KENDİNİ (Ş)AŞMAK

Kültür 09.04.2026 - 21:28, Güncelleme: 09.04.2026 - 21:28 9518+ kez okundu.
 

KENDİNİ (Ş)AŞMAK

Modern kişisel gelişim söylemlerine eleştirel bir bakış
Görünmeyen Baskı Bugün insan, kendini geliştirmek adına kendinden uzaklaşıyor. Zihnimiz, her gün modernlik adı altında parıltılı sloganlar ve içi boşaltılmış kavramlarla kuşatılıyor. “İstersen her şeyi yapabilirsin!”, “Sınırlarını kaldır!” ve “Sen özelsin!” gibi telkinler; insanı sürekli daha fazlasını zorlamaya, yetinmemeye ve kendi hakikatinden uzak hedeflerin peşinde koşmaya itiyor. Ulaşılamayanı hedef gösteren bu komutlarla yola çıkan pek çok insan, yapamadığı noktada kapasitesini değil; doğrudan kendi değerini sorgulayan bir iç dünyaya sürükleniyor. Bu süreç, çoğu zaman yetersizlik duygusu ve tükenmişlikle sonuçlanıyor. Modern Telkinlerin Tuzakları Bu söylemler, bireyi farkına varmadan bir beklenti baskısının içine çekerken; derin bir çaresizlik duygusu da üretmektedir. Günümüzde kişisel gelişim söylemlerinin en yaygın ve yanıltıcı telkinlerinden biri hiç şüphesiz: “Kendini aş!” çağrısıdır. İlk bakışta bir gelişim daveti gibi görünen bu söylem, gerçekte insanı fıtratıyla çatıştıran ve onu ulaşılmaz bir mükemmeliyet arayışı içinde tüketen bir illüzyondur. Bugün yaygınlaşan “kendini aşma” fikri; insanın kendi biyolojik ve ruhsal sınırlarına karşı giriştiği beyhude bir isyanın adıdır. Tarihsel Kırılma ve Yanılsama Avrupa’da, kilisenin insan fıtratını baskılayan yaklaşımına tepki olarak doğan bazı düşünce akımları, zamanla sarkacı diğer uca savurdu. Ve insan, “kendi kaderinin mutlak hâkimi” olarak konumlandırıldı. Bu kırılmanın günümüzdeki yansıması özellikle modern kişisel gelişim söylemlerinde görülmektedir. Sınır tanımamayı erdem sayan, toplumsal değerleri yük gibi sunan ve kontrolsüz arzuları özgürlük sanan bu yaklaşım; kendi nefsine bile hükmedemeyen insanı, taşıyamayacağı bir iddianın altına sokmaktadır. Bu iddia, insanı özgürleştirmek yerine bir performans öznesine dönüştürür. Onu, kendisiyle ve çevresiyle bitmeyen bir çatışmaya sürükler. Gerçek Gelişim Nedir? “İki günü eşit olan zarardadır” düsturunu ilke edinen ve insan fıtratını merkeze alan anlayış ise bambaşka bir yol önerir. Bu yol, her insanı kendi mizacına uygun, daha derin ve sahici bir hayat yolculuğuna davet eder. “Kendini aşmanın yolu, kendini tanımaktan geçer.” İnsan, iç dünyasına yöneldikçe şunu fark eder: Aşılması gereken, dış dünyanın sınırları değil; kendi içindeki benlik iddiası ve kibirdir. Mesele, başkalarından üstün olmak değildir. Mesele, insanın kendi özüne doğru yol alabilmesidir. İnsanın Hakikati “Düz yaşayacağız, dik duracağız, doğru gideceğiz. Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok.” Kendini tanımayan, zaaflarını ve acziyetini fark etmeyen birinin “kendini aşma” iddiası; temelsiz bir bina kurmaya benzer. Medeniyetimiz; insanın fıtratına yerleştirilmiş akıl, iştah, haz ve öfke gibi duyguları yok etmeyi hedeflemez. Aynı şekilde onları başıboş bırakmayı da doğru bulmaz. Asıl mesele; bu duyguları bastırmak değil, dengelemektir. Yerli yerinde kullanabilmektir. Bu denge, insanı bir “üstinsan” yapmaz. Onu, kemale ermiş bir kul olmaya davet eder. Bir Engel mi, Emniyet mi? Olgun insan, sınırlarını bir hapishane olarak değil; kendisini ve diğer varlıkları koruyan bir emniyet alanı olarak görür. Kendi gölgesine bile tam anlamıyla hükmedemediğini fark ettiğinde ulaştığı o derin acziyet; onun için bir eksiklik değil, Sonsuz Kudret’e yönelmenin en büyük izzeti olur. Hakiki Hürriyet Neticede hakiki hürriyet; modernliğin dayattığı o ağır “mükemmel olma” yükünü omuzlarımızdan indirip, yaratılışın vakur sükûnetine teslim olabilmektir. Samimiyet ve merhamet gibi değerler, fıtratın ayrılmaz parçalarıdır. Bu değerlere tutunmak, bizi bitmek bilmeyen iç çatışmadan kurtaracak yegâne yoldur. Asıl mesele “kendini aşmak” değil; kendini tanımak, sınırlarını idrak etmek ve fıtratınla barışarak “kendin” olarak kalabilmektir. Sevgi ve selamlarımla…   Remzi SEKBAN
Modern kişisel gelişim söylemlerine eleştirel bir bakış

Görünmeyen Baskı

Bugün insan, kendini geliştirmek adına kendinden uzaklaşıyor.

Zihnimiz, her gün modernlik adı altında parıltılı sloganlar ve içi boşaltılmış kavramlarla kuşatılıyor.
“İstersen her şeyi yapabilirsin!”, “Sınırlarını kaldır!” ve “Sen özelsin!” gibi telkinler; insanı sürekli daha fazlasını zorlamaya, yetinmemeye ve kendi hakikatinden uzak hedeflerin peşinde koşmaya itiyor.

Ulaşılamayanı hedef gösteren bu komutlarla yola çıkan pek çok insan, yapamadığı noktada kapasitesini değil; doğrudan kendi değerini sorgulayan bir iç dünyaya sürükleniyor.
Bu süreç, çoğu zaman yetersizlik duygusu ve tükenmişlikle sonuçlanıyor.

Modern Telkinlerin Tuzakları

Bu söylemler, bireyi farkına varmadan bir beklenti baskısının içine çekerken; derin bir çaresizlik duygusu da üretmektedir.

Günümüzde kişisel gelişim söylemlerinin en yaygın ve yanıltıcı telkinlerinden biri hiç şüphesiz:
“Kendini aş!” çağrısıdır.

İlk bakışta bir gelişim daveti gibi görünen bu söylem, gerçekte insanı fıtratıyla çatıştıran ve onu ulaşılmaz bir mükemmeliyet arayışı içinde tüketen bir illüzyondur.

Bugün yaygınlaşan “kendini aşma” fikri; insanın kendi biyolojik ve ruhsal sınırlarına karşı giriştiği beyhude bir isyanın adıdır.

Tarihsel Kırılma ve Yanılsama

Avrupa’da, kilisenin insan fıtratını baskılayan yaklaşımına tepki olarak doğan bazı düşünce akımları, zamanla sarkacı diğer uca savurdu.
Ve insan, “kendi kaderinin mutlak hâkimi” olarak konumlandırıldı.

Bu kırılmanın günümüzdeki yansıması özellikle modern kişisel gelişim söylemlerinde görülmektedir.

Sınır tanımamayı erdem sayan, toplumsal değerleri yük gibi sunan ve kontrolsüz arzuları özgürlük sanan bu yaklaşım;
kendi nefsine bile hükmedemeyen insanı, taşıyamayacağı bir iddianın altına sokmaktadır.

Bu iddia, insanı özgürleştirmek yerine bir performans öznesine dönüştürür.
Onu, kendisiyle ve çevresiyle bitmeyen bir çatışmaya sürükler.

Gerçek Gelişim Nedir?

“İki günü eşit olan zarardadır” düsturunu ilke edinen ve insan fıtratını merkeze alan anlayış ise bambaşka bir yol önerir.

Bu yol, her insanı kendi mizacına uygun, daha derin ve sahici bir hayat yolculuğuna davet eder.

“Kendini aşmanın yolu, kendini tanımaktan geçer.”

İnsan, iç dünyasına yöneldikçe şunu fark eder:
Aşılması gereken, dış dünyanın sınırları değil; kendi içindeki benlik iddiası ve kibirdir.

Mesele, başkalarından üstün olmak değildir.
Mesele, insanın kendi özüne doğru yol alabilmesidir.

İnsanın Hakikati

“Düz yaşayacağız, dik duracağız, doğru gideceğiz. Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz bir dünya için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok.”

Kendini tanımayan, zaaflarını ve acziyetini fark etmeyen birinin “kendini aşma” iddiası; temelsiz bir bina kurmaya benzer.

Medeniyetimiz; insanın fıtratına yerleştirilmiş akıl, iştah, haz ve öfke gibi duyguları yok etmeyi hedeflemez.
Aynı şekilde onları başıboş bırakmayı da doğru bulmaz.

Asıl mesele; bu duyguları bastırmak değil, dengelemektir.
Yerli yerinde kullanabilmektir.

Bu denge, insanı bir “üstinsan” yapmaz.
Onu, kemale ermiş bir kul olmaya davet eder.

Bir Engel mi, Emniyet mi?

Olgun insan, sınırlarını bir hapishane olarak değil;
kendisini ve diğer varlıkları koruyan bir emniyet alanı olarak görür.

Kendi gölgesine bile tam anlamıyla hükmedemediğini fark ettiğinde ulaştığı o derin acziyet;
onun için bir eksiklik değil, Sonsuz Kudret’e yönelmenin en büyük izzeti olur.

Hakiki Hürriyet

Neticede hakiki hürriyet;
modernliğin dayattığı o ağır “mükemmel olma” yükünü omuzlarımızdan indirip,
yaratılışın vakur sükûnetine teslim olabilmektir.

Samimiyet ve merhamet gibi değerler, fıtratın ayrılmaz parçalarıdır.
Bu değerlere tutunmak, bizi bitmek bilmeyen iç çatışmadan kurtaracak yegâne yoldur.

Asıl mesele “kendini aşmak” değil;
kendini tanımak, sınırlarını idrak etmek ve fıtratınla barışarak
“kendin” olarak kalabilmektir.

Sevgi ve selamlarımla…

 

Remzi SEKBAN

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Hakkı
(10.04.2026 12:28 - #22234)
İnsanların emeğini sömüren, motivasyonunu kıran, tükenmişliğe ve öğrenilmiş çaresizliğe sürükleyen, psikolojisini bozan, eğitimi vs. birçok şeyi önemsizleştiren, toplumun huzurunu ahlakını bozan, insanı aileyi toplumu ve devleti bozan yıkan her şeyin başında TORPİL gelir. Torpil bir toplumun hayatına yerleşmişse o toplumdan kimseye ve hiç bir şeye hayır gelmez.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.