Rize'de Bir Dondurma Aldım, Ekonomi Dersi Çıktı
Rize'de Bir Dondurma Aldım, Ekonomi Dersi Çıktı
Rize’de mahallemizin Derya Bakkaliyesi’ne gidip alışveriş yapıp veresiye defterine yazdıran annenin de, ay sonunu getirmeye çalışan Mustafa dayının da ortak bir derdi var: GEÇİMMM…
Bir Dondurma Aldım, Ekonomi Dersi Çıktı
Geçim; sabah pazara çıkan Nurdan teyzemin filesi, esnaf Mehmet amcamın siftahı, emekli Elif Ecrin ablamın ay sonunu getirme mücadelesidir.
Televizyonu açıyorsunuz…
Dezenflasyon sürüyor.
Program başarıyla ilerliyor.
Ekonomi dengeleniyor.”
Bu cümleleri duydukça insan ister istemez etrafına bakıyor.
Acaba biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz?
Kasadaki fiş başka…vatandaşın cebi desen bambaşka şeyler söylüyor.
Somut bir örnek vereceğim.
Geçen hafta tatil için dört gün şehir dışındaydım ve gitmeden önce yaşadığım apartmanın altında bulunan üç harfli marketten altılı bademli dondurmayı 260 TL’den almıştım. Dört gün sonra döndüğümde ise yine aynı dondurmadan alıp kasaya yöneldim. Kasadaki genç kız bana 320 TL deyince…
Türkiye’ye döndüüğümü o an anladım. Dört günde ne değişti gerçekten çok merak ediyorum bunu bana birisi anlatabilir mi ?
Çünkü ben bu ekonomi bakanının konuşmasında hiçbir şey anlamıyorum.
Sonrasında hesapladım dört gün içinde %23 zam yapılmış.
Ama resmî rakamlara göre enflasyon düşüyor.
Peki, neden aynı maaşla geçen yıl aldığımızı bugün alamıyoruz?
Neden marketten dönen Betül teyzemin filesi her hafta biraz daha hafifliyor?
Neden çocukların istediği birçok şey, anne babaların “gelecek ay alırız” cümlesine sıkışıyor?
Bize sürekli dünyadaki krizlerden söz ediliyor.
Savaşlar…
Enerji fiyatları…
Jeopolitik gelişmeler…
Hiçbiri yabana atılacak meseleler değil.
Ama aynı dünyada yaşayan ülkeler de var.
Avrupa aynı küresel ekonominin içinde değil mi?
OECD ülkeleri aynı dalgalanmalardan etkilenmiyor mu?
Türk Cumhuriyetleri aynı coğrafyanın parçası değil mi?
Onlar enflasyonu tek hanelere indirirken biz neden hâlâ hayat pahalılığını konuşuyoruz?
Demek ki mesele sadece dışarıda değil.
Yıllarca bize büyük hedefler anlatıldı.
Dünyanın en büyük ekonomileri arasına gireceğimiz söylendi.
Bugün ise dünyanın en pahalı hayatlarından birini yaşayan ülkelerden biri hâline geldik.
İnsanlar artık TÜİK’in açıkladığı rakamlarla bakmıyor bile!
Çünkü evin bütçesini istatistikler değil, mutfak belirliyor.
Vatandaşın istediği; uzun ekonomik açıklamalar değil, ay sonunu rahat getirebilmektir.
Kimse cebindeki paranın her ay biraz daha erimesini kader olarak görmek istemiyor.
Ekonomi; ekranlarda anlatılan rakamlardan ibaret değildir.
Bugün hemen her bankanın önünde uzun kuyruklar görüyoruz. Geçen gün merak edip güvenlik görevlisine sordum:
“Hayırdır, bu kalabalık neden?”
Aldığım cevap düşündürücüydü:
“Emekli promosyonu için bekliyorlar.”
Birkaç bin lira fazla alabilmek için, yaşını başını almış insanlar banka banka dolaşıyor, saatlerce kuyrukta bekliyor.
Aslında o kuyrukta bekleyenler;biraz nefes alacak, mutfağına küçük de olsa katkı sağlayacak bir imkân arıyor.
İşte ekonominin gerçek fotoğrafı budur. Ne ekranlarda anlatılan grafikler ne de kürsülerden yapılan açıklamalar… Gerçek ekonomi, banka önündeki o emekli kuyruğunda, pazardaki boş filede ve market kasasında yazan toplam tutardadır.
Gençlerin geleceğe dair kurduğu hayallerdir.
Bir ülkenin ekonomisi, en doğru şekilde market kasasında ölçülür.
Çünkü marketin kasası yalan söylemez.
Orada ne siyasi görüş vardır ne de yorum…
Sadece vatandaşın alım gücü vardır.
Ve bugün o alım gücü, her geçen gün biraz daha eksiliyor.
M.Barış ÖZTÜRK
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
