RİZE ÇAYININ EN BÜYÜK RAKİBİ ARTIK İTHAL KAHVELER

Rize 22.07.2026 - 22:04, Güncelleme: 22.07.2026 - 22:11 501 kez okundu.
 

RİZE ÇAYININ EN BÜYÜK RAKİBİ ARTIK İTHAL KAHVELER

ÇOK ACI BİR GERÇEK ki, TÜRK ÇAYININ EN BÜYÜK RAKİBİ ARTIK İTHAL KAHVE ler. Bugün bir ulusal bir televizyon kanalında yayınlanan bir programı izleme fırsatı buldum.
Programda açıklanan veriler, Türk çay sektörü adına üzerinde ciddiyetle durulması gereken önemli gerçekleri ortaya koyuyordu. Açıklanan rakamlara göre Türkiye'de kişi başına yıllık kahve tüketimi yaklaşık 2,5 kilogram, çay tüketimi ise 3,5 kilogram seviyesinde.  Daha da dikkat çekici olan ise son birkaç yılda kahve tüketiminin yaklaşık altı kat artmış olmasıdır.  Eğer bu eğilim aynı hızla devam ederse, üç ila beş yıl içerisinde sıcak içecekler grubunda kahve tüketiminin çayı geride bırakması hiç de uzak bir ihtimal değildir. Bu tablo, yüzde yüz yerli üretim olan; üreticisi, işçisi, sanayicisi ve ekonomisi tamamen bu ülkeye ait olan Türk çayı adına düşündürücüdür.  Çünkü karşısındaki ürünün hammaddesi 100%100 ithal edilmekte olan kahve.  Yerli bir değerin, ithal bir ürün karşısında böylesine devasa bir pazar kaybetmesi hepimizi derinden üzmelidir. Ekranlarda yetkili sorumlu kimliği adı altında yüzeysel ve tribünelere oynar gibi günü kurtaran açıklamalarla vakit kaybetme lüksümüz yoktur.  "Sektörün temsilcisiyiz" demek ya da farklı platformlarda Türk çayını anlatmak tek başına yeterli değildir.  Asıl yapılması gereken, Türk çay sektörünü tüm paydaşlarıyla aynı masa etrafında buluşturarak bu verileri masaya yatırmaktır. Kendimize şu soruları cesaretle sormalıyız: - Genç nesillere Türk çayını yeniden nasıl sevdirebiliriz? - 50 yaş altındaki tüketiciyi çayla yeniden nasıl buluşturabiliriz? - Değişen tüketim alışkanlıklarına uygun yeni ürünleri ve pazarlama stratejilerini nasıl geliştirebiliriz? - Çayın marka değerini hem ülkemizde hem de dünyada nasıl yükseltebiliriz? Bu soruların cevabı bilimsel çalışmalarla, doğru pazarlama stratejileriyle ve ortak akılla aranmalıdır. Yıllarca ticaretin içinde bulunmuş bir kardeşiniz olarak şunu açıkça ifade ediyorum: Pazarınızı kaybettiğiniz gün, ürettiğiniz ürün altın bile olsa depolarınızda stok olarak kalır.  Ticaretin en acı gerçeği budur. Bu nedenle tüketicinin sesini iyi dinlemek, değişen alışkanlıklara ayak uydurmak ve teknolojiyi doğru kullanmak zorundayız.  Sürdürülebilir çay tarımı, güçlü bir çay sanayisi, yenilikçi ve kaliteli ürünler ve etkili tanıtım politikalarıyla Türk çayını yeniden hak ettiği noktaya taşımak elimizdedir. Çünkü mesele yalnızca çay üretmek değildir; ürettiğimiz çayın geleceğini de koruyabilmektir. Emin Kanbur
ÇOK ACI BİR GERÇEK ki, TÜRK ÇAYININ EN BÜYÜK RAKİBİ ARTIK İTHAL KAHVE ler. Bugün bir ulusal bir televizyon kanalında yayınlanan bir programı izleme fırsatı buldum.

Programda açıklanan veriler, Türk çay sektörü adına üzerinde ciddiyetle durulması gereken önemli gerçekleri ortaya koyuyordu.

Açıklanan rakamlara göre Türkiye'de kişi başına yıllık kahve tüketimi yaklaşık 2,5 kilogram, çay tüketimi ise 3,5 kilogram seviyesinde. 

Daha da dikkat çekici olan ise son birkaç yılda kahve tüketiminin yaklaşık altı kat artmış olmasıdır. 

Eğer bu eğilim aynı hızla devam ederse, üç ila beş yıl içerisinde sıcak içecekler grubunda kahve tüketiminin çayı geride bırakması hiç de uzak bir ihtimal değildir.

Bu tablo, yüzde yüz yerli üretim olan; üreticisi, işçisi, sanayicisi ve ekonomisi tamamen bu ülkeye ait olan Türk çayı adına düşündürücüdür. 

Çünkü karşısındaki ürünün hammaddesi 100%100 ithal edilmekte olan kahve. 

Yerli bir değerin, ithal bir ürün karşısında böylesine devasa bir pazar kaybetmesi hepimizi derinden üzmelidir.

Ekranlarda yetkili sorumlu kimliği adı altında yüzeysel ve tribünelere oynar gibi günü kurtaran açıklamalarla vakit kaybetme lüksümüz yoktur. 
"Sektörün temsilcisiyiz" demek ya da farklı platformlarda Türk çayını anlatmak tek başına yeterli değildir. 

Asıl yapılması gereken, Türk çay sektörünü tüm paydaşlarıyla aynı masa etrafında buluşturarak bu verileri masaya yatırmaktır.

Kendimize şu soruları cesaretle sormalıyız:

- Genç nesillere Türk çayını yeniden nasıl sevdirebiliriz?
- 50 yaş altındaki tüketiciyi çayla yeniden nasıl buluşturabiliriz?
- Değişen tüketim alışkanlıklarına uygun yeni ürünleri ve pazarlama stratejilerini nasıl geliştirebiliriz?
- Çayın marka değerini hem ülkemizde hem de dünyada nasıl yükseltebiliriz?
Bu soruların cevabı bilimsel çalışmalarla, doğru pazarlama stratejileriyle ve ortak akılla aranmalıdır.
Yıllarca ticaretin içinde bulunmuş bir kardeşiniz olarak şunu açıkça ifade ediyorum: Pazarınızı kaybettiğiniz gün, ürettiğiniz ürün altın bile olsa depolarınızda stok olarak kalır. 

Ticaretin en acı gerçeği budur.

Bu nedenle tüketicinin sesini iyi dinlemek, değişen alışkanlıklara ayak uydurmak ve teknolojiyi doğru kullanmak zorundayız. 

Sürdürülebilir çay tarımı, güçlü bir çay sanayisi, yenilikçi ve kaliteli ürünler ve etkili tanıtım politikalarıyla Türk çayını yeniden hak ettiği noktaya taşımak elimizdedir.

Çünkü mesele yalnızca çay üretmek değildir; ürettiğimiz çayın geleceğini de koruyabilmektir.

Emin Kanbur

Habere ifade bırak !
Habere Ek Video
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.