HER YÖNETİCİYE AYNI ELBİSE OLUR MU?

Eğitim 06.06.2026 - 13:37, Güncelleme: 06.06.2026 - 13:54 1068 kez okundu.
 

HER YÖNETİCİYE AYNI ELBİSE OLUR MU?

Milli Eğitim Bakanlığı bu yıl ilk kez uygulamaya koyduğu Akademi Eğitim Programı ile okul yöneticilerinin mesleki yeterliliklerini geliştirmeyi hedefliyor.
Amaç açısından bakıldığında itiraz edilecek bir durum yok. Eğitimin kalitesini artırmak, yöneticilerin bilgi ve becerilerini güncellemek, değişen eğitim anlayışına uyumlarını sağlamak elbette önemlidir. Okul yöneticilerinin eğitim almasına, kendilerini geliştirmesine ve değişen dünyaya uyum sağlamasına kimsenin itirazı olamaz. Hatta bunun belirli ölçülerde zorunlu tutulması da anlaşılabilir bir yaklaşımdır. Ancak iyi niyetle hazırlanan her uygulamanın sahadaki karşılığının da aynı ölçüde sağlıklı olması gerekir. Yeni düzenlemeye göre dört veya sekiz yıllık görev süresini tamamlayan okul müdürleri ve müdür yardımcılarının yeniden görevlendirilebilmeleri için bu sertifika programını tamamlamaları zorunlu hale getirildi. Aynı şekilde ilk kez yönetici olacak adaylar da benzer bir süreçten geçecektir. Burada sorulması gereken ilk soru şudur: Bu eğitim programı gerçekten bir ihtiyaç analizinin sonucu mudur, yoksa herkese aynı reçeteyi sunan standart bir uygulama mıdır? Bir an durup düşünelim... Bir okul müdürü yıllardır görev yapıyor. Yüzlerce öğretmenle çalışmış, binlerce öğrenciye hizmet etmiş, sayısız veliyle iletişim kurmuş, denetimlerden geçmiş, projeler yürütmüş, krizler yönetmiş ve okulunu başarıyla temsil etmiş. Peki Bakanlık bu yöneticiye ne söylüyor? "Senin hangi konuda gelişime ihtiyaç duyduğunu ayrıca değerlendirmiyorum; ancak planlanan bu uzun eğitim programını tamamlamazsan yeniden yönetici olarak görevlendirilemezsin." İşte tartışmanın başladığı nokta da burasıdır. Programın içeriğine bakıldığında yaklaşık yüz farklı konu başlığı, çok sayıda eğitim görevlisi ve bin saati aşan bir eğitim süresi görülmektedir. Eğitimler hafta sonlarını da kapsayacak şekilde uzun bir döneme yayılmıştır. Üstelik program sonunda belirleyici unsur büyük ölçüde devam şartıdır. Elbette yöneticilerin hizmet içi eğitim alması değerlidir. Ancak burada şu soru önem kazanmaktadır: Bin saati aşan bir eğitim süresi gerçekten öğrenme kalitesini artırır mı? Eğitimde verimlilik yalnızca süreyle ölçülemez. Özellikle yoğun görev sorumluluğu taşıyan okul yöneticilerinin bu kadar uzun bir eğitim sürecinde tüm içerikleri aynı düzeyde içselleştirmesi kolay görünmemektedir. Eğitim, ihtiyaç hissedildiğinde ve öğrenmeye hazır olunan zamanda çok daha etkili sonuç verir. Bir başka önemli husus da eğitimlerin niteliğidir. Eğitim görevlilerinin uzmanlık alanları ile verdikleri içerikler arasındaki uyumun titizlikle planlanması gerekir. Çünkü eğitimde kaliteyi belirleyen yalnızca içerik değil, içeriğin kim tarafından ve nasıl sunulduğudur. Asıl üzerinde durulması gereken konu ise farklıdır. Bugün görevini başarıyla yürüten, okulu gelişim gösteren, denetimlerden olumlu sonuçlar alan, öğretmenleri ve velileri tarafından takdir edilen bir okul müdürü ile yöneticilik becerilerinde eksiklik yaşayan başka bir müdür aynı eğitim programına tabi tutulmaktadır. Oysa çağdaş insan kaynakları yönetimi anlayışı farklı bir yaklaşım önerir: Önce performans değerlendirilir; sonra ihtiyaçlar belirlenir; sonra gelişime açık alanlar tespit edilir. Ardından kişiye özel gelişim planı hazırlanır. Bir yöneticinin iletişim becerileri güçlüdür ancak mevzuat bilgisi desteğe ihtiyaç duyabilir. Bir başkası stratejik planlama konusunda gelişim göstermelidir. Bir diğerinin liderlik veya ekip yönetimi becerileri desteklenebilir. Bilimsel olan yaklaşım, herkese aynı eğitimi vermek değil; herkese ihtiyacı olan eğitimi vermektir. Belki de burada uygulanabilecek model, yöneticiler için ön değerlendirme ve ihtiyaç analizi yapılmasıdır. Böylece bazı yöneticiler belirli modüllerden muaf tutulabilir, bazıları ise ihtiyaç duydukları alanlarda daha yoğun eğitim alabilir. Bu yaklaşım hem zamanın daha verimli kullanılmasını hem de eğitimin amacına daha fazla hizmet etmesini sağlayacaktır. Başarılı bir okul müdürüne de, yetersiz bulunan bir okul müdürüne de aynı içerikte ve aynı sürede eğitim zorunluluğu getirilmesi doğal olarak şu soruyu gündeme taşımaktadır: Performans hiç dikkate alınmayacaksa yıllardır ortaya konulan emeklerin, elde edilen başarıların ve kurumsal katkıların karşılığı nedir? Eğitim sistemlerinde motivasyon son derece önemlidir. Başarı gösteren çalışanların emeklerinin görünür olmadığı, performans farklılıklarının dikkate alınmadığı ortamlarda zamanla motivasyon kaybı yaşanması kaçınılmazdır. Elbette Bakanlık okul yöneticiliğine aday olacak kişileri eğitime tabi tutabilir, sınav yapabilir ve sertifikalandırabilir. Bu son derece doğal ve gerekli bir uygulamadır. Ancak yıllardır bu görevi başarıyla sürdüren ve performansları somut kriterlerle değerlendirilebilecek yöneticilere hiçbir ön değerlendirme yapılmadan aynı içerikte, aynı sürede ve aynı zorunlulukta eğitim uygulanması yeniden düşünülmesi gereken bir konudur. Belki de yapılması gereken; herkesi aynı eğitim koridoruna yönlendirmek yerine önce yöneticilerin güçlü ve gelişime açık yönlerini belirlemek, ardından ihtiyaç duyulan alanlarda hedefe yönelik eğitimler planlamaktır. Çünkü eğitimde asıl amaç süreyi artırmak değil, niteliği yükseltmektir. Ve unutulmamalıdır ki; Her yöneticiye aynı elbise olmaz.  Şemsi ŞAHSİ Eğitimci
Milli Eğitim Bakanlığı bu yıl ilk kez uygulamaya koyduğu Akademi Eğitim Programı ile okul yöneticilerinin mesleki yeterliliklerini geliştirmeyi hedefliyor.

Amaç açısından bakıldığında itiraz edilecek bir durum yok. Eğitimin kalitesini artırmak, yöneticilerin bilgi ve becerilerini güncellemek, değişen eğitim anlayışına uyumlarını sağlamak elbette önemlidir.

Okul yöneticilerinin eğitim almasına, kendilerini geliştirmesine ve değişen dünyaya uyum sağlamasına kimsenin itirazı olamaz. Hatta bunun belirli ölçülerde zorunlu tutulması da anlaşılabilir bir yaklaşımdır.
Ancak iyi niyetle hazırlanan her uygulamanın sahadaki karşılığının da aynı ölçüde sağlıklı olması gerekir.

Yeni düzenlemeye göre dört veya sekiz yıllık görev süresini tamamlayan okul müdürleri ve müdür yardımcılarının yeniden görevlendirilebilmeleri için bu sertifika programını tamamlamaları zorunlu hale getirildi. Aynı şekilde ilk kez yönetici olacak adaylar da benzer bir süreçten geçecektir.

Burada sorulması gereken ilk soru şudur:

Bu eğitim programı gerçekten bir ihtiyaç analizinin sonucu mudur, yoksa herkese aynı reçeteyi sunan standart bir uygulama mıdır?

Bir an durup düşünelim...

Bir okul müdürü yıllardır görev yapıyor. Yüzlerce öğretmenle çalışmış, binlerce öğrenciye hizmet etmiş, sayısız veliyle iletişim kurmuş, denetimlerden geçmiş, projeler yürütmüş, krizler yönetmiş ve okulunu başarıyla temsil etmiş.
Peki Bakanlık bu yöneticiye ne söylüyor?

"Senin hangi konuda gelişime ihtiyaç duyduğunu ayrıca değerlendirmiyorum; ancak planlanan bu uzun eğitim programını tamamlamazsan yeniden yönetici olarak görevlendirilemezsin."
İşte tartışmanın başladığı nokta da burasıdır.

Programın içeriğine bakıldığında yaklaşık yüz farklı konu başlığı, çok sayıda eğitim görevlisi ve bin saati aşan bir eğitim süresi görülmektedir. Eğitimler hafta sonlarını da kapsayacak şekilde uzun bir döneme yayılmıştır. Üstelik program sonunda belirleyici unsur büyük ölçüde devam şartıdır.

Elbette yöneticilerin hizmet içi eğitim alması değerlidir. Ancak burada şu soru önem kazanmaktadır: Bin saati aşan bir eğitim süresi gerçekten öğrenme kalitesini artırır mı?

Eğitimde verimlilik yalnızca süreyle ölçülemez. Özellikle yoğun görev sorumluluğu taşıyan okul yöneticilerinin bu kadar uzun bir eğitim sürecinde tüm içerikleri aynı düzeyde içselleştirmesi kolay görünmemektedir. Eğitim, ihtiyaç hissedildiğinde ve öğrenmeye hazır olunan zamanda çok daha etkili sonuç verir.

Bir başka önemli husus da eğitimlerin niteliğidir. Eğitim görevlilerinin uzmanlık alanları ile verdikleri içerikler arasındaki uyumun titizlikle planlanması gerekir. Çünkü eğitimde kaliteyi belirleyen yalnızca içerik değil, içeriğin kim tarafından ve nasıl sunulduğudur.
Asıl üzerinde durulması gereken konu ise farklıdır.

Bugün görevini başarıyla yürüten, okulu gelişim gösteren, denetimlerden olumlu sonuçlar alan, öğretmenleri ve velileri tarafından takdir edilen bir okul müdürü ile yöneticilik becerilerinde eksiklik yaşayan başka bir müdür aynı eğitim programına tabi tutulmaktadır.

Oysa çağdaş insan kaynakları yönetimi anlayışı farklı bir yaklaşım önerir:

Önce performans değerlendirilir; sonra ihtiyaçlar belirlenir; sonra gelişime açık alanlar tespit edilir. Ardından kişiye özel gelişim planı hazırlanır.

Bir yöneticinin iletişim becerileri güçlüdür ancak mevzuat bilgisi desteğe ihtiyaç duyabilir. Bir başkası stratejik planlama konusunda gelişim göstermelidir. Bir diğerinin liderlik veya ekip yönetimi becerileri desteklenebilir.

Bilimsel olan yaklaşım, herkese aynı eğitimi vermek değil; herkese ihtiyacı olan eğitimi vermektir.

Belki de burada uygulanabilecek model, yöneticiler için ön değerlendirme ve ihtiyaç analizi yapılmasıdır. Böylece bazı yöneticiler belirli modüllerden muaf tutulabilir, bazıları ise ihtiyaç duydukları alanlarda daha yoğun eğitim alabilir. Bu yaklaşım hem zamanın daha verimli kullanılmasını hem de eğitimin amacına daha fazla hizmet etmesini sağlayacaktır.

Başarılı bir okul müdürüne de, yetersiz bulunan bir okul müdürüne de aynı içerikte ve aynı sürede eğitim zorunluluğu getirilmesi doğal olarak şu soruyu gündeme taşımaktadır:

Performans hiç dikkate alınmayacaksa yıllardır ortaya konulan emeklerin, elde edilen başarıların ve kurumsal katkıların karşılığı nedir?

Eğitim sistemlerinde motivasyon son derece önemlidir. Başarı gösteren çalışanların emeklerinin görünür olmadığı, performans farklılıklarının dikkate alınmadığı ortamlarda zamanla motivasyon kaybı yaşanması kaçınılmazdır.

Elbette Bakanlık okul yöneticiliğine aday olacak kişileri eğitime tabi tutabilir, sınav yapabilir ve sertifikalandırabilir. Bu son derece doğal ve gerekli bir uygulamadır.

Ancak yıllardır bu görevi başarıyla sürdüren ve performansları somut kriterlerle değerlendirilebilecek yöneticilere hiçbir ön değerlendirme yapılmadan aynı içerikte, aynı sürede ve aynı zorunlulukta eğitim uygulanması yeniden düşünülmesi gereken bir konudur.

Belki de yapılması gereken; herkesi aynı eğitim koridoruna yönlendirmek yerine önce yöneticilerin güçlü ve gelişime açık yönlerini belirlemek, ardından ihtiyaç duyulan alanlarda hedefe yönelik eğitimler planlamaktır.

Çünkü eğitimde asıl amaç süreyi artırmak değil, niteliği yükseltmektir.

Ve unutulmamalıdır ki; Her yöneticiye aynı elbise olmaz. 


Şemsi ŞAHSİ
Eğitimci

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.