Mahalleden Mafyaya,

Kültür 25.11.2025 - 22:46, Güncelleme: 25.11.2025 - 22:46 16225+ kez okundu.
 

Mahalleden Mafyaya,

“Perihan Abla”da, “Çiçek Taksi”de, “Süper Baba”da hep aynı şey vardı: Mahalle. Kapısı açık evler, sokakta top koşturan çocuklar, akşamüstü kapı önü muhabbetleri, “Bir tabak börek gönderiver” komşuluğu…
Çocukluğumun cumartesi akşamları bir ritüeldi. Annem çayın altını kısar, babam koltuğa yerleşir, biz çocuklar yerlere serilirdik. TRT’de jenerik müziği başlar başlamaz “Bizimkiler” evin içine dolardı. Kapıcı Cafer’in “Aman efendim”i, Yeter Ana’nın dedikodusu, Sabri Bey’in homurtusu, Ali’nin “Baba” seslenişi… Silah yoktu, mafya yoktu, uyuşturucu lafı bile edilmezdi. En büyük olay Ergun’un yeni icadı olurdu . En büyük ceza mahalleye rezil olmaktı. Şimdi rezil olmak diye bir kavram bile kalmadı. “Perihan Abla”da, “Çiçek Taksi”de, “Süper Baba”da hep aynı şey vardı: Mahalle. Kapısı açık evler, sokakta top koşturan çocuklar, akşamüstü kapı önü muhabbetleri, “Bir tabak börek gönderiver” komşuluğu…  İzlerken içimiz ısınır, “Biz de böyleyiz” derdik. Şimdi televizyonu açıyorum, aynı saatte üç kanalda aynı anda silahlar patlatıyor. On beş dakikada altı kişi ölüyor; üçü kafasından, ikisi göğsünden, biri yavaş çekimde merdivenlerden yuvarlanarak. Patlayan arabalar, yanan depolar, kan gölü… İntikam, ihanet, torba torba para, gece kulüpleri, karanlık hesaplaşmalar. Mafya babaları, tetikçiler, uyuşturucu baronları. Bir de bunların arasında aşk hikâyeleri: Bir gecede düşman ailelerin çocukları birbirine âşık oluyor, ertesi gün aynı adam hem rakibini vuruyor hem de “Seni çok seviyorum” diye ağlıyor.  Kız, babasının katilini seviyor; oğlan, kardeşinin intikamını alacağı kadına sarılıyor.  Aşk, silahın namlusu soğurken yaşanıyor.  Çarpık, hastalıklı, imkânsız ilişkiler… Ve bu aşklara “tutku” diyorlar. Çocuklar da bunu görüyor: “Gerçek aşk böyle olur, kanla, silahla, yasakla olur.” Peki bütün bu cinayetler, bu uyuşturucu sevkiyatları İstanbul’un göbeğinde, Ankara’nın ortasında oluyor da nerede devlet? Nerede polis, jandarma, savcı, mahkeme? Yok. Nadiren bir “emniyet müdürü” çıkar, o da ya rüşvetçidir ya mafyanın eski sevgilisi. Sanki bu ülkede sınır yok, kolluk yok, kanun yok. Sadece kendi adaletini kendi kuran “aileler” var. Güçlüysen haklısın, silahın varsa yaşarsın, âşık olursan da yine silahınla seversin. Bu diziler çocuklara ne öğretiyor? “Adaleti devletten bekleme, silahın varsa al. Aşkı da silahla yaşa. Polis ya yoktur ya işe yaramaz.” Küçük çocuk babasını ekranda üç kişiyi öldürürken, sonra aynı adamın düşmanının kızıyla öpüşürken görüyor. Ertesi sabah “Oğlum çay koy” diyor, hiçbir şey olmuyor. Çocuk ne öğreniyor? “Babam hem güçlü, hem âşık, hem haklı.” Yarın birine âşık olduğunda ya da kızdığında aklına ilk gelen “babam gibi yapayım” oluyor. Niye böyle oldu? Çünkü mahalle gerçekten kayboldu. Apartmanlar yükseldi, kapılar üç kilitli oldu, komşuluk “Merhaba”dan ibaret kaldı. Güven azaldı, yalnızlık çoğaldı. Birlikte yaşama duygusunu kaybettik, yerine hayatta kalma mücadelesi ve çarpık tutkular geldi. Televizyon da bu boşluğu dolduruyor: Mahalle gitti, yerine kanlı mafya ve kanlı aşklar geldi. Suçlu sadece yapımcılar mı? Hayır. En büyük suçlu biziz. İzliyoruz çünkü. Kan görmek, intikam almak, imkânsız aşka ağlamak bir anlığına içimizi rahatlatıyor belki. Oysa bir “Bizimkiler” bölümü açsam hâlâ içimde o eski mahalle kokusu canlanır. Kapıcı Cafer’in saygısı, Yeter Ana’nın lafı, Sabri Bey’in gazete şıkırtısı… Basit şeylerdi ama insana “iyi ki komşum var” dedirtirdi. Şimdi en yakın komşumuzun adını bile bilmiyoruz. Aynı apartmanda cenaze oluyor komşuların birbirinden haberi olmuyor. Bir gün biri çıkıp “Yeter!” diyecek mi? “Bu topraklarda devlet var, polis var, kanun var. Aşk; mahallede, komşu kızı ile göz göze gelmekle başlar, silahla değil.” Göz göze gelmek ne güzeldi… Hâlâ hatırlayan var mı? Ben hâlâ göz göze gelebiliyorum. Bir bakışla anlatabiliyorum her şeyi, tek kelime etmeden. Ama bu dizilerle, silahla, kanla büyüyen nesil anlamaz bunu artık. Bir gün cesur bir yapımcı, cesur bir kanal çıkacak: Silahsız, kansız, sadece “insan” olan diziler çekecek. Tertemiz aşklar anlatacak; kalbin çarpıntısını, utangaç gülüşleri, helal dairesindeki o masum heyecanı… O gün gelene kadar her akşam ekranda ceset yığını, çarpık ilişkiler, sapkın aşk hikâyeleri izlemeye devam edeceğiz. Sokakta güven azalacak, gerçek sevgi unutulacak. Biz izledikçe onlar çekmeye, Onlar çekmeye devam ettikçe toplum bu hale gelmeye devam edecek. Oyüzden: İzlemeyin artık bunları. Kapatın televizyonu, açın hayatı. Gerçek aşk hâlâ sokaklarda, bir selamda, bir bakışta , bir tebessümde bekliyor.   Mustafa Barış ÖZTÜRK
“Perihan Abla”da, “Çiçek Taksi”de, “Süper Baba”da hep aynı şey vardı: Mahalle. Kapısı açık evler, sokakta top koşturan çocuklar, akşamüstü kapı önü muhabbetleri, “Bir tabak börek gönderiver” komşuluğu…

Çocukluğumun cumartesi akşamları bir ritüeldi. Annem çayın altını kısar, babam koltuğa yerleşir, biz çocuklar yerlere serilirdik.

TRT’de jenerik müziği başlar başlamaz “Bizimkiler” evin içine dolardı. Kapıcı Cafer’in “Aman efendim”i, Yeter Ana’nın dedikodusu, Sabri Bey’in homurtusu, Ali’nin “Baba” seslenişi… Silah yoktu, mafya yoktu, uyuşturucu lafı bile edilmezdi. En büyük olay Ergun’un yeni icadı olurdu .
En büyük ceza mahalleye rezil olmaktı. Şimdi rezil olmak diye bir kavram bile kalmadı.

“Perihan Abla”da, “Çiçek Taksi”de, “Süper Baba”da hep aynı şey vardı: Mahalle. Kapısı açık evler, sokakta top koşturan çocuklar, akşamüstü kapı önü muhabbetleri, “Bir tabak börek gönderiver” komşuluğu… 

İzlerken içimiz ısınır, “Biz de böyleyiz” derdik.

Şimdi televizyonu açıyorum, aynı saatte üç kanalda aynı anda silahlar patlatıyor. On beş dakikada altı kişi ölüyor; üçü kafasından, ikisi göğsünden, biri yavaş çekimde merdivenlerden yuvarlanarak. Patlayan arabalar, yanan depolar, kan gölü…

İntikam, ihanet, torba torba para, gece kulüpleri, karanlık hesaplaşmalar. Mafya babaları, tetikçiler, uyuşturucu baronları. Bir de bunların arasında aşk hikâyeleri: Bir gecede düşman ailelerin çocukları birbirine âşık oluyor, ertesi gün aynı adam hem rakibini vuruyor hem de
“Seni çok seviyorum” diye ağlıyor. 

Kız, babasının katilini seviyor; oğlan, kardeşinin intikamını alacağı kadına sarılıyor. 
Aşk, silahın namlusu soğurken yaşanıyor.  Çarpık, hastalıklı, imkânsız ilişkiler… Ve bu aşklara “tutku” diyorlar. Çocuklar da bunu görüyor: “Gerçek aşk böyle olur, kanla, silahla, yasakla olur.”

Peki bütün bu cinayetler, bu uyuşturucu sevkiyatları İstanbul’un göbeğinde, Ankara’nın ortasında oluyor da nerede devlet? Nerede polis, jandarma, savcı, mahkeme? Yok. Nadiren bir “emniyet müdürü” çıkar, o da ya rüşvetçidir ya mafyanın eski sevgilisi. Sanki bu ülkede sınır yok, kolluk yok, kanun yok. Sadece kendi adaletini kendi kuran “aileler” var. Güçlüysen haklısın, silahın varsa yaşarsın, âşık olursan da yine silahınla seversin.

Bu diziler çocuklara ne öğretiyor?

“Adaleti devletten bekleme, silahın varsa al. Aşkı da silahla yaşa. Polis ya yoktur ya işe yaramaz.”

Küçük çocuk babasını ekranda üç kişiyi öldürürken, sonra aynı adamın düşmanının kızıyla öpüşürken görüyor. Ertesi sabah “Oğlum çay koy” diyor, hiçbir şey olmuyor. Çocuk ne öğreniyor? “Babam hem güçlü, hem âşık, hem haklı.” Yarın birine âşık olduğunda ya da kızdığında aklına ilk gelen “babam gibi yapayım” oluyor.


Niye böyle oldu?

Çünkü mahalle gerçekten kayboldu. Apartmanlar yükseldi, kapılar üç kilitli oldu, komşuluk “Merhaba”dan ibaret kaldı. Güven azaldı, yalnızlık çoğaldı. Birlikte yaşama duygusunu kaybettik, yerine hayatta kalma mücadelesi ve çarpık tutkular geldi. Televizyon da bu boşluğu dolduruyor: Mahalle gitti, yerine kanlı mafya ve kanlı aşklar geldi.

Suçlu sadece yapımcılar mı? Hayır. En büyük suçlu biziz. İzliyoruz çünkü. Kan görmek, intikam almak, imkânsız aşka ağlamak bir anlığına içimizi rahatlatıyor belki.
Oysa bir “Bizimkiler” bölümü açsam hâlâ içimde o eski mahalle kokusu canlanır. Kapıcı Cafer’in saygısı, Yeter Ana’nın lafı, Sabri Bey’in gazete şıkırtısı… Basit şeylerdi ama insana “iyi ki komşum var” dedirtirdi. Şimdi en yakın komşumuzun adını bile bilmiyoruz. Aynı apartmanda cenaze oluyor komşuların birbirinden haberi olmuyor.


Bir gün biri çıkıp “Yeter!” diyecek mi?

“Bu topraklarda devlet var, polis var, kanun var.

Aşk; mahallede, komşu kızı ile göz göze gelmekle başlar, silahla değil.”

Göz göze gelmek ne güzeldi… Hâlâ hatırlayan var mı?

Ben hâlâ göz göze gelebiliyorum.

Bir bakışla anlatabiliyorum her şeyi, tek kelime etmeden.

Ama bu dizilerle, silahla, kanla büyüyen nesil anlamaz bunu artık.

Bir gün cesur bir yapımcı, cesur bir kanal çıkacak:

Silahsız, kansız, sadece “insan” olan diziler çekecek.

Tertemiz aşklar anlatacak; kalbin çarpıntısını, utangaç gülüşleri, helal dairesindeki o masum heyecanı…

O gün gelene kadar her akşam ekranda ceset yığını, çarpık ilişkiler, sapkın aşk hikâyeleri
izlemeye devam edeceğiz.

Sokakta güven azalacak, gerçek sevgi unutulacak.

Biz izledikçe onlar çekmeye,

Onlar çekmeye devam ettikçe toplum bu hale gelmeye devam edecek.

Oyüzden:

İzlemeyin artık bunları.

Kapatın televizyonu, açın hayatı.

Gerçek aşk hâlâ sokaklarda, bir selamda, bir bakışta , bir tebessümde bekliyor.

 

Mustafa Barış ÖZTÜRK

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (1 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Huseyin
(26.11.2025 11:00 - #20692)
Yazının ilk çeyreğini okudum anladım ne anlatmak istediğini.Sadece televizyonmu internet peki?Bence en çok internet.Burada hükümetin çok suçu var.Sorsan çağı yakalama adına interneti soktu eğitimsiz cahil insanların evine.Çok hızlı gidildi interneti her eve cebe sokarak.Şuradan bir elektronik eşya alsan kullanma klavuzu diye bişey var.İnternetin kullanma klavuzu yok o zaman eğitimle bunu insanlara verecektin.Şimdi iş çığrından çıktı ayıkla pirincin taşınıda ayıklanamayacak halde.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.