RİZE'DEN BİR KEZ DAHA SESLENDİLER. TÜKENİYORUZ
RİZE'DEN BİR KEZ DAHA SESLENDİLER. TÜKENİYORUZ
Bu gün buraya emeği ve hakkı için gelen Birleşik Kamu-İş üyeleri, diğer sendikalardan ve Rize halkından sesimize destek olmak için gelen katılımcılar, değerli basın emekçileri ve güvenlik görevlileri hepinizi Konfederasyonumuz Birleşik Kamu iş adına saygıyla selamlıyorum.
HAKÇA VE HALKÇA BİR BÜTÇE İÇİN ÜRETİMDEN GELEN GÜCÜMÜZÜ KULLANIYORUZ!
Birleşik Kamu İş ve Eğitim İş Rize Şubesince Rize'de düzenlenen basın açıklamasında memurların sorunları bir kez daha dile getirildi.
Rize şUbe Başkanı Hamza KUTAY tarafından yapılan açıklamada;
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’na bağlı sendikalar olarak; iktidarın emekçiyi yoksullaştıran, sermayeyi koruyan ekonomi politikalarına karşı insanca yaşam, adil ücret ve hakça paylaşım talebiyle 19 Aralık’ta üretimden gelen gücümüzü kullanıyor, iş bırakıyoruz.
Bugün Türkiye’nin en büyük üçüncü kamu emekçileri konfederasyonu Birleşik Kamu-İş olarak işyerlerimizde değil meydanlardayız. Neden işyerlerimizde değil meydanlardayız? Adına Toplu Sözleşme dedikleri rezil tiyatroda emeğimizin hakkını gasp edenler, şimdi biz emekçilerin durumunu gözetmeden bütçe yaptıkları için tükeniyoruz.
Nasıl bir yoksulluk sarmalına atıldığımızı, göz göre göre nasıl nefes alamaz hale getirildiğimizi doğruca anlatabilmek için yakın geçmişe bir bakalım:
Halk olarak içine düştüğümüz ağır ekonomik krizin temelleri mevcut iktidar tarafından atıldı. Özelleştirme eliyle Cumhuriyet yadigarı olan fabrikalar, sadece arsalarının bedeli kadar düşük fiyatlara yandaşlara verildi. Ülkemiz üretmeden tüketen bir ülke haline getirildi. “Dolarla mı maaş alıyorsunuz, size ne dolardan” denirken ülkede toplu iğne almak için bile dolar kuru takip edilir hale geldi. Üstüne bir de “faiz sebep, enflasyon sonuç” gibi, kabul gören tüm ekonomi doktrinleriyle çelişen bir zihniyette yıllardır sürdürülen ısrar, ülkede yoksulun daha yoksul zenginin daha zengin olduğu, ekonominin orta direği denen orta sınıfın yok olduğu bu karanlık ekonomik iklimi getirdi.
Ülkede asgari ücret genel ücret haline getirildi, asgari ücret ve onun sadece biraz üstü maaş alanlar kayıtlı istihdamın yüzde 70’ine ulaştı. Yani ülkenin çalışan, üreten yurttaşları, en çok vergiyi verip asgari, yani en az ücreti alır hale geldi.
Bu yıl üçüncü büyük kamu emekçileri konfederasyonu olarak bizim de bulunduğumuz Toplu Sözleşme masasında ortadaki ağır tabloyla zerre uyuşmayan, adeta hakaret niteliğindeki zam tekliflerini ifşa etmiştik. Diğer konfederasyonlara “yapısı belli ve hükümetin noteri gibi çalışan hakem heyetine gidip bu hakaret zamlarını meşrulaştırmayın” demiştik. Sonuçta ne yazık ki dediğimiz gibi oldu. Herkesin durduğu yeri de, hakem heyetinin adına “zam” dediği o utanç rakamlarını da tarih yazdı. Eylemler yaptık, masadaki her rezilliği ifşa ettik. O masada verilmeyen ancak ufak kanun değişiklikleriyle kamu emekçisine sağlanabilecek birçok hak için raporlar hazırladık, Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilere bu çalışmalarımızı sunup “Sadece basit kanun değişiklikleriyle kamu emekçisinin içine düştüğü bu darboğazı biraz olsun rahatlatabilirsiniz” dedik.
Düzenli olarak, TÜİK’in hayal aleminden bildirdiği rakamların aksine çalışmalar yaparak açlık ve yoksulluk sınırının ulaştığı boyutu ortaya koyduk. Bu gerçekleri yetkililere duyurmaya çalıştık.
Bakın Konfederasyonumuzun Ar-Ge birimi KAMU-AR’a göre Kasım 2025 itibarıyla açlık sınırı 30 bin 327 lira, yoksulluk sınırı ise 93 bin 697 lira düzeyinde. Bu ne demek? Bu kamu emekçilerinin ezici bir çoğunluğunun yoksulluk sınırının çok çok altında yaşadığı ve alım gücünün günden güne erimesi nedeniyle açlık sınırına her gün biraz daha yaklaştığı görülüyor demek. Bu gelen daha da rezil ve sefil günlerin ayak sesleri demek. Birileri kendi yarattığı krizin faturasını utanmadan emekçilere ödetmeye çalışıyor demek.
Toplu sözleşme masasında memurun haline kulak vermediler, asgari ücretin belirleneceği masada işçi bile yok, şimdi de halktan alınan vergilerle oluşan bütçeyi, biz emekçileri, halkı görmezden gelerek şekillendiriyorlar. Bu pişkinliğe artık yeter diyoruz!
Bakın üst düzey kamu yöneticilerine vicdanlara sığmayan bir seyyanen zam önerdiler. Ağır tepki verdik, her yerde bunun nasıl bir rezillik ve adaletsizlik olduğunu anlattık. Bir iyileştirme yapılacaksa bunun tüm kamu emekçilerini kapsaması gerektiğini, aksi bir durumun kamu çalışma yaşamındaki gelir adaletsizliğini daha da büyüteceğini, bunu asla kabul etmeyeceğimizi söyledik. Sonrasına hemen geri adım attılar. Oysa söz konusu iyileştirmeyi tüm kamu emekçilerine yaymak, bir kez olsun emekten yana tavır göstermek de mümkündü.
Şimdi bütçe hazırlanırken de aynı emek düşmanlığını görüyoruz.
Bütçe’de hak yok, halk yok, işçi sınıfı yok, matematik yok, vicdan yok… Sermaye var, yandaşların çıkarları var, zenginin ağzına çalınan parmak parmak ballar var.
Bütçenin yükü dolaylı vergilerle zaten yoksulluktan beli bükülmüş emekçi ve açlık sınırının bile altına atılmış emeklilerin sırtına bindirilirken kamu kaynakları sermaye gruplarına aktarılıyor. Sosyal devlet ilkesi görmezden gelinerek hazırlanan bütçede, halkın refahını gözeten en ufak bir hamle yok.
En zenginlerin sırtı kamu teşvikleri ve vergi sıfırlamalarıyla sıvazlanırken, bu bütçeye göre halk yine en çok vergiyi ödeyip yine en az hizmeti alacak.
Oysa halkın vergileri şirketlerin kâr hanesine değil, yurttaşların ihtiyaçlarına ayrılmalıdır.
Bütçe, halkın ortak kaynağıdır. Bu kaynaktan en büyük pay emekçiler, emekliler, gençler ve engelliler başta olmak üzere yoksul halkımızın tamamına ayrılmalıdır. Bütçe, ekonomi gemisinin rotasıdır; rotası adil ve bilimsel şekilde belirlenmeyen bu geminin daha da derin ekonomik krizlerin kıyısına vuracağı ne yazık ki gün gibi ortadadır.
Biz emekçiler olarak bu olmasın diyoruz!
Artık yeter, yaşayamıyoruz diyoruz!
Sorumlusu olmadığımız bu krizin faturasını ödemeyi reddediyoruz!
İnsanca çalışma şartları ve insanlık onuruna yaraşır ücretler istiyoruz ve alacağız!
Yoksulluk sınırının üstünde maaş İSTİYORUZ!
Sadece ayrıcalıklı bir zümre için dile getirilip sonra geri çekilen seyyanen zammın emekçi ve emeklilerin tamamına verilmesini İSTİYORUZ!
Yan ödemelerin tamamının emekli aylıklarına yansıtılmasını İSTİYORUZ
Gelir vergisinin %15’e sabitlenmesini İSTİYORUZ!
Enflasyon farkının aylık olarak ödenmesini İSTİYORUZ!
Yılda 4 ikramiye İSTİYORUZ!
Kira yardımı İSTİYORUZ!
Kamu emekçisinin umudu olan Birleşik Kamu-İş olarak altını çiziyoruz: Bu iş bırakma eylemimiz bir uyarıdır. Kamu emekçisi, gasp edilen hakları teslim edilmedikçe üretimden gelen gücünü kullanmayı da demokratik hakları çerçevesinde mücadele etmeyi de sürdürecektir.
Nasıl belirlendiği belli olmayan gerçek dışı enflasyon rakamlarını, ekonomik krizin faturasının önümüze koyulmasını, milli gelirden almamız gereken payın gasp edilmesini kabul etmiyoruz!
Haklıyız!
Direneceğiz!
Kazanacağız!
Biz bugün iş bıraktık. Diyorlar ki kaç kişisiniz? Esas olan sayı değil bu yolu açık tutmak, canlı tutmaktır. Emekçi bugün on kişi olur yarın on binler, yüzbinler olur. Ama esas olan tarafınızın neresi olduğudur. Bizler yatağa aç giren , okullarda bir öğün yemek yiyemeyen çocukların tarafındayız, bizler atanmadığı için intihar edenlerin hakkının tarafındayız, bizler yıllarca çalışmış emeğini vermiş emekli olmuş ama bu bedelin sonunda torununa harçlık veremeyecek duruma gelmiş emeklilerin tarafındayız. Bizler gelir adaletinden mahrum kalmış tüm Türk halkının tarafındayız. Ama on kişi ama on binler bu yoksulluk yangınını elimizdeki su dolu kovalarla söndüremesek te, yangından zara görenlerin, yangını söndürmek için mücadele edenlerin tarafındayız. Hiç kimse yoksa, herkes susmuşsa biz Birleşik Kamu-İş konfederasyonu olarak susmayacağız. Yıllarca kutsallarımız üzerinden sözde sendikacılık yaparak toplu görüşme masalarında bizleri sermayeye, bizleri patrona satanların değil, direne direne mücadele edenlerin tarafındayız. Bir kez daha yüksek sesle haykırıyoruz; bilinsinki haksızlık, hukuksuzluk, sermaye sizin tarafınız, biz emeği ile alın teri ile insanca yaşamak isteyenlerin tarafındayız.
İnsanca, adil bir yaşamı istemekten ve bunun için mücadele etmekten başka bir amacımız yok.
ŞİMDİ BURADA KONUŞMAMI BİR ŞİİRLE BİTİRMEK İSTİYORUM.
YAŞAMAYI CİDDİYE ALACAKSIN,
YANİ, O DERECEDE, ÖYLESİNE Kİ,
MESELA, KOLLARIN BAĞLI ARKADAN, SIRTIN DUVARDA,
YAHUT, KOCAMAN GÖZLÜKLERİN,
BEYAZ GÖMLEĞİNLE BİR LABORATUARDA
İNSANLAR İÇİN ÖLEBİLECEKSİN,
HEM DE YÜZÜNÜ BİLE GÖRMEDİĞİN İNSANLAR İÇİN,
HEM DE HİÇ KİMSE SENİ BUNA ZORLAMAMIŞKEN,
HEM DE EN GÜZEL,
EN GERÇEK ŞEYİN YASAMAK OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE.
Bizde yüzünü bile görmediğimiz insanlar için , kimse bizxi buna zorlamamışken mücadele etmeye devam edeceğimizin sdözünü veriyoruz. Yeterki bu ülkenin gerçek sahibi olan çocuklarımıza mutlu ve güçlü bir vatan bırakalım." denildi
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
