Dilek ONAY CAN
Köşe Yazarı
Dilek ONAY CAN
.
 

"Kalemimiz Hak,hakikat,adaletten yana olsun"

Tüm basın çalışanlarına ithaf edilen 10 Ocak Çalışan gazeteciler günü gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için 1961’den bu yana 10 Ocak'ta düzenleniyor ve sadece Türkiye’yede kutlanıyor. Basın emekçileri, bundan 59 yıl önce gazete patronlarının karşısına “simidimiz ve hürriyetimiz için” sloganıyla dikildi. 4 Ocak 1961'de basın emekçileri lehine bir yasanın kabul edilmesi sonrası yaşananlar, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'ne giden yolu açacaktı. 10 Ocak tarihinde Resmi Gazete'nin yayımlanmasıyla artık gazeteciler birçok önemli hak kazanmıştı. Buna tepki gösteren 9 gazete patronu, yasanın geri çekilmesi talebiyle üç gün gazete çıkarmayacaklarını açıkladı. Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah gazeteleri, 10 Ocak'ta “... milli birlik komitesi tarafından ilan edilen basınla ilgili kanunlar, milletçe girilen bu aydınlık devirde, basını emsali görülmemiş bir tehlikenin içine atmıştır” ortak metniyle çıktı. Patronlar yasayı kârlarını tehlikeye attığı için istemezken, devreye dönemin boyun eğmeyen gazetecileri girdi. Basın emekçisi Selçuk Altan sürece nasıl yanıt verildiğini şöyle anlatıyor: 10 Ocak günü dokuz patronun bildirisi gazetelerinde yayınlanırken, İstanbul Gazeteciler Sendikası’nda da olağanüstü bir gün yaşanıyordu. Çalışan gazeteciler, 27 Mayıs öncesindeki karanlık günlerde bir araya gelemeyen gazete sahiplerinin, bu kez çıkarları söz konusu olunca nasıl kol kola girdiklerini somut olarak görmüşlerdi. Sendika o gün bir bildiri yayınlayarak şöyle dedi:”Bu kapanma kararı, gazetelerin tesis ve maddi imkânlarını ellerinde bulunduran gazete sahipleri tarafından verilmiştir. Basını Meydana getiren asıl ve büyük kütle olan biz yazı işleri müdürleri, sekreterler, istihbarat şefleri, muharrirler, muhabirler, foto muhabirleri, karikatüristler, ressamlar, musahhihler (düzeltmenler) ve diğer fikir işçilerinin böyle bir kararda oyumuz olmadığı gibi, bu hareketi asla tasvip etmemekteyiz.” Bildiride, 27 Mayıs öncesinde fikir işçilerinin cop yedikleri, hapse girdikleri, yollarının kesildiği günlerde herhangi bir davranışta bulunmayan gazete sahiplerinin tutumu sergileniyor ve “Fikir işçilerinin haklarını teminat altına alan kanunun çıktığı sırada, gazete kapatmak suretiyle Milli Birlik Komitesi’ni protesto yoluna gitmeleri” kınanıyordu. Gazeteciler, aynı gün Sendikadan başlayan sessiz bir yürüyüş yaptılar. Ellerinde “Simidimiz ve hürriyetimiz için”, “Çalışan gazeteciye cop, patrona hazır lop” gibi dövizler taşıdılar. Sendika, 10 Ocak 1961 günü yaptığı toplantıda, patronun üç günlük boykotu sırasında “BASIN” adlı bir gazete yayınlamaya karar vermişti. Yönetim kurulu, aynı gün İstanbul Valisi Orgeneral Refik Tulga’yı ziyaret ederek durumu anlatmış, gerekli formaliteler için desteğini istemişti. Fikir ve kol işçilerinin elbirliği ile 11 Ocak 1961 günü çıkarılmaya başlanan, çalışanların ortak ürünü “BASIN GAZETESİ”nin sahipliğine sendika üyesi Selçuk Çandarlı, Genel Yayın Müdürlüğü’ne Abdi İpekçi, Sorumlu Yazı işleri Müdürlüğü’ne Semih Tuğrul ve Teknik Müşavirliği’ne de Murat Kayahanlı getirilmişlerdi. Patronların üç günlük boykotu sırasında düzenli bir şekilde yayınlanan basın gazetesi, teknik olanaksızlıklar nedeniyle bazı eksiklikler taşıyordu ama gerek “Haktan ve gerçekten yana” oluşu, gerek”meslek onurunu koruyuşu” ile okuyucuların büyük ilgisini toplamış ve 100 bin tiraj gibi o gün için önemli bir noktaya ulaşmıştı.  GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN' Demokrasi kültürünün yerleşmesi, bir yaşam biçimine dönüşerek kökleşmesi basının konumu ve yapısıyla doğrudan ilgilidir. Basın ülke sorunlarını en doğru şekilde dile getirmeli ,sorunların çözümüne katkı sağlamalıdır. Bu konuda en büyük görev basına düşmektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vurguladığı gibi ; ’Basın, milletin müşterek sesidir’ Türkiye Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 165. sırada.Dezenformasyon yasası kapsamında onlarca gazeteci cezaevinde. Ülkemiz hem basın özgürlüğü hem de gazetecilerin çalışma şartları açısından iyi bir noktada değil.Yüzlerce gazeteci issiz.Çalışma şartlarının iyileştirildiği, basın özgürlüğünün kâmil manada gerçekleştiği bir Türkiye hepimizin ortak temennisi.10 Ocak 1961'in üzerinden 59 yıl geçerken, basın emekçileri o dönem kazandığı haklara sahip çıkamayarak bugünlere geldi.. Bizler çalışan gazeteciler olarak halkın haber alma, gerçekleri öğrenme ve bilgilenme hakkının savunucusu olmayı ve  Sendikal haklarımızın genişlemesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi!Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.Bu doğrultuda Doğru, tarafsız, kalemini hak, hakikat ve adaletten ayırmayan tüm meslektaşlarımın ve sahsımın “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” kutlu olsun. Daha güzel yarınlara.. Sevgiyle kalın...
Ekleme Tarihi: 10 Ocak 2024 - Çarşamba

"Kalemimiz Hak,hakikat,adaletten yana olsun"

Tüm basın çalışanlarına ithaf edilen 10 Ocak Çalışan gazeteciler günü gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için 1961’den bu yana 10 Ocak'ta düzenleniyor ve sadece Türkiye’yede kutlanıyor.

Basın emekçileri, bundan 59 yıl önce gazete patronlarının karşısına “simidimiz ve hürriyetimiz için” sloganıyla dikildi.
4 Ocak 1961'de basın emekçileri lehine bir yasanın kabul edilmesi sonrası yaşananlar, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'ne giden yolu açacaktı.
10 Ocak tarihinde Resmi Gazete'nin yayımlanmasıyla artık gazeteciler birçok önemli hak kazanmıştı. Buna tepki gösteren 9 gazete patronu, yasanın geri çekilmesi talebiyle üç gün gazete çıkarmayacaklarını açıkladı.
Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah gazeteleri, 10 Ocak'ta “... milli birlik komitesi tarafından ilan edilen basınla ilgili kanunlar, milletçe girilen bu aydınlık devirde, basını emsali görülmemiş bir tehlikenin içine atmıştır” ortak metniyle çıktı.
Patronlar yasayı kârlarını tehlikeye attığı için istemezken, devreye dönemin boyun eğmeyen gazetecileri girdi.
Basın emekçisi Selçuk Altan sürece nasıl yanıt verildiğini şöyle anlatıyor:
10 Ocak günü dokuz patronun bildirisi gazetelerinde yayınlanırken, İstanbul Gazeteciler Sendikası’nda da olağanüstü bir gün yaşanıyordu. Çalışan gazeteciler, 27 Mayıs öncesindeki karanlık günlerde bir araya gelemeyen gazete sahiplerinin, bu kez çıkarları söz konusu olunca nasıl kol kola girdiklerini somut olarak görmüşlerdi.
Sendika o gün bir bildiri yayınlayarak şöyle dedi:”Bu kapanma kararı, gazetelerin tesis ve maddi imkânlarını ellerinde bulunduran gazete sahipleri tarafından verilmiştir. Basını Meydana getiren asıl ve büyük kütle olan biz yazı işleri müdürleri, sekreterler, istihbarat şefleri, muharrirler, muhabirler, foto muhabirleri, karikatüristler, ressamlar, musahhihler (düzeltmenler) ve diğer fikir işçilerinin böyle bir kararda oyumuz olmadığı gibi, bu hareketi asla tasvip etmemekteyiz.”
Bildiride, 27 Mayıs öncesinde fikir işçilerinin cop yedikleri, hapse girdikleri, yollarının kesildiği günlerde herhangi bir davranışta bulunmayan gazete sahiplerinin tutumu sergileniyor ve “Fikir işçilerinin haklarını teminat altına alan kanunun çıktığı sırada, gazete kapatmak suretiyle Milli Birlik Komitesi’ni protesto yoluna gitmeleri” kınanıyordu.
Gazeteciler, aynı gün Sendikadan başlayan sessiz bir yürüyüş yaptılar. Ellerinde “Simidimiz ve hürriyetimiz için”, “Çalışan gazeteciye cop, patrona hazır lop” gibi dövizler taşıdılar.
Sendika, 10 Ocak 1961 günü yaptığı toplantıda, patronun üç günlük boykotu sırasında “BASIN” adlı bir gazete yayınlamaya karar vermişti. Yönetim kurulu, aynı gün İstanbul Valisi Orgeneral Refik Tulga’yı ziyaret ederek durumu anlatmış, gerekli formaliteler için desteğini istemişti. Fikir ve kol işçilerinin elbirliği ile 11 Ocak 1961 günü çıkarılmaya başlanan, çalışanların ortak ürünü “BASIN GAZETESİ”nin sahipliğine sendika üyesi Selçuk Çandarlı, Genel Yayın Müdürlüğü’ne Abdi İpekçi, Sorumlu Yazı işleri Müdürlüğü’ne Semih Tuğrul ve Teknik Müşavirliği’ne de Murat Kayahanlı getirilmişlerdi.
Patronların üç günlük boykotu sırasında düzenli bir şekilde yayınlanan basın gazetesi, teknik olanaksızlıklar nedeniyle bazı eksiklikler taşıyordu ama gerek “Haktan ve gerçekten yana” oluşu, gerek”meslek onurunu koruyuşu” ile okuyucuların büyük ilgisini toplamış ve 100 bin tiraj gibi o gün için önemli bir noktaya ulaşmıştı. 
GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN'

Demokrasi kültürünün yerleşmesi, bir yaşam biçimine dönüşerek kökleşmesi basının konumu ve yapısıyla doğrudan ilgilidir. Basın ülke sorunlarını en doğru şekilde dile getirmeli ,sorunların çözümüne katkı sağlamalıdır. Bu konuda en büyük görev basına düşmektedir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vurguladığı gibi ;
’Basın, milletin müşterek sesidir’

Türkiye Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 165. sırada.Dezenformasyon yasası kapsamında onlarca gazeteci cezaevinde.
Ülkemiz hem basın özgürlüğü hem de gazetecilerin çalışma şartları açısından iyi bir noktada değil.Yüzlerce gazeteci issiz.Çalışma şartlarının iyileştirildiği, basın özgürlüğünün kâmil manada gerçekleştiği bir Türkiye hepimizin ortak temennisi.10 Ocak 1961'in üzerinden 59 yıl geçerken, basın emekçileri o dönem kazandığı haklara sahip çıkamayarak bugünlere geldi..

Bizler çalışan gazeteciler olarak halkın haber alma, gerçekleri öğrenme ve bilgilenme hakkının savunucusu olmayı ve  Sendikal haklarımızın genişlemesi için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi!Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.Bu doğrultuda Doğru, tarafsız, kalemini hak, hakikat ve adaletten ayırmayan tüm meslektaşlarımın ve sahsımın “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü” kutlu olsun.

Daha güzel yarınlara..

Sevgiyle kalın...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Meryem karadeniz
(10.01.2024 20:22 - #1323)
Hak ,hakikat ve doğruyu, güzeli,iyiyi yazan kalemlerin derecesi yüksek değerlerimizin kaynshidir...İlim sahibi yazarın kalemi ile derecesi çok yüksektir..." Hayatta en hakiki mürşit ilimdir...". Kamil insanın ışığı ilimdir...Hak ve hakikatlerin üzerini örterek kendi anlayislarini kabul etmeye çalışanlar orta çağ karanlığından daha zifiri karanlıkta olanlardır...Karanlıkları gündüze çeviren kalemler hak ve hakikat pinarlarindan güç ve kuvvet alırlar...Sosyalistler ilmin peşinden kosmazlar...Çünkü hak ve hakikatlerin üzerini orterler...Kendi dusuncelerini hakikat olarak kabul ettirmeye çalışırlar...Yazarlarımız selâm olsun...
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Meryem karadeniz
(23.01.2024 11:08 - #1361)
Bugün Türkiye'nin dertleri hak ve hakikatleri bilmiyoruz.Hak ve hakikatlerin uzeri örtülerek,kendi anlayisimizi kabul ettirmeye çalışıyoruz .Ekonomideki hak ve hakikatler nedir? Bireyleri Allah yarattı.İrklarida Allah yarattı.Biz bireylerin ve ırkların neler yaptığına bakıyoruz .Araştırıp anlamaya çalışıyoruz ..Para Yahudi ezeri...Derken,sermaye ve kapitalist sistem Yahudi eseri...Peşinden komünizme ve antikapitalist hareket Yahudi eseri..Onun da arkasında filozof Bergson elinde ruhcu ve mataryslizmsyi tepeleyici dünya görüşü yine Yahudi eseri...Yahudi,nerede hangi fikir etrafında birlik ve yekparelik görürse,onu fesada götürmeye ve bu arada kendi çıkarını sağlamaya memur bir defatist - bozguncudur...Ve aslında hiçbir dünya gorusunun samimi baglisi değildir..Onun fikrimce dünya allak bullak gitmelidir ki,kendisi selamet ve menfaat muvazenesini koruyabilsin...Yahudi belası ile Almanlar mücadele etti..Ama muhasebeleri zayıf kaldı. Zafiyetleri den yararlanan Yahudiler Almanya'yı teslim aldı.Yahudilerle mücadelede İslamiyet vardır...Bugün muslumanlar okumaz.Kulak dolgunluğu ile geçinir...Elinde kitap okuyan musluman çok azdır...Müslümanım der, çocukları oldurenlere ve terör örgütlerine destek verenlere oy verir...Sosyalistler hakkında hiçbir bilgisi yoktur.Sosyalistlete oy verir...Müslümanlık hakkında da bilgisi yoktur.Muslumanim der...Rize üniversitesi İslam Hukuk Sistemi ile Sosyalist Hukuk sistemini bize öğretecek konferanslar vermelidir...Akşam olur kafası boş yatar,sabah olur kafası boş kalkanlara ilim adamı denir mi?
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Meryem karadeniz
(23.01.2024 11:08 - #1362)
Bugün Türkiye'nin dertleri hak ve hakikatleri bilmiyoruz.Hak ve hakikatlerin uzeri örtülerek,kendi anlayisimizi kabul ettirmeye çalışıyoruz .Ekonomideki hak ve hakikatler nedir? Bireyleri Allah yarattı.İrklarida Allah yarattı.Biz bireylerin ve ırkların neler yaptığına bakıyoruz .Araştırıp anlamaya çalışıyoruz ..Para Yahudi ezeri...Derken,sermaye ve kapitalist sistem Yahudi eseri...Peşinden komünizme ve antikapitalist hareket Yahudi eseri..Onun da arkasında filozof Bergson elinde ruhcu ve mataryslizmsyi tepeleyici dünya görüşü yine Yahudi eseri...Yahudi,nerede hangi fikir etrafında birlik ve yekparelik görürse,onu fesada götürmeye ve bu arada kendi çıkarını sağlamaya memur bir defatist - bozguncudur...Ve aslında hiçbir dünya gorusunun samimi baglisi değildir..Onun fikrimce dünya allak bullak gitmelidir ki,kendisi selamet ve menfaat muvazenesini koruyabilsin...Yahudi belası ile Almanlar mücadele etti..Ama muhasebeleri zayıf kaldı. Zafiyetleri den yararlanan Yahudiler Almanya'yı teslim aldı.Yahudilerle mücadelede İslamiyet vardır...Bugün muslumanlar okumaz.Kulak dolgunluğu ile geçinir...Elinde kitap okuyan musluman çok azdır...Müslümanım der, çocukları oldurenlere ve terör örgütlerine destek verenlere oy verir...Sosyalistler hakkında hiçbir bilgisi yoktur.Sosyalistlete oy verir...Müslümanlık hakkında da bilgisi yoktur.Muslumanim der...Rize üniversitesi İslam Hukuk Sistemi ile Sosyalist Hukuk sistemini bize öğretecek konferanslar vermelidir...Akşam olur kafası boş yatar,sabah olur kafası boş kalkanlara ilim adamı denir mi?
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
timbir - birlik haber ajansi