YETERSİZ YÖNETİCİ KURUMU DEĞİL, ÖNCE İNSANLARI KAYBEDER

Genel 14.07.2026 - 18:11, Güncelleme: 14.07.2026 - 18:11 412 kez okundu.
 

YETERSİZ YÖNETİCİ KURUMU DEĞİL, ÖNCE İNSANLARI KAYBEDER

Okul yöneticiliği, sadece mevzuatı uygulamak ya da okulun işleyişini sürdürmek değildir.
Bir okulun gerçek gücü; çalışanlarının inancı, aidiyet duygusu ve yöneticisine duyduğu güvendir. Bu nedenle yöneticilik, bir makamı işgal etmek değil; insanları ortak bir hedef etrafında buluşturabilme sanatıdır. Şu sıralar eğitim camiasında bir geçiş süreci yaşanıyor. Görev süresi dolan birçok okul yöneticisi okullarına veda ederken, birçok yönetici de yeni okullarında görevine başlıyor. Bu sürecin devamında, belirlenen takvim doğrultusunda ilk defa yöneticilik görevlendirmeleri yapılacak. Her yeni okul aslında yeni bir başlangıç, yeni bir sınav ve aynı zamanda geçmişi yeniden değerlendirme fırsatıdır. Yeni okulun kapısından içeri girerken sadece eşyalarımızı değil; doğru yaptıklarımızı da, yanlış yaptıklarımızı da birlikte taşırız. Ama asıl mesele, eski okulumuzda yaptığımız hataları yeni okulumuza taşımamaktır. İlk kez yönetici olacaklar da öğretmen olarak görev yaptıkları okullarda edindikleri gözlem ve deneyimlerden yararlanmalıdır. Olumlu buldukları uygulamaları örnek almalı, olumsuz gördükleri durumlarla ilgili gerekli tedbirleri daha göreve başlamadan planlamalıdırlar. Ne yazık ki bazı yöneticiler, bulundukları makamın gerektirdiği liderlik özelliklerini geliştiremedikleri için kurumlarına farkında olmadan zarar verirler. Oysa yöneticinin en önemli görevi, çalışanlarının önünü açmak, onların güçlü yönlerini ortaya çıkarmak ve başarıya giden yolu kolaylaştırmaktır. Kendini ispat etmeye çalışan değil, ekibini başarılı kılmaya çalışan yönetici gerçek liderdir. Yeni görev yeri, eski alışkanlıkları sorgulamak için de önemli bir fırsattır. "Ben yıllardır böyle yönetiyorum." anlayışı yerine, "Bu okulun ihtiyaçları nelerdir, velilerin beklentisi nedir, öğretmenlerimin benden talebi nedir?" sorusunu sorabilen yöneticiler hem kuruma hem de kendilerine değer katarlar. Çünkü her okulun kültürü farklıdır; aynı yönetim anlayışını her yerde uygulamaya çalışmak büyük bir hata olabilir. Yetersiz yöneticiler ise farklı bir yol izler. Başarılı çalışanı desteklemek yerine ondan rahatsız olurlar. Yetki vermekten korkar; çünkü gücünü paylaşmanın otoritesini zayıflatacağını düşünür. Oysa gerçek otorite, yetkiyi tek elde toplamakla değil; güven oluşturarak sorumluluğu paylaşabilmekle kazanılır. Kriz zamanları bir yöneticinin gerçek karakterini ortaya çıkarır. Her şey yolundayken okulu yönetmek çok kolaydır. Önemli olan, beklenmedik durumlar, belirsizlik ve sorunlar karşısında soğukkanlı kalabilmektir. Çalışanlar, zor günlerde yöneticilerinin arkasına değil, yanında durmasını ister. Çünkü güven veren liderler panik üretmez; çözüm üretir. Bir okulda adalet duygusu zedelendiği anda çalışma barışı da zedelenmeye başlar. Görev dağılımında adaletin kaybolduğu, liyakatin göz ardı edildiği ve kişisel yakınlıkların ön plana çıktığı kurumlarda motivasyon hızla düşer. İnsanlar artık daha iyi iş yapmak için değil, hata yapmamaya çalışarak görevlerini yerine getirir. İşte bu; kurumun çöküşünün başladığı andır. Göreve yeni başlayan her yönetici, ilk izlenimin yıllarca unutulmayacağını bilmelidir. İlk günlerde söylenen sözler, sergilenen tavırlar, kurulan iletişim dili ve alınan ilk kararlar; okulun yönetime duyacağı güvenin temelini oluşturur. Bu nedenle yeni görev yerinde aceleyle hüküm vermek yerine dinlemek, anlamaya çalışmak ve güven inşa etmek en doğru başlangıç olacaktır. İyi bir yönetici sadece talimat veren kişi değildir. Dinleyen, anlayan, empati kuran, gerektiğinde hatasını kabul eden ve çalışanlarının fikirlerine değer veren kişidir. Çünkü insanlar, kendilerine değer veren yöneticiler için yalnızca görevlerini yapmaz; kurumun başarısı için gönüllerini de ortaya koyarlar. Okullar; korkunun değil, güvenin hâkim olduğu yerler olmalıdır. Öğretmenin kendini ifade etmekten çekinmediği, fikirlerini rahatça paylaşabildiği ve başarısının takdir edildiği bir iklim oluşturmak yöneticinin en temel sorumluluğudur. Böyle bir ortamda sadece öğretmen değil, öğrenci de kazanır, veli de. Unutulmamalıdır ki yöneticilik, insan yetiştirme sorumluluğudur. Özellikle eğitim kurumlarında yapılan her doğru ya da yanlış yönetim tercihi, dolaylı olarak çocuklarımızın geleceğini etkiler. Bu nedenle okul yöneticisi sadece bugünü yönetmez; yarını da şekillendirir. Yeni bir okulda göreve başlayacak tüm yöneticiler için en değerli sermaye; makamın sağladığı yetki değil, insanlara vereceği güven olmalıdır. Yeni okul, eski hataları tekrarlama yeri değil; onları geride bırakıp daha güçlü bir lider olarak yeniden başlama fırsatıdır. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir. Çünkü iyi yöneticiler makamlarının gücüyle değil, karakterlerinin gücüyle iz bırakırlar. Kötü yöneticiler ise geride kırgın insanlar, kaybolmuş motivasyon ve heba edilmiş potansiyeller bırakırlar. Bir okulun en büyük sermayesi binası değil, insan kaynağıdır. O kaynağı koruyup geliştirebilenler gerçek lider; onu tüketenler ise sadece sözde ‘makam sahibi’ olarak kalırlar. İyi bir yönetici ekibini her açıdan geliştirir. Yetersiz bir yönetici ise önce güveni, sonra insanı, en sonunda da kurumu kaybeder. Kalın sağlıcakla…   Şemsi ŞAHSİ Eğitimci
Okul yöneticiliği, sadece mevzuatı uygulamak ya da okulun işleyişini sürdürmek değildir.

Bir okulun gerçek gücü; çalışanlarının inancı, aidiyet duygusu ve yöneticisine duyduğu güvendir. Bu nedenle yöneticilik, bir makamı işgal etmek değil; insanları ortak bir hedef etrafında buluşturabilme sanatıdır.

Şu sıralar eğitim camiasında bir geçiş süreci yaşanıyor. Görev süresi dolan birçok okul yöneticisi okullarına veda ederken, birçok yönetici de yeni okullarında görevine başlıyor. Bu sürecin devamında, belirlenen takvim doğrultusunda ilk defa yöneticilik görevlendirmeleri yapılacak. Her yeni okul aslında yeni bir başlangıç, yeni bir sınav ve aynı zamanda geçmişi yeniden değerlendirme fırsatıdır. Yeni okulun kapısından içeri girerken sadece eşyalarımızı değil; doğru yaptıklarımızı da, yanlış yaptıklarımızı da birlikte taşırız. Ama asıl mesele, eski okulumuzda yaptığımız hataları yeni okulumuza taşımamaktır.

İlk kez yönetici olacaklar da öğretmen olarak görev yaptıkları okullarda edindikleri gözlem ve deneyimlerden yararlanmalıdır. Olumlu buldukları uygulamaları örnek almalı, olumsuz gördükleri durumlarla ilgili gerekli tedbirleri daha göreve başlamadan planlamalıdırlar.

Ne yazık ki bazı yöneticiler, bulundukları makamın gerektirdiği liderlik özelliklerini geliştiremedikleri için kurumlarına farkında olmadan zarar verirler. Oysa yöneticinin en önemli görevi, çalışanlarının önünü açmak, onların güçlü yönlerini ortaya çıkarmak ve başarıya giden yolu kolaylaştırmaktır. Kendini ispat etmeye çalışan değil, ekibini başarılı kılmaya çalışan yönetici gerçek liderdir.

Yeni görev yeri, eski alışkanlıkları sorgulamak için de önemli bir fırsattır. "Ben yıllardır böyle yönetiyorum." anlayışı yerine, "Bu okulun ihtiyaçları nelerdir, velilerin beklentisi nedir, öğretmenlerimin benden talebi nedir?" sorusunu sorabilen yöneticiler hem kuruma hem de kendilerine değer katarlar. Çünkü her okulun kültürü farklıdır; aynı yönetim anlayışını her yerde uygulamaya çalışmak büyük bir hata olabilir.

Yetersiz yöneticiler ise farklı bir yol izler. Başarılı çalışanı desteklemek yerine ondan rahatsız olurlar. Yetki vermekten korkar; çünkü gücünü paylaşmanın otoritesini zayıflatacağını düşünür. Oysa gerçek otorite, yetkiyi tek elde toplamakla değil; güven oluşturarak sorumluluğu paylaşabilmekle kazanılır.

Kriz zamanları bir yöneticinin gerçek karakterini ortaya çıkarır. Her şey yolundayken okulu yönetmek çok kolaydır. Önemli olan, beklenmedik durumlar, belirsizlik ve sorunlar karşısında soğukkanlı kalabilmektir. Çalışanlar, zor günlerde yöneticilerinin arkasına değil, yanında durmasını ister. Çünkü güven veren liderler panik üretmez; çözüm üretir.

Bir okulda adalet duygusu zedelendiği anda çalışma barışı da zedelenmeye başlar. Görev dağılımında adaletin kaybolduğu, liyakatin göz ardı edildiği ve kişisel yakınlıkların ön plana çıktığı kurumlarda motivasyon hızla düşer. İnsanlar artık daha iyi iş yapmak için değil, hata yapmamaya çalışarak görevlerini yerine getirir. İşte bu; kurumun çöküşünün başladığı andır.

Göreve yeni başlayan her yönetici, ilk izlenimin yıllarca unutulmayacağını bilmelidir. İlk günlerde söylenen sözler, sergilenen tavırlar, kurulan iletişim dili ve alınan ilk kararlar; okulun yönetime duyacağı güvenin temelini oluşturur. Bu nedenle yeni görev yerinde aceleyle hüküm vermek yerine dinlemek, anlamaya çalışmak ve güven inşa etmek en doğru başlangıç olacaktır.

İyi bir yönetici sadece talimat veren kişi değildir. Dinleyen, anlayan, empati kuran, gerektiğinde hatasını kabul eden ve çalışanlarının fikirlerine değer veren kişidir. Çünkü insanlar, kendilerine değer veren yöneticiler için yalnızca görevlerini yapmaz; kurumun başarısı için gönüllerini de ortaya koyarlar.

Okullar; korkunun değil, güvenin hâkim olduğu yerler olmalıdır. Öğretmenin kendini ifade etmekten çekinmediği, fikirlerini rahatça paylaşabildiği ve başarısının takdir edildiği bir iklim oluşturmak yöneticinin en temel sorumluluğudur. Böyle bir ortamda sadece öğretmen değil, öğrenci de kazanır, veli de.

Unutulmamalıdır ki yöneticilik, insan yetiştirme sorumluluğudur. Özellikle eğitim kurumlarında yapılan her doğru ya da yanlış yönetim tercihi, dolaylı olarak çocuklarımızın geleceğini etkiler. Bu nedenle okul yöneticisi sadece bugünü yönetmez; yarını da şekillendirir.

Yeni bir okulda göreve başlayacak tüm yöneticiler için en değerli sermaye; makamın sağladığı yetki değil, insanlara vereceği güven olmalıdır. Yeni okul, eski hataları tekrarlama yeri değil; onları geride bırakıp daha güçlü bir lider olarak yeniden başlama fırsatıdır. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir.

Çünkü iyi yöneticiler makamlarının gücüyle değil, karakterlerinin gücüyle iz bırakırlar. Kötü yöneticiler ise geride kırgın insanlar, kaybolmuş motivasyon ve heba edilmiş potansiyeller bırakırlar. Bir okulun en büyük sermayesi binası değil, insan kaynağıdır. O kaynağı koruyup geliştirebilenler gerçek lider; onu tüketenler ise sadece sözde ‘makam sahibi’ olarak kalırlar.

İyi bir yönetici ekibini her açıdan geliştirir. Yetersiz bir yönetici ise önce güveni, sonra insanı, en sonunda da kurumu kaybeder.
Kalın sağlıcakla…

 

Şemsi ŞAHSİ
Eğitimci

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.