Ev Yanar Ama Sıçanlar da Yanar

Kültür 28.03.2026 - 18:05, Güncelleme: 28.03.2026 - 18:05 9433+ kez okundu.
 

Ev Yanar Ama Sıçanlar da Yanar

Ev Yanar Ama Sıçanlar da Yanar: Sessiz Kalanların Bedeli
Toplumlar bazen sessizliğin en tehlikeli olduğu dönemlerden geçer. Haksızlıkların normalleştiği, mağduriyetlerin görmezden gelindiği, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının yaygınlaştığı zamanlar… İşte tam da böyle anlarda, yangın başlar. Önce küçük bir kıvılcım gibi görünür, sonra fark edilmeden büyür ve bir bakarsınız ki ev ev yayılmıştır. “Ev ev yanar ama sıçanlar da yanar” sözü, yalnızca bir uyarı değil, aynı zamanda kaçınılmaz bir gerçeğin ifadesidir. Çünkü bir toplumda adalet zedelenirse, o zedelenme yalnızca belli bir kesimle sınırlı kalmaz. Başta görmezden gelenler, hatta bu düzenden fayda sağlayanlar bile, o yangının büyümesiyle birlikte kendilerini aynı ateşin içinde bulur. Ancak bu tablonun bir başka önemli boyutu daha vardır: Sahip çıkılmayan, yalnız bırakılan, mağdur edilen kesimler… Tarih boyunca defalarca görüldüğü gibi, uzun süre bastırılan, sesi duyulmayan ve hakları görmezden gelinen topluluklar bir gün mutlaka hesap soracak noktaya gelir. Bu bir tehdit değil; toplumsal dengenin doğal sonucudur. Çünkü adalet, ertelense bile ortadan kalkmaz. Bir yerde hak gaspı varsa, bir yerde emeğin karşılığı verilmiyorsa, bir yerde insanlar sistematik şekilde mağdur ediliyorsa, bu durum birikir. Ve birikim, zamanı geldiğinde çok daha güçlü bir tepkiye dönüşür. O gün geldiğinde ise artık ne “görmedim”, ne “duymadım”, ne de “beni ilgilendirmez” demek bir anlam ifade eder. Bugün birçok alanda yaşanan sıkıntılar, aslında bu birikimin işaretlerini veriyor. Üretenin, çalışanının, emeğiyle ayakta kalmaya çalışan insanların yaşadığı zorluklar sadece ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda sosyal bir kırılmanın habercisidir. Eğer bu kesimlere sahip çıkılmazsa, eğer sorunlar çözülmezse, yarının çok daha sert ve kontrol edilmesi zor bir toplumsal tepkiyle karşılaşmak kaçınılmaz olur. Unutulmamalıdır ki, adalet sadece mahkemelerde sağlanan bir kavram değildir; toplumsal vicdanın da temelidir. Bu vicdan zedelendiğinde, toplumun dengesi bozulur. Ve o denge bozulduğunda, kimsenin güvende kalacağı bir alan kalmaz. Bu yüzden mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarını inşa etmektir. Mağdur edilen kesimlere sahip çıkmak, onların sesine kulak vermek, haklarını teslim etmek sadece insani bir sorumluluk değil; aynı zamanda toplumsal barışın ve istikrarın da garantisidir. Aksi halde, yangın büyür. Ve o yangın yalnızca evleri değil, o evlerin içinde saklananları, sessiz kalanları, görmezden gelenleri de yakar. Dahası, bir gün o mağdur edilenler, haklarını aramakla kalmaz; kendilerini bu noktaya getirenlerden hesap sorar. İşte o gün geldiğinde, artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.
Ev Yanar Ama Sıçanlar da Yanar: Sessiz Kalanların Bedeli

Toplumlar bazen sessizliğin en tehlikeli olduğu dönemlerden geçer. Haksızlıkların normalleştiği, mağduriyetlerin görmezden gelindiği, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışının yaygınlaştığı zamanlar… İşte tam da böyle anlarda, yangın başlar. Önce küçük bir kıvılcım gibi görünür, sonra fark edilmeden büyür ve bir bakarsınız ki ev ev yayılmıştır.

Ev ev yanar ama sıçanlar da yanar” sözü, yalnızca bir uyarı değil, aynı zamanda kaçınılmaz bir gerçeğin ifadesidir. Çünkü bir toplumda adalet zedelenirse, o zedelenme yalnızca belli bir kesimle sınırlı kalmaz. Başta görmezden gelenler, hatta bu düzenden fayda sağlayanlar bile, o yangının büyümesiyle birlikte kendilerini aynı ateşin içinde bulur.

Ancak bu tablonun bir başka önemli boyutu daha vardır: Sahip çıkılmayan, yalnız bırakılan, mağdur edilen kesimler… Tarih boyunca defalarca görüldüğü gibi, uzun süre bastırılan, sesi duyulmayan ve hakları görmezden gelinen topluluklar bir gün mutlaka hesap soracak noktaya gelir. Bu bir tehdit değil; toplumsal dengenin doğal sonucudur.

Çünkü adalet, ertelense bile ortadan kalkmaz. Bir yerde hak gaspı varsa, bir yerde emeğin karşılığı verilmiyorsa, bir yerde insanlar sistematik şekilde mağdur ediliyorsa, bu durum birikir. Ve birikim, zamanı geldiğinde çok daha güçlü bir tepkiye dönüşür. O gün geldiğinde ise artık ne “görmedim”, ne “duymadım”, ne de “beni ilgilendirmez” demek bir anlam ifade eder.

Bugün birçok alanda yaşanan sıkıntılar, aslında bu birikimin işaretlerini veriyor. Üretenin, çalışanının, emeğiyle ayakta kalmaya çalışan insanların yaşadığı zorluklar sadece ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda sosyal bir kırılmanın habercisidir. Eğer bu kesimlere sahip çıkılmazsa, eğer sorunlar çözülmezse, yarının çok daha sert ve kontrol edilmesi zor bir toplumsal tepkiyle karşılaşmak kaçınılmaz olur.

Unutulmamalıdır ki, adalet sadece mahkemelerde sağlanan bir kavram değildir; toplumsal vicdanın da temelidir. Bu vicdan zedelendiğinde, toplumun dengesi bozulur. Ve o denge bozulduğunda, kimsenin güvende kalacağı bir alan kalmaz.

Bu yüzden mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil, yarını inşa etmektir. Mağdur edilen kesimlere sahip çıkmak, onların sesine kulak vermek, haklarını teslim etmek sadece insani bir sorumluluk değil; aynı zamanda toplumsal barışın ve istikrarın da garantisidir.

Aksi halde, yangın büyür. Ve o yangın yalnızca evleri değil, o evlerin içinde saklananları, sessiz kalanları, görmezden gelenleri de yakar. Dahası, bir gün o mağdur edilenler, haklarını aramakla kalmaz; kendilerini bu noktaya getirenlerden hesap sorar.

İşte o gün geldiğinde, artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.