ŞEFLİK YAPAMIYORSAN SAHNEYE ÇIKMA!

Eğitim 06.05.2026 - 19:31, Güncelleme: 06.05.2026 - 19:31 12050+ kez okundu.
 

ŞEFLİK YAPAMIYORSAN SAHNEYE ÇIKMA!

Eğitim, çok sesli bir orkestradır. Öğretmen de yönetici de bu orkestranın şefi olmak zorundadır. Ancak bugün en büyük sorun, herkesin çaldığı ama ortaya bir senfoninin çıkmadığı bir düzenin hâkim olmasıdır.
Bursa’ya ilk geldiğim günlerde Güzel Sanatlar Lisesi konserine gitmiştim. Sahnedeki orkestra şefi öğretmenimiz yalnızca müziği yönetmiyor; düzeni kuruyor, dengeyi sağlıyor ve her enstrümanın ne zaman, nasıl devreye gireceğini ustalıkla belirliyordu. Konser bittiğinde geriye sadece üstün bir performans değil, büyüleyici bir uyum da kalmıştı. O kadar etkisinde kalmıştım ki, kendimi tutamamış, sahne arkasına gidip o hanımefendiyi tebrik etmiştim. Bugün bazı sınıflara ve okullara baktığımda ise aynı uyumu görmekte zorlanıyorum. Çünkü kürsüde duran herkes şef değil. Öğretmenlik, hâlâ büyük bir yanılgıyla sadece “ders anlatmak” olarak görülüyor. Oysa öğretmenlik, başlı başına bir yönetim sürecidir. Sınıf dediğimiz yapı; öğrenci, veli, okul yönetimi ve mevzuatın iç içe geçtiği çok katmanlı bir organizasyondur. Bu yapıyı tanımayan, okuyamayan ve yönetemeyen bir eğitimci; bilgili olabilir ama etkili olamaz. Bugünün öğrencisi sorguluyor. Bugünün velisi izliyor, gözlem yapıyor ve hesap soruyor. Buna rağmen hâlâ “ben bilirim” anlayışıyla hareket eden her yaklaşım, daha en başta uyumu kaybediyor. Çünkü eğitim artık tek taraflı bir aktarım değil, çok paydaşlı bir yönetim alanıdır. Şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir: Sınıfını yönetemeyen öğretmen, süreci yönetemiyordur. Süreci yönetemeyen öğretmen ise mesleğini eksik icra ediyordur. Bu noktada en hassas alan, veli ile kurulan ilişkidir. Veli, çocuğunu emanet eder ve karşılığında açıklık, tutarlılık ve iletişim bekler. “Ben böyle yapıyorum” yaklaşımı, günümüz eğitim anlayışında karşılık bulmaz. İletişim kurmayan, yöntemini açıklayamayan ve sürecini şeffaf yönetemeyen bir öğretmen; zamanla haklı olduğu konularda bile yalnız kalır. Çünkü eğitimde doğru olmak yetmez, doğruyu anlatabilmek gerekir. Bir diğer önemli mesele ise değişime dirençtir.  “Yıllardır böyle yapıyorum” cümlesi, çoğu zaman deneyimin değil, durağanlığın ifadesidir. Oysa eğitim, sürekli kendini yenilemeyi gerektiren dinamik bir alandır. Dün işe yarayan bir yöntem, bugün yetersiz kalabilir. Okul yöneticileri açısından tablo daha da kritiktir. Yöneticilik; sadece mevzuatı uygulamak değil, aynı zamanda okulun iklimini yönetmektir. Yetki kullanmak ile liderlik yapmak arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar. Yetki, düzen kurar; liderlik ise güven inşa eder. Elbette mevzuat bağlayıcıdır. Ancak mevzuatı körü körüne uygulamak ile onu pedagojik bir bakış açısıyla hayata geçirmek aynı şey değildir. Eğitim yöneticisi; kural ile insan, sistem ile ihtiyaç arasında denge kurabilmelidir. Aksi hâlde ortaya eğitim değil, yalnızca işleyen bir bürokrasi çıkar. Sonuç olarak, eğitim bir orkestradır. Ama bugün o orkestrada müzik yok: Herkes çalıyor ama kimse dinlemiyor, çünkü senfoni yok. Ve herkes kendini şef sanıyor. Oysa şef olmak; Sadece öne çıkmak değil, uyumu kurmaktır. Ses yükseltmek değil, dengeyi sağlamaktır. Kalabalığı yönetmek değil, anlam üretmektir. Eğer sınıfınızda ya da okulunuzda sürekli sorunlar yaşanıyorsa, şu soruyu sormaktan kaçınmayın: Sorun gerçekten enstrümanlarda mı, yoksa şefte mi? Bu soruya verilecek dürüst cevap, eğitimin kalitesini belirleyecek en kritik adımdır. Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci
Eğitim, çok sesli bir orkestradır. Öğretmen de yönetici de bu orkestranın şefi olmak zorundadır. Ancak bugün en büyük sorun, herkesin çaldığı ama ortaya bir senfoninin çıkmadığı bir düzenin hâkim olmasıdır.

Bursa’ya ilk geldiğim günlerde Güzel Sanatlar Lisesi konserine gitmiştim. Sahnedeki orkestra şefi öğretmenimiz yalnızca müziği yönetmiyor; düzeni kuruyor, dengeyi sağlıyor ve her enstrümanın ne zaman, nasıl devreye gireceğini ustalıkla belirliyordu. Konser bittiğinde geriye sadece üstün bir performans değil, büyüleyici bir uyum da kalmıştı. O kadar etkisinde kalmıştım ki, kendimi tutamamış, sahne arkasına gidip o hanımefendiyi tebrik etmiştim.

Bugün bazı sınıflara ve okullara baktığımda ise aynı uyumu görmekte zorlanıyorum.

Çünkü kürsüde duran herkes şef değil. Öğretmenlik, hâlâ büyük bir yanılgıyla sadece “ders anlatmak” olarak görülüyor. Oysa öğretmenlik, başlı başına bir yönetim sürecidir. Sınıf dediğimiz yapı; öğrenci, veli, okul yönetimi ve mevzuatın iç içe geçtiği çok katmanlı bir organizasyondur. Bu yapıyı tanımayan, okuyamayan ve yönetemeyen bir eğitimci; bilgili olabilir ama etkili olamaz.

Bugünün öğrencisi sorguluyor.

Bugünün velisi izliyor, gözlem yapıyor ve hesap soruyor.

Buna rağmen hâlâ “ben bilirim” anlayışıyla hareket eden her yaklaşım, daha en başta uyumu kaybediyor. Çünkü eğitim artık tek taraflı bir aktarım değil, çok paydaşlı bir yönetim alanıdır.

Şu gerçeği açıkça ifade etmek gerekir:

Sınıfını yönetemeyen öğretmen, süreci yönetemiyordur.

Süreci yönetemeyen öğretmen ise mesleğini eksik icra ediyordur.

Bu noktada en hassas alan, veli ile kurulan ilişkidir. Veli, çocuğunu emanet eder ve karşılığında açıklık, tutarlılık ve iletişim bekler. “Ben böyle yapıyorum” yaklaşımı, günümüz eğitim anlayışında karşılık bulmaz. İletişim kurmayan, yöntemini açıklayamayan ve sürecini şeffaf yönetemeyen bir öğretmen; zamanla haklı olduğu konularda bile yalnız kalır.

Çünkü eğitimde doğru olmak yetmez, doğruyu anlatabilmek gerekir.

Bir diğer önemli mesele ise değişime dirençtir. 

“Yıllardır böyle yapıyorum” cümlesi, çoğu zaman deneyimin değil, durağanlığın ifadesidir. Oysa eğitim, sürekli kendini yenilemeyi gerektiren dinamik bir alandır. Dün işe yarayan bir yöntem, bugün yetersiz kalabilir.

Okul yöneticileri açısından tablo daha da kritiktir.

Yöneticilik; sadece mevzuatı uygulamak değil, aynı zamanda okulun iklimini yönetmektir. Yetki kullanmak ile liderlik yapmak arasındaki fark tam da burada ortaya çıkar.

Yetki, düzen kurar; liderlik ise güven inşa eder.

Elbette mevzuat bağlayıcıdır. Ancak mevzuatı körü körüne uygulamak ile onu pedagojik bir bakış açısıyla hayata geçirmek aynı şey değildir. Eğitim yöneticisi; kural ile insan, sistem ile ihtiyaç arasında denge kurabilmelidir.

Aksi hâlde ortaya eğitim değil, yalnızca işleyen bir bürokrasi çıkar.

Sonuç olarak, eğitim bir orkestradır. Ama bugün o orkestrada müzik yok:

Herkes çalıyor ama kimse dinlemiyor, çünkü senfoni yok.

Ve herkes kendini şef sanıyor.

Oysa şef olmak; Sadece öne çıkmak değil, uyumu kurmaktır.

Ses yükseltmek değil, dengeyi sağlamaktır.

Kalabalığı yönetmek değil, anlam üretmektir.

Eğer sınıfınızda ya da okulunuzda sürekli sorunlar yaşanıyorsa, şu soruyu sormaktan kaçınmayın:

Sorun gerçekten enstrümanlarda mı, yoksa şefte mi?

Bu soruya verilecek dürüst cevap, eğitimin kalitesini belirleyecek en kritik adımdır.


Şemsi ŞAHSİ / Eğitimci

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (4 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Veysel
(07.05.2026 22:18 - #22591)
Maalesef öyle bir hal aldı ki durum her bir makama koltuğa veya yetkiye sahip olan kendini şef zannediyor. Bu, en etkilisinden en etkisizine doğru sıralanabilir. Doğru söylüyorsunuz. Ortada ne çıkan güzel bir ürün var ne de ortamda yaşayan nefes alan tüm paylaşlar mutlu ve memnun hayatından. Ortada tek memnun olan varsa o da bu belirsizlikten bu aymazlıktan bu kaostan nemalanan.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Veysel
(07.05.2026 22:18 - #22590)
Maalesef öyle bir hal aldı ki durum her bir makama koltuğa veya yetkiye sahip olan kendini şef zannediyor. Bu, en etkilisinden en etkisizine doğru sıralanabilir. Doğru söylüyorsunuz. Ortada ne çıkan güzel bir ürün var ne de ortamda yaşayan nefes alan tüm paylaşlar mutlu ve memnun hayatından. Ortada tek memnun olan varsa o da bu belirsizlikten bu aymazlıktan bu kaostan nemalanan.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
süleyman
(07.05.2026 08:29 - #22570)
Sorun büyük sorun en büyük şef padişahımız ve avanesi bunlar ülkeyi kendileri gibi liyakatsiz insanlara emanet etmiş artık öğretmeni doktoru mühendisi memuru her türlü teknik ve idari personelin liyakati tartışılır vaziyette hepsi değil tabikide ama büyük bir kısmı içinde bulunduğu mevkiyi hak etmiyor bu akepe denen illet bu ülkenin içine etti
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
İlyas Ülkü Tuğcu
(06.05.2026 21:56 - #22567)
Tebrikler .
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.