Rize’nin Yollarında Kaybettiğimiz Gençlik

Rize 24.06.2026 - 19:50, Güncelleme: 24.06.2026 - 19:56 463 kez okundu.
 

Rize’nin Yollarında Kaybettiğimiz Gençlik

Bu satırları yazarken sadece bir gazeteci, bir vatandaş ya da bir gözlemci olarak konuşmuyorum.
Son 20 yıldır Türkiye’de beş yıldır Rize’de hemen hemen her sabah 07.00 ile 09.00 saatleri arasında bisiklet kullanıyorum. Şehrin yollarını, kavşaklarını, yaya geçitlerini yakından görüyorum. Haber/Yorum:Mustafa Barış ÖZTÜRK Ve üzülerek söylüyorum ki bazen yaya geçitlerinden geçmek bile mücadeleye dönüşüyor. Bazı sürücüler yaya geçidine yaklaşırken hızını düşürmek yerine artırıyor. Defalarca, yaya geçidinde bekleyen insanları görmesine rağmen durmak yerine gaza basmayı tercih eden sürücülere tanık oldum. Oysa yaya geçidi sürücünün lütuf göstereceği bir alan değil, yayaya verilmiş yasal bir haktır. Bugün yaşadığımız acılar, aslında yıllardır gözümüzün önünde büyüyen bir trafik kültürü sorununun sonucudur. Rize son iki günde iki ayrı acıyla sarsıldı. Çayeli Limanköy mevkiinde meydana gelen zincirleme kazada üç genç kadın hayatını kaybetti. Henüz hayatlarının baharında olan Selinay, Gamze ve Nilay artık aramızda değil. Kazada yaralananlar da hastanelerde yaşam mücadelesi veriyor.   Bugün ise Rize merkezde, Çay Çarşısı karşısında yolun karşısına geçmeye çalışan genç bir kız, bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybetti. Bir gün arayla dört genç insan… Dört evde ocak söndü. Dört ailenin geleceği karardı. Ve yine herkes aynı soruyu soruyor: Bu kazaların sorumlusu kim? Sadece direksiyon başındaki sürücü mü? Sadece dikkatsiz yaya mı? Yoksa yıllardır trafik eğitimini bir formaliteye dönüştüren sistem mi? Türkiye’de ehliyet almak çoğu zaman araba kullanmayı öğrenmek anlamına gelmiyor. Birçok kişi sınavı geçecek kadar eğitim alıyor ama trafik kültürü kazanamıyor. Sürücü kurslarında saatlerce trafik kuralları anlatılıyor. Ancak anlatılanların ne kadarı davranışa dönüşüyor? Kaç sürücü bir yaya geçidine yaklaşırken hızını gerçekten düşürüyor? Kaç sürücü telefonunu elinden bırakıyor? Kaç sürücü şehir içinde hız sınırına uyuyor? Kaç sürücü “Ben iyi kullanıyorum” özgüveniyle aslında büyük risk oluşturduğunun farkında? Trafik sadece direksiyon çevirmek değildir. Trafik; sabırdır, saygıdır, sorumluluktur. Ama madalyonun diğer yüzü de var. Yayalarımız da trafik kurallarını çoğu zaman önemsemiyor. Üst geçit birkaç metre ötede dururken yolun ortasından geçmeye çalışanlar… Kırmızı ışığı önemsemeyenler… Araçların hızını yanlış hesaplayanlar… Telefonuna bakarak yola çıkanlar… Ne yazık ki bazen bir saniyelik hata, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuruyor. Haklı olmak mezar taşında yazmıyor. Önemli olan eve sağ salim ulaşabilmek. Rize’nin yolları son yıllarda daha yoğun. Sahilde parklar millet bahçeleri gibi nüfusu yoğunlaştıran sosyal alanlar yapılıyor lakin bunlarla orantılı araç parkları ve yaya geçitleri üst geçitler alt geçitler yapılmıyor. Araç sayısı artıyor. Şehir büyüyor. Ancak trafik kültürümüz aynı hızla gelişmiyor. Her ölümden sonra birkaç gün konuşuyoruz. Sosyal medyada üzüntümüzü paylaşıyoruz. Sonra unutuyoruz. Bir sonraki kazaya kadar… Oysa çözüm belli. Sürücü eğitimleri yeniden gözden geçirilmeli. Ehliyet sınavları ezberden çıkarılmalı. Yaya güvenliği konusunda ciddi farkındalık kampanyaları yapılmalı. Denetimler artırılmalı. Hız ihlalleri ve telefon kullanımı konusunda taviz verilmemeli. Çünkü trafik kazaları kader değildir. Büyük bölümü önlenebilir ihmaller zinciridir. Bugün Rize’de dört genç insanın ardından gözyaşı dökülüyor. Belki yarın başka bir şehirde aynı acı yaşanacak. Eğer hiçbir şey değişmezse isimler değişecek, haberler değişecek ama acılar aynı kalacak.
Bu satırları yazarken sadece bir gazeteci, bir vatandaş ya da bir gözlemci olarak konuşmuyorum.

Son 20 yıldır Türkiye’de beş yıldır Rize’de hemen hemen her sabah 07.00 ile 09.00 saatleri arasında bisiklet kullanıyorum. Şehrin yollarını, kavşaklarını, yaya geçitlerini yakından görüyorum.

Haber/Yorum:Mustafa Barış ÖZTÜRK

Ve üzülerek söylüyorum ki bazen yaya geçitlerinden geçmek bile mücadeleye dönüşüyor.

Bazı sürücüler yaya geçidine yaklaşırken hızını düşürmek yerine artırıyor. Defalarca, yaya geçidinde bekleyen insanları görmesine rağmen durmak yerine gaza basmayı tercih eden sürücülere tanık oldum. Oysa yaya geçidi sürücünün lütuf göstereceği bir alan değil, yayaya verilmiş yasal bir haktır.

Bugün yaşadığımız acılar, aslında yıllardır gözümüzün önünde büyüyen bir trafik kültürü sorununun sonucudur.

Rize son iki günde iki ayrı acıyla sarsıldı.

Çayeli Limanköy mevkiinde meydana gelen zincirleme kazada üç genç kadın hayatını kaybetti. Henüz hayatlarının baharında olan Selinay, Gamze ve Nilay artık aramızda değil. Kazada yaralananlar da hastanelerde yaşam mücadelesi veriyor.  

Bugün ise Rize merkezde, Çay Çarşısı karşısında yolun karşısına geçmeye çalışan genç bir kız, bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybetti. Bir gün arayla dört genç insan…

Dört evde ocak söndü.
Dört ailenin geleceği karardı.

Ve yine herkes aynı soruyu soruyor:

Bu kazaların sorumlusu kim?
Sadece direksiyon başındaki sürücü mü?
Sadece dikkatsiz yaya mı?

Yoksa yıllardır trafik eğitimini bir formaliteye dönüştüren sistem mi?

Türkiye’de ehliyet almak çoğu zaman araba kullanmayı öğrenmek anlamına gelmiyor. Birçok kişi sınavı geçecek kadar eğitim alıyor ama trafik kültürü kazanamıyor.

Sürücü kurslarında saatlerce trafik kuralları anlatılıyor. Ancak anlatılanların ne kadarı davranışa dönüşüyor?

Kaç sürücü bir yaya geçidine yaklaşırken hızını gerçekten düşürüyor?

Kaç sürücü telefonunu elinden bırakıyor?
Kaç sürücü şehir içinde hız sınırına uyuyor?
Kaç sürücü “Ben iyi kullanıyorum” özgüveniyle aslında büyük risk oluşturduğunun farkında?

Trafik sadece direksiyon çevirmek değildir.

Trafik; sabırdır, saygıdır, sorumluluktur.

Ama madalyonun diğer yüzü de var.
Yayalarımız da trafik kurallarını çoğu zaman önemsemiyor.

Üst geçit birkaç metre ötede dururken yolun ortasından geçmeye çalışanlar…
Kırmızı ışığı önemsemeyenler…
Araçların hızını yanlış hesaplayanlar…
Telefonuna bakarak yola çıkanlar…

Ne yazık ki bazen bir saniyelik hata, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuruyor.

Haklı olmak mezar taşında yazmıyor.
Önemli olan eve sağ salim ulaşabilmek.

Rize’nin yolları son yıllarda daha yoğun.
Sahilde parklar millet bahçeleri gibi nüfusu yoğunlaştıran sosyal alanlar yapılıyor lakin bunlarla orantılı araç parkları ve yaya geçitleri üst geçitler alt geçitler yapılmıyor.
Araç sayısı artıyor.
Şehir büyüyor.
Ancak trafik kültürümüz aynı hızla gelişmiyor.

Her ölümden sonra birkaç gün konuşuyoruz.
Sosyal medyada üzüntümüzü paylaşıyoruz.

Sonra unutuyoruz.
Bir sonraki kazaya kadar…

Oysa çözüm belli.
Sürücü eğitimleri yeniden gözden geçirilmeli.
Ehliyet sınavları ezberden çıkarılmalı.

Yaya güvenliği konusunda ciddi farkındalık kampanyaları yapılmalı.
Denetimler artırılmalı.

Hız ihlalleri ve telefon kullanımı konusunda taviz verilmemeli.
Çünkü trafik kazaları kader değildir.
Büyük bölümü önlenebilir ihmaller zinciridir.

Bugün Rize’de dört genç insanın ardından gözyaşı dökülüyor.

Belki yarın başka bir şehirde aynı acı yaşanacak.
Eğer hiçbir şey değişmezse isimler değişecek, haberler değişecek ama acılar aynı kalacak.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.