Masa Başından Değil, Sahadan Gelen Ses!
Masa Başından Değil, Sahadan Gelen Ses!
ÇAYKUR’da Devrim Şart: Masa Başından Değil, Sahadan Gelen Ses!
Geçtiğimiz günlerde Karadeniz’in, Rize’nin gür ve samimi sesi, iş insanı ve felsefeci Muhittin Bayrak’ın açıklamalarını dinlerken, uzun süredir bölgede kulak arkası edilen pek çok gerçeğin nihayet cesaretle masaya yatırıldığını hissettim. Katıldığı "Rize Masası" programında ve sosyal medya mecralarında çay sektörünün kanayan yaralarına vurduğu neşter, bu kez sadece bir eleştiri değil; adeta ezber bozan, vizyoner bir 10 maddelik kurtuluş reçetesine dönüşmüş durumda.
Bayrak’ın şu sözü aslında tüm meselenin özeti gibi:
"Çay bu halkın yaşam felsefesidir, liyakatsizliğe kurban edilemez!"
Gerçekten de öyle. Çay, bu coğrafya için sadece topraktan koparılan yeşil bir yaprak ya da ticari bir meta değildir; alın teridir, kültürdür, gelecektir. Ancak gelin görün ki, bugün koskoca ÇAYKUR hantal yapılar ve liyakatten uzak kadroların elinde adeta nefessiz bırakılıyor. Siyasi torpillerle atanan fabrika müdürleri dönemi bitmediği, işin ehli başa gelmediği sürece çaydaki bu kaosun bitmeyeceğini görmek için dahi olmaya gerek yok. Muhittin Bayrak da tam olarak bu sömürü düzenine ve liyakatsizliğe savaş açarak halkın içinden radikal ve akılcı çözümler sunuyor.
Peki ne diyor Bayrak bu tarihi manifestosunda? Gelin, hepimizi yakından ilgilendiren o somut önerilere birlikte bakalım:
1. Teknolojik Altyapı ve Lojistik Devrimi
Her izdiham döneminde çayların fabrikaların kapısında çürümesine, kalitenin düşmesine şahit oluyoruz. Çözüm basit ama vizyon istiyor: Tüm fabrikalara acilen "Ön Soldurma Üniteleri" ve modern "Soğutma Depoları" kurulmalı. Böylece ne üretici kapıda perişan olur ne de milli servetimiz heba edilir.
Daha da önemlisi, 21. yüzyılda hala insan gücünü ilkel şekilde sömürerek yükleme-boşaltma yapılması bu şehre yakışmıyor. Bayrak’ın "Vakumlu Kamyon Devrimi" teklifi bu yüzden çok kıymetli. ÇAYKUR kendi lojistik filosunu kurmalı ve bu araçlarda çalışacak işçileri taşeron değil, doğrudan kendi bünyesinde kadrolu olarak istihdam etmeli. Hem insani çalışma şartları hem de tıkır tıkır işleyen bir nakliye süreci... Çok mu zor? Kesinlikle hayır.
2. Kentleşme, Modernizasyon ve Üreticinin Korunması
Şehir merkezlerinde sıkışıp kalan, hem trafiği felç eden hem de fiziki olarak genişleyemeyen fabrikaların acilen şehir dışına taşınması gerekiyor. Ama bu sadece bir yer değiştirme olmamalı; taşınırken kapasiteler katlanmalı, otomasyon ve son teknoloji sistemlerle fabrikalar baştan aşağı modernize edilmelidir.
En can alıcı noktalardan biri de kontenjan ve kota belası. Üreticiyi özel sektörün kucağına iten bu uygulamalara artık bir son verilmeli. Üstelik ÇAYKUR, elinde kalan kuru çayı piyasayı manipüle eden fason şirketlere ucuza peşkeş çekmek yerine, o çayı var eden kendi öz üreticisine uygun şartlarda satmalı. Zenginlik dışarıya veya birkaç sermayedarın kasasına değil, doğrudan Rizelinin cebine girmeli!
3. Küresel Marka Vizyonu
Biz neden hala dünyada hak ettiğimiz yerde değiliz? Çünkü hantal satış politikalarıyla küresel marka olunmaz. ÇAYKUR’un dünyada bir numara olması için agresif, dinamik ve yoğun reklam içerikli yeni pazarlama stratejilerine ihtiyacı var. Vizyoner bir bakış açısıyla Rize çayı tüm dünyada bir dünya markası haline getirilebilir.
Netice olarak;
Muhittin Bayrak’ın da altını çizdiği gibi; kamyoncu esnafı artan mazot maliyetleri altında ezilirken, yükleme işçisi güvencesiz çalıştırılırken ve üreticinin emeği her yıl biraz daha budanırken fildişi kulelerinde oturma devri bitmiştir.
ÇAYKUR’u ayağa kaldıracak bütçe de, bu projeleri hayata geçirecek vizyon da var. Eksik olan tek şey, yönetenlerin fildişi kulelerinden inip halkın arasına karışmasıydı. "Halkın adamı" Muhittin Bayrak, sahada halkla birlikte bu reçeteyi yazarak ilk adımı attı.
Şimdi top, bu radikal seslere kulak tıkamak yerine elini taşın altına koyması gereken yetkililerde. Çünkü Rize çayını küresel zirveye taşımak, bu topraklara olan namus borcumuzdur.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
