“Dindar bir nesil yetiştireceğiz.” diyerek ...
“Dindar bir nesil yetiştireceğiz.” diyerek ...
Gerçeklerle Yüzleşmeden Gelecek İnşa Edilemez
Yıllar önce,“Dindar bir nesil yetiştireceğiz.” diyerek önemli bir hedef ortaya koymuştuk.Hiç kuşkusuz ahlaklı, vicdanlı, dürüst ve değerlerine bağlı bireyler yetiştirmek her toplumun ortak idealidir.
Haber/Yorum: Mustafa Barış ÖZTÜRK
Ancak bugün ortaya çıkan tabloya baktığımızda, hedeflenen ile ulaşılan sonuç uyuşmuyor.Gençlerin bir kısmının geleceğe dair umutlarını kaybettiği, değerler konusunda farklı arayışlara yöneldiği, ekonomik sıkıntılarla mücadele ettiği ve toplumsal sorunların giderek derinleştiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu nedenle, yalnızca niyetleri değil, ortaya çıkan sonuçları da sağduyu ve samimiyetle değerlendirmek gerekiyor.
Üniversiteyi bitiren lerin bir kısmı iş bulamıyor, iş bulan geçinemiyor, çalışan ise yarınından emin olamıyor. Umutsuzluk, özellikle gençler arasında her geçen gün daha görünür hale geliyor. Bir kısmı yurt dışında yaşamanın hayalini kuruyor, bir kısmı ise içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal çıkmazdan nasıl kurtulacağını bilemiyor.
Bir yandan ateizm ve deizm tartışmaları büyüyor, diğer yandan sanal kumar ve yasa dışı bahis ağları her geçen gün daha fazla genci içine çekiyor. Teknolojinin sunduğu imkanlar, yeterli denetim ve bilinçlendirme olmadığında bağımlılığın en tehlikeli araçlarından birine dönüşüyor. Bir gecede zengin olma hayali, binlerce insanı borç batağına ve umutsuzluğa sürüklüyor.
Öte yandan peş peşe yaşanan uyuşturucu operasyonları da toplumun karşı karşıya olduğu başka bir acı gerçeği gözler önüne seriyor. Her operasyon yalnızca ele geçirilen uyuşturucuyu değil, kaybetme riskiyle karşı karşıya olan genç hayatları da hatırlatıyor. Bu mesele sadece güvenlik sorunu değildir; eğitimden aile yapısına, ekonomiden sosyal politikalara kadar uzanan çok yönlü bir toplumsal sınavdır.
Belediyelerde, bürokraside ve siyasette zaman zaman gündeme gelen rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk iddiaları ise vatandaşın güvenini zedeliyor. Hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri güçlü devlet olmanın temelidir. Kamu vicdanını yaralayan her olay, yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların devlete duyacağı güveni de etkiliyor.
Ekonomiye baktığımızda ise milyonlarca insan için hayat her geçen gün daha zor hale geliyor. Asgari ücretle çalışan bir vatandaşın kira, gıda, ulaşım, eğitim ve sağlık giderlerini karşılaması giderek güçleşiyor. Emekliler yıllarca verdikleri emeğin karşılığında huzurlu bir yaşam beklerken, birçok aile ay sonunu getirebilmenin mücadelesini veriyor. Enflasyon artık yalnızca ekonomistlerin konuştuğu bir rakam değil; pazardan eksilen bir poşet, sofraya konulamayan bir tabak et, ertelenen eğitim hayalleri ve vazgeçilen yaşam planlarıdır.
Orta sınıfın giderek eridiği, gelir dağılımındaki adaletsizliğin daha fazla hissedildiği bir ortamda toplumsal huzuru korumak da zorlaşıyor. İnsanlar artık sadece bugünü değil, çocuklarının yarınını da kaygıyla düşünüyor.
Bütün bunları söylerken Türkiye Cumhuriyeti Devletinin savunma sanayisinde, teknolojide, altyapıda ve birçok stratejik alanda attığı önemli adımları görmezden gelmek doğru olmaz. Bu başarılar elbette millet adına gurur vericidir. Ancak bir ülkenin gerçek gücü yalnızca ürettiği savunma sistemleriyle ya da inşa ettiği büyük projelerle ölçülmez. Aynı zamanda adalet duygusuyla, eğitim kalitesiyle, gençlerinin umuduyla, vatandaşının alım gücüyle ve toplumsal huzuruyla da değerlendirilir. Bir alandaki başarı, diğer alanlardaki eksiklikleri görmezden gelmeyi gerektirmez.
Son çeyrek yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti Devleti; büyük depremler, yıkıcı yangınlar, seller, küresel COVID-19 pandemisi, sınırlarında yaşanan savaşlar, göç dalgaları ve bölgesel jeopolitik krizler gibi olağanüstü olaylarla mücadele etmek zorunda kaldı. Bu gelişmeler, yalnızca kamu kaynaklarını zorlamakla kalmadı; ekonomik dengeleri, sosyal hayatı ve devletin önceliklerini de derinden etkiledi. Böylesine ağır yüklerin, ülkenin kalkınma hızını ve refah seviyesini olumsuz etkilemiş olması yadsınamaz bir gerçektir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük ve güçlü bir ülkedir. Genç nüfusu, üretim potansiyeli, girişimci insanları ve stratejik konumuyla çok daha iyisini başarabilecek kapasiteye sahiptir. Ancak bunun yolu sorunları inkâr etmekten değil, onları cesaretle konuşmaktan geçer. Çünkü gerçekleri dile getirmek karamsarlık değil, çözüm arayışının ilk adımıdır.
Toplumun ihtiyacı; kutuplaşmayı büyüten söylemler değil, ortak aklı güçlendiren politikalar, liyakati esas alan yönetim anlayışı, adalete duyulan güven ve herkes için fırsat eşitliğidir. Gençlerin yeniden umutla hayal kurabildiği, emeğin karşılığını aldığı, hukukun herkese eşit uygulandığı bir Türkiye, hepimizin ortak hedefi olmalıdır.
Çünkü güçlü bir devlet; yalnızca yüksek binalar, yollar, köprüler, havaalanları ya da savunma sanayisindeki başarılarla değil; mutlu insanlarıyla, adaletiyle, refahıyla, özgüveni yüksek gençleriyle ve geleceğe umutla bakan vatandaşlarıyla güçlüdür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ihtiyacı olan şey, gerçeklerden kaçmak değil; gerçeklerle yüzleşerek daha adil, daha müreffeh, daha huzurlu ve daha umut dolu bir gelecek inşa etmektir. Çünkü sorunlarını konuşabilen toplumlar güçlenir; sorunlarını görmezden gelenler ise aynı sorunları yaşamaya devam eder.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
