Silahın Gölgesinde Büyüyen Çocuklar,Reyting Uğruna Kaybolan Nesil
Silahın Gölgesinde Büyüyen Çocuklar,Reyting Uğruna Kaybolan Nesil
İnatlaşarak, birbirimizi suçlayarak; hele siyaset kurumlarının restleşmesiyle bu ülkenin meselelerine çözüm bulamayız.
Çünkü kapımıza dayanan şey küçük bir dalga değil… Üstümüze doğru büyüyen bir tsunami. Küresel ve bölgesel siyasal kırılmalar, ekonomik türbülanslar ve içeride kaşınan sosyal fay hatları aynı anda üzerimize geliyor.
Böyle bir dönemde en sağlam kalması gereken yer neresi biliyor musunuz?
Okul. Yani bir çocuğun evinden sonraki en güvenli sığınağı… Öyle olması gereken yer.
Ama gerçek öyle mi?
Bugünün çocukları, sosyal medyanın büyüttüğü bir dünyanın içinde yaşıyor. Parmaklarının ucuyla gerçekliği değiştiriyorlar. Bir saniyede sevgi öfkeye, merhamet şiddete dönüşüyor. Bu hız, bu savrulma; henüz karakteri, vicdanı, sınırları oturmamış zihinlerde tehlikeli bir bulanıklık oluşturuyor. Gerçek ile kurgu arasındaki çizgi siliniyor.
Sanal dünyada her şey silinebilir, değiştirilebilir. Ama gerçek hayatta öyle değil.
İşte en büyük kırılma burada başlıyor.
Bu sadece bize ait bir mesele de değil. Dünyanın birçok yerinde benzer hikâyeler yaşanıyor. Çünkü mesele artık bireysel değil; kültürel bir aşınma, toplumsal bir çürüme meselesi. İnsan sadece etten kemikten ibaret değil. Özellikle gençlerin ruhları aç …Değerlerle, aidiyetle, kültürle var olur. O değerler aşındığında geriye sadece yönsüz bir kalabalık kalır.
Şimdi bir de TVlere bakalım
Aynı saat, farklı kanallar… Ama sahne hep aynı: silah sesleri.
Dakikalar içinde ölen insanlar, patlayan arabalar, yanan mekânlar… İntikam, ihanet, karanlık ilişkiler. Mafya, tetikçi, güç savaşları…
Ve bunlar izlenme rekorları kırıyor.
Üstelik bu hikâyeler hayali diyarlarda da geçmiyor. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de… Bu ülkenin kalbinde. Ama o kalpte ne polis var, ne adalet. Varsa da etkisiz ya da kirli gösteriliyor. Sanki bu topraklarda hukuk yokmuş gibi.
Çünkü gerçek şu:
Devlet olursa o hikâyeler yazılamaz.
Suçlu yakalanırsa senaryo biter.
Adalet işlerse reyting düşer.
Bu diziler açık açık şunu söylüyor:
“Güçlüysen haklısın.”
“Silahın varsa ayakta kalırsın.”
“Adaleti kendin sağla.”
Bir çocuk düşünün… Babasıyla oturmuş televizyon izliyor. Ekranda biri insanları öldürüyor, sonra hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. Ceza yok, hesap yok.
O çocuk ne öğrenir?
Sevmenin de kızmanın da yolunun şiddetten geçtiğini…
Sonra büyüyor. Trafikte bir tartışma, sokakta bir bakış… ve eline geçen ilk şey öfke oluyor. Sonra da soruyoruz: “Bu hale nasıl geldik?”
Cevap aslında acı ama net:
Mahalleyi kaybettik.
Komşuluk bitti. Kapılar kapandı. Kapılara kupliler vurulurken kalpler de mühürlendi.Çocuklar sokaktan çekildi, ekranlara hapsoldu. Güven azaldı, yalnızlık büyüdü. Birlikte yaşama duygusu yerini “tek başına ayakta kalma” refleksine bıraktı.
Ve televizyon bu boşluğu doldurdu.
Ama suçu sadece yapımcıya atmak kolaycılık olur. Çünkü biz izliyoruz.
İzledikçe büyütüyoruz.
Şiddeti izlemek, içimizdeki bastırılmış duygulara kısa bir tatmin sağlıyor olabilir. Ama uzun vadede bizi insanlığımızdan eksiltiyor.
Oysa eskiden küçük şeyler vardı…
Bir kapı çalınırdı.
Bir tabak yemek paylaşılırdı.
Bir bakış çok şey anlatırdı.
Şimdi en yakın komşumuzun adını bilmiyoruz.
Ve şimdi asıl soruyu soralım:
Devletin kanalı olan TRT1’de yayınlanan, şiddetin, silahın ve karmaşanın merkezde olduğu bir Karadeniz dizisi… yerüstü yeraltı, Eşref-i rüyası ve diğerleri…
Bu ne anlatıyor bize?
Ne katıyor bize?
Toplumu sakinleştirmesi gereken bir mecra, neden tam tersine gerilim pompalıyor?
Güven duygusunu pekiştirmesi gereken bir ekran, neden kaosu normalleştiriyor?
Bu yayınlar kime hizmet ediyor?
Bir gün biri çıkıp şunu söyleyecek mi:
“Bu ülkede devlet var. Hukuk var. Suç cezasız kalmaz.”
Ben hâlâ umudumu kaybetmiş değilim.
Bir gün birileri çıkacak ve yeniden insanı anlatacak. Silahsız hikâyeler yazacak. Mahalleyi, komşuluğu, merhameti hatırlatacak.
Ama o güne kadar bir karar vermek zorundayız:
Her akşam ekran başında ceset mi sayacağız…
Ben kendi adıma kararımı verdim:
İzlemeyin.
Kapatın ekranı.
Açın hayatı.
Çünkü gerçek hâlâ orada…
Bir selamda, bir bakışta, bir tebessümde yaşıyor.
Son olarak muhataplara şunu söylemek isterim .
Televizyonlarda sigara yasak, kurşun ve silah serbest.
Samimiyetin olmadığı yerde önce keyfimiz kaçar, sonrada iyi niyet!
Bize samimiyet lazım okurlarım…SAMİMİ NİYET
Mustafa Barış ÖZTÜRK
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
