sokakta şimdi iki ses çok. İlk gün yüzde 90 partiyi asla bırakma sesi çoktu. Yüzde 10 da sen yürü biz arkandayız diyorlardı. Bu önce 70’e 30’a düştü. Şimdi 51’e 49. Partiyi bırakma diyenlerle sen yürü diyenler... Sokak ne diyecek onu duymak lazım ama sonuna kadar bu mücadeleyi vermek lazım.

Şimdi sorunuzun ikinci fazı, yeni parti olsa da inşallah burada başarırız. Burada başarmak çok istiyoruz. Olmasa burada kalsak da bizim artık bir daha geniş bir cepheyi, bir birleşik muhalefeti, böyle muhalefete abilik yaparak, patronluk yaparak değil ama kol kola girerek ya otokrasi ya demokrasi mücadelesini hep birlikte vermemiz lazım. Bunun için çatı partiler mi gerekir, ittifaklar mı gerekir veya işte bu yolda yürürken daha kapsayıcı bir birliktelik için davette bulunmak mı gerekir? Bunların hepsini konuşacağız.

Bir poz bile çok kıymetli olur herhalde değil mi? Bu uygulamaya karşı bütün siyasi partileri anlamsızlaştıracak bir hamle yapıldı. Yani böyle bir düşünce var mı? Bütün genel başkanların kol kola girdiği, gerekirse birlikte oturduğu konuştuğu öyle bir gündem var mı şu ana kadar? Böyle plan var mı? 

Buna dair çok yüksek bir arzu ve iyi niyet var. Bazı güçlükler oluyor o eski angajmanlardan, zorluklardan falan ama aşacağımızı düşünüyorum. Burada önemli olan şu CHP'nin başına geleni, muhalefet partileri CHP'nin meselesi görmediler. Bu çok kıymetli bir okuma. Özellikle de millet, halk böyle görmedi. Bu çok önemli bir güvence. Yani Türkiye'de şimdi demokrasiyi güvence altında tutan bize yapılan haksızlığa milletin verdiği tepki ve destek. Yani ona verdiği tepki ve bize verdiği destek. Bu çok kıymetli. Yani butlan yönetiminin yalnızlaşması, taraftar bulmaması, eleştiri alması, siyaset, sivil toplum, meslek örgütleri falan yani inanılmaz şeyler. Dün öğretmenler canıyla uğraşıyor. Oraya butlandan iki milletvekili gitmiş demişler ki Allah aşkına yapmayın. Şimdi biz burada bir butlana destek veriyor görüntüsü... Şimdi desteğe giden arkadaşlara gelmeyin. Biz size destek veriyor görüntüsüne sizi meşru görüyor görüntüsüne… Düşünün yani canınla uğraşıyor adam orada. Ters kelepçe var, cop var, gaz var ama başka bir yerde duruyor. Bu demokrasinin en büyük güvencesi bu. Otokrasi yenecekse Özgür Özel, CHP falan yenmeyecek. Toplumun bütününün demokrasiden yana koyacağı tavır yenecek.

“TUTUKLANMAYI BEKLEMİYORUM”

Herhalde bunu da topluma çok iyi anlatmak gerekecek. Yani neleri kaybedeceği, vatandaşlığı bile kaybedebileceği ifade edecek. Bir de tabii ki çok konuşulan konu yani sormaya da çekiniyorum açıkçası ama dokunulmazlık kaldırılıp tutuklanma ihtimalinizden çok olası olarak bahsedildiği bir dönemde yaşıyoruz. Siz böyle bir şey bekliyor musunuz? Yani böyle bir şey olursa A, B, C planları var mı?

Şimdi beklemiyorum. Zira şöyle beni ne diye tutuklayacaklar? Yani neyle suçlanıyorum ben? AK Parti’yi yenme suçu. Onun dışında 56 tane fezleke var. Onu demişim, bunu demişim, bilmem ne falan. Son birkaç tane de orada biri bir şey demiş. Benim de adım geçmiş ama diyor ki genel başkan benim hakkımda aman genel konuşmasında partimize sahip çıkın dediği için genel başkanla parti bir şey isterse verin dedim oğlum da istiyorlar diye vermiş buradan bana fezleke yazıyor adam yani şimdi böyle bir şey olamaz. Nereden paranın toplandığını hatırlamıyorlar. Parayı teslim ettikleri kişi 35-40 yaşında, adını hatırlamıyorum. 1.70 boyunda dediler. Sonra teşhis ettiği kişi 1.92 boyunda çıktı. Ve ev hapsinde tuttukları arkadaşımızın da konuyla uzaktan yakından ilgisi yok. Veli Bey'in 5-6 yıl önceki hatta sonra da küs ayrıldığı danışmanı çıktı yani.

Yani böyle yine de göze aldılarsa şöyle bir şey söyleyeyim. Bu tip görevleri göze alanlar her şeyi göze alarak yola çıkıyorlar. Her şeyi göze alarak yola çıkmadıysan zaten bir teklife evet diyorsun. Bir kenarda oturuyorsun. Ben o teklife hayır dedim diye yani gel mutlu mesut 20 yıl muhalefette otur keyfini çat teklifine olmaz dedim ve iktidar hedefledim diye hedefteyim. Bu hedefin sonunda ne varsa ben onu göze almışım ama bu milletin bu sahiplenmesi ve bu tepkisi oldukça partilerini baraj altı yapmak isteyenler böyle şeylere kalkışabilir.

“ERDOĞAN’A PARTİ İÇİNDE PUSU KURUYOR OLABİLİRLER”

Son olarak Mehmet Uçum’un açıklamasını soracağım. 16 Nisan 2028’de “yenilenmiş seçim” dedi. 3 hafta öncesine denk geliyor normal seçimin. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir de şöyle bir tarih var mı elinizde; 360 milletvekilliğinin onayı gerekiyor böyle bir seçim kararı alınabilmesi için, şu tarih en son tarihtir, bu tarihten sonra biz erken seçime evet demeyiz. Gerekirse Erdoğan'ın da o da olmayacağı bir seçime gideriz şeklinde?

Biz o tarihi bir kere geçtik. Yani biz 2,5 yıl, 5 yılın ortasındayken bunu yap dedik, yapmadı.

Sonra yeniden Refah Genel Başkanı Sayın Erbakan Nisan 2026'da yapalım deyince dedik ki o da olur. Şu andan itibaren bundan sonra gelecek şey de benim Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin, bizim grubumuzun oy vereceğini hesap ederek kimse seçim tarihi beklemesin. Bir kere bu net. Ha ne olur bu sene Eylül ayına seçim koymak için bir teklif getirirler. Şartlar değerlendirirsiniz veya seneye Nisan ayına bilmiyorum ama benim yetkimde değil artık o iş ve kimse bizim oyumuzu cebinde görmesin. Hiçbir konuda kimse oyumuzu cebinde görmesin. Hele hele seçimlere 3 hafta kala gelin oy verin Erdoğan'ı yeniden aday edelim. Erdoğan'ı yeniden aday edeceksen Erdoğan'ı getirin şimdi aday edin. Ta o zamana kadar bekleyip... Ha orada görünen o ki Erdoğan'a da parti içinde bir pusu kuruluyor olabilir. Yani 3 hafta kala biz bunu halledeceğiz derler. Sonra 3 hafta kala oylamadan ret çıkar. Ondan sonra bir yandan damat çıkar, bir yandan oğlan çıkar. Onu ben bilmem bugünlerde. Yani ben bu saldırılara bu kadar uğruyoruz. Sırf bize dair mi yoksa öbür taraf da ne bileyim işte sarayda mahdumlar, damatlar birbirine girmiş gazetelerde vekalet savaşları, Twitter’da bilmem neler olurken sen merak etme seni 16 Nisan'da aday edeceğiz deyip paketleyebilir edebilirler. Yani o yüzden, biz, ben böyle işlerin içinde olmam. O yüzden bizim oyumuzu yok saysınlar. Hesabı bize göre kimse yapmasın. Hani o zaman Erdoğan'dan mı kaçıyorsunuz? Siz babayı mı paketliyorsunuz? Yani anlatabiliyor muyum?

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.