RİZELİ OLARAK BAKAN URALOĞLU’NA KIZMAK
RİZELİ OLARAK BAKAN URALOĞLU’NA KIZMAK
Biz Rizeliler Trabzon’a verilen bir yatırım Rize’ye verilmediğinde doğrudan Bakan’a kızıyoruz.
Biz, Rizeliler, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na kızmakta haklı mıyız?
Haber/Yorum: Adnan ONAY
Bence hiç haklı değiliz.
Daha önce de yazdım; Trabzonlu hemşehrimiz Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, kabinenin en çalışkan bakanlarından biri. Türkiye’nin önem verdiği mega projeleri yakından takip ediyor, yatırımların hızlı ilerlemesi için ciddi çaba sarfediyor. Çalışkanlığı konusunda kimsenin söyleyecek fazla bir sözü yok.
Ama aynı zamanda tam bir Trabzon sevdalısı.
Trabzon için elinden geleni fazlasıyla yapıyor. Yapmazsa zaten onu ilk topa tutacak olanların yine Trabzonlular olacağından hiç şüphem yok. Çünkü Trabzon, kendi bakanından kendi şehri için daha fazla şey istemeyi bilen bir şehir.
Peki Trabzon’a kazandırılan büyük yatırımlar, raylı sistem projeleri, ulaşım yatırımları, havalimanı konusundaki çalışmalar ve diğer projeler yalnızca Bakan Uraloğlu’nun kişisel başarısı mı?
Elbette değil.
Asıl mesele burada.
Trabzon’da siyasetçisi, bürokratı, akademisyeni, iş insanı, sanatçısı, sporcusu, yazarı, gazetecisi ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte kentin geleceğine ilişkin ortak bir beklenti ve hizmet projeksiyonu oluşturuluyor. Şehrin farklı kesimleri, farklı siyasi görüşlere sahip olsalar bile Trabzon söz konusu olduğunda ortak bir zeminde buluşabiliyor.
Sonra da Ankara’ya bu ortak talebi taşıyorlar.
Bakanları, milletvekillerini ve merkezi yönetimi sürekli olarak şehrin talepleriyle karşı karşıya bırakıyorlar.
Dolayısıyla Trabzon’un bugün elde ettiği kazanımları yalnızca bir bakana veya birkaç siyasetçiye bağlamak doğru değil. Bu, büyük ölçüde Trabzon’un ortak akıl oluşturma ve Ankara üzerinde kamuoyu baskısı kurabilme kapasitesinin doğal sonucu.
Bakan da oluşan toplumsal baskı doğrultusunda bu talepleri karşılamak için çalışıyor.
Özetle; Trabzon ne istediğini biliyor ve istediğini istemenin yollarını da biliyor.
Rize’ye gelince…
Bizim temel problemimiz Rize’nin Ankara’da kendisini yeterince güçlü biçimde anlatamamasıdır.
Rize, Trabzon’la kıyaslandığında maalesef güçlü bir kamuoyu oluşturma kapasitesinden fazlasıyla uzak bir şehir görüntüsü veriyor.
Oysa Rize’nin ihtiyaçları hiç de az değil ve bunlar için Ankara üzerinde etkili olmak gerek.
Demiryolu bağlantısı, ulaşım yatırımları, Ovit’in tamamlayıcı yatırımları, İyidere Lojistik Limanı’nın bölgesel bir ekonomik merkeze dönüştürülmesi, Rize-Artvin Havalimanı’nın daha etkin kullanılması ve sefer sayılarının çok yönlü olarak artırılması, şehir içi ulaşım sorunları, sahil yolu üzerindeki trafik yükü, yeni ulaşım bağlantıları ve turizm altyapısı gibi çözüm bekleyen onlarca konu var.
Bunların her biri için Ankara’da güçlü ve sürekli bir Rize lobisi gerekiyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Sadece yakınıyor, suçu kendimizde arama yerine Bakan’da arıyoruz.
Trabzon’a verilen bir yatırım Rize’ye verilmediğinde doğrudan Bakan’a kızıyoruz.
“Bakan Trabzonlu, Trabzon’u kolluyor.” diyoruz.. Hatta daha ileri sözler söylüyoruz..
Elbette, ayrımcılığa tepki göstermekte haklıyız.
Ama meseleyi yalnızca Bakan Uraloğlu üzerinden okumak başlı başına kolaycılıktır.
Çünkü Ankara’da bir şehrin alacağı yatırım, sadece o şehrin ne kadar haklı olduğuyla belirlenmiyor. O hakkın ne kadar güçlü savunulduğu, ne kadar ısrarcı olunduğu, ne kadar ortaklaştırıldığı ve karar vericilerin önüne ne kadar güçlü bir dosya olarak konulduğu da belirleyici oluyor.
Trabzon bunu yapıyor.
Biz Rize olarak yeterince yapıyor muyuz, yapabiliyor muyuz?
Asıl sormamız gereken soru budur.
Rize’de siyaset yapanların önemli bir bölümünün kentin uzun vadeli meselelerini ortak bir Rize projesi haline getirmek yerine kendi siyasi pozisyonlarını, kişisel ilişkilerini ve gelecek hesaplarını daha fazla önemsedikleri yönünde toplumda güçlü bir kanaat oluşmuş durumda.
Bu kanaat hiç de yanlış bir kanaat değil.
Çünkü Rize’nin Ankara’da güçlü olabilmesi için siyaset ve sivil yapılar, sosyal çevreler Rize’de ortak bir irade oluşturabilmiş değiller.
Bir belediye başkanı tek başına, bir milletvekili tek başına, bir il başkanı tek başına, bir bürokrat tek başına Rize’nin bütün sorunlarını çözemez. Sorunlar ancak güçlü bir kamuoyu desteğiyle çözülebilir. Bunu oluşturmak da bahsettiğim çevrelerin ortak güç odağı oluştyrmasıyla mümkün olabilir.
Rize’nin ihtiyacı olan şey, “Rize için ne istiyoruz?” sorusuna ortak bir cevap verebilecek bir şehir aklıdır.
Trabzon’un yaptığı tam olarak budur.
Adamlar birbirleriyle siyasi olarak yarışıyor olabilirler ama Trabzon’un meselesi ortaya çıktığında ortak bir hedef etrafında buluşabiliyorlar.
Biz ise eleştiri oklarımızı başkalarına çevirmekle zaman geçiriyoruz.
Sonuçta da yatırım konusunu ele almak, o konuda ortak bir güç oluşturmak ikinci planda kalıyor.
Oysa Ankara’nın karşısına “Biz Rize olarak bunu istiyoruz” diye çıkabilmeliyiz.
Üstelik bunu bir seçim döneminde değil, sürekli yapmalıyız.
Bir proje için önce talep oluşturulmalı, teknik dosyası hazırlanmalı, ekonomik gerekçeleri ortaya konulmalı, bölgesel katkısı anlatılmalı ve ardından siyasi iradenin önüne konulmalıdır.
Sadece “Rize bunu istiyor” demek yetmez.
“Rize bunu neden istiyor, Bölgemiz, Türkiye bundan ne kazanacak?” sorusunun da cevabını vermek gerekir.
İşte o zaman Rize’nin Ankara’daki ağırlığı değişir.
Bu nedenle Bakan Uraloğlu’na kızmadan önce kendimize bakmamız gerektiğini düşünüyorum.
Trabzon’a verilen her yatırım Rize’den çalınmış bir yatırım değildir. Ayrıca,
Trabzon’un kazanması, Rize’nin kaybetmesi anlamına gelmez.
Asıl mesele, Rize’nin kendi hak ettiği yatırımları neden yeterince güçlü biçimde talep edemediğidir.
Üstelik Bakan Uraloğlu’nun Trabzonlu olması, Rize’nin ondan hiçbir şey beklememesi anlamına da gelmez. Tam tersine, komşu şehirlerin birlikte büyümesi gerektiğini anlatabilecek, haksız rekabetin yanlışlıklarını anlatabilecek bir siyasi irade oluşturulabilir.
Rize’nin Trabzon’la rekabet etmek yerine, kendi gücünü ortak bir zeminde birleştirerek Trabzon’la birlikte bölgesel bir güç oluşturması çok daha akılcıdır.
Demiryolu ihtiyacımız, Doğu Karadeniz’in lojistik kapasitesi, limanlar, havalimanları, turizm, ticaret ve ulaşım yatırımları sadece Rize’nin veya Trabzon’un meselesi değildir. Bunlar bütün bölgenin ekonomik geleceğini belirleyecek konulardır.
Dolayısıyla bizim artık “Trabzon’a neden verildi?” diye sormaktan çok “Rize neden kendi projesini ortaya koyamadı, neden hakkı olanı alamıyor, eksiğimiz nedir?” diye sormamız gerekiyor.
Bence Rize’nin önündeki en büyük eksiklik para değil, proje değil, insan kaynağının üzerine ölü toprağı serilmiş olması..
Ortak hedef eksikliği.
Rize’nin Ankara’da daha güçlü olabilmesi için önce Rize’de güçlü bir ortak akıl oluşturulması gerekiyor.
Siyasetçilerimizden, bürokratlarımızdan, iş insanlarımızdan, akademisyenlerimizden, sivil toplum kuruluşlarımızdan, basınımızdan ve bütün Rizelilerden beklenmesi gereken budur.
Herkes kendi hesabını bir kenara bırakıp “Rize’nin ihtiyaçlarının neler olduğu, bunlar için ne yapılması gerektiği?” gibi sorulara cevap vermeli.
Sonra da bu hedefleri Ankara’nın kapısına dayanacak kadar güçlü bir şekilde savunmalıyız.
O zaman Bakan Uraloğlu’na kızmak yerine ondan hesap sorabiliriz.
Rize’nin ihtiyacı olan en büyük yatırım kendi geleceği için birlikte hareket edebilme yeteneğini açığa çıkarmaktır..
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
