Samsun’a Çıkmak Kolay, Milletin Gönlüne Girmek Zor
Samsun’a Çıkmak Kolay, Milletin Gönlüne Girmek Zor
CHP’den ayrıldığını açıklayan Özgür Özel, “İşgal altındaki İstanbul’da saray kuklası bir paşa olmak yerine
Siyasette benzetmeler yapılabilir. Tarihten ilham alınabilir. Ancak tarih, benzetme yapılacak kadar hafif bir yük değildir.
Haber:Mustafa Barış ÖZTÜRK
CHP’den ayrıldığını açıklayan Özgür Özel, “İşgal altındaki İstanbul’da saray kuklası bir paşa olmak yerine ölümü göze alıp Anadolu’da kurtuluş mücadelesi veren Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yol bizim yolumuzdur.” diyerek yeni siyasi yürüyüşünü tarif etmeye çalıştı.
Fakat burada küçük (!) bir ayrıntı var.
Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’ya makamını, servetini ya da siyasi geleceğini kurtarmak için gitmedi. Milletin bağımsızlığı için gitti. Elinde ne belediyeler vardı ne de devletin imkânları. Sırtındaki yük yalnızca vatanın geleceğiydi. Bu yüzden Anadolu’nun her köşesinde insanlar ona kapılarını değil, gönüllerini açtı.
Bugün ise kendini o yolculukla kıyaslamak isteyenlerin önce şu soruya cevap vermesi gerekir: Anadolu sizi hangi hikâyeyle karşılayacak?
Çünkü milletin hafızası güçlüdür. Kimin hangi dönemde ne yaptığını, hangi tartışmaların içinde yer aldığını, hangi yüklerle yola çıktığını unutmaz. Samsun’a giden her yol, Millî Mücadele’nin yolu değildir.
Bir tekneye binmekle Bandırma Vapuru’nun ruhu taşınmaz. Önemli olan hangi limandan ayrıldığınız değil, milletin vicdanında hangi limana vardığınızdır.
Özgür Özel, CHP’ye veda konuşmasını Mehmet Âkif Ersoy’un şu dizeleriyle tamamladı:
Sahipsiz vatanın batması haktır. Siz böyle sahip çıktıktan sonra bu vatan batmayacaktır.”
“Mehmet Âkif’in mısraları elbette milletin ortak değeridir. Ancak bu dizeler, sadece kürsülerde okunacak cümleler değil; omuzlarda taşınacak ağır bir sorumluluğun ifadesidir.
Tam bu açıklamaların ardından CHP Genel Merkezi’ne Atatürk’ün, “Benim iki büyük eserim var; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir.” sözünün yer aldığı pankart asıldı.
Siyasetin ironisi de burada başlıyor. Bir yanda “yeni parti” iddiası, diğer yanda “iki büyük eserimden biri CHP’dir” vurgusu… Yorumu ise okuyucuya bırakmak en doğrusu.
Gelelim günün tebessüm ettiren kısmına…
Sosyal medyada dolaşan mizahi paylaşımlara göre Oğuzhan Uğur, savcılıktaki ilk ifadesinde Haluk Levent’i hiç tanımadığını, “Akdeniz Akşamları” şarkısını da hayatında hiç dinlemediğini söyleyerek beraatini istemiş.
Hikâye bununla da bitmiyor.
Yine aynı mizah zincirine göre, cezaevine gönderilen Oğuzhan Uğur koğuştaki ranza seçimi için mahkûmlarla taş, kâğıt, makas oynamış. Oyunu kaybedince de İzmir Marşı’nı söyleyerek üst ranzaya çıkıp istirahate çekilmiş.
Gerçek mi?
Elbette hayır.
Ama sosyal medyanın mizah anlayışı bazen senaristleri bile kıskandıracak kadar üretken olabiliyor.
Sonuç olarak siyasette de sosyal medyada da benzetmeler yapılabilir, espriler üretilebilir. Fakat ne Atatürk’ün Samsun yolculuğu sıradan bir siyasi hamledir ne de Mehmet Âkif’in dizeleri günlük polemiklerin malzemesi olacak kadar sıradandır.
Tarih; benzetilerek değil, örnek alınarak anlam kazanır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
