Tuncay SOYKAN
Köşe Yazarı
Tuncay SOYKAN
 

Nerede O Eski Biz?

​Her yıl Karadeniz’in sisli dağları dumanlanıp, çayın yeşili gözüme tütmeye başladı mı içimde dur durak bilmeyen bir sızı başlar. Henüz dokuz yaşında, avucumda çocukluğumun bilyeleri, cebimde taze ot kokusuyla ayrıldığım o topraklara dönmek, köyümün taşına, toprağına, derelerin o şırıl şırıl sesine sarılmak isterim. Dokuz yaşında ayrıldım ama ruhumu, çocukluğumun o en saf, en masum halini Rize’nin o dik yamaçlarında bıraktım ben. ​Yıllar geçer, yollar biter, her gidişimde o saf çocukluğuma kavuşacak olmanın heyecanı düşer içime. Ancak ne acıdır ki, her dönüşümde bağrıma basmak istediğim o memleketten, içimde ağır bir burukluk ve derin bir üzüntüyle ayrılırım. ​Bizim çocukluğumuzda imece vardı, sadakat vardı, hepsinden önemlisi samimiyet ve "biz" vardı. Adımlarımızın iz bıraktığı, birbirimize kavuştuğumuz o kıvrım kıvrım patika yollar vardı. Şimdilerde ne o patikalar kaldı ne de o yollarda yürüyen güzel insanların izi. O canım patikaların yerini asfaltlar, o göz alabildiğine uzanan yeşilliklerin yerini ise soğuk betonlar aldı. Doğanın yeşili çekildikçe, ne yazık ki insanımızın gönlündeki o eski sıcaklık da betona yenik düştü. ​Şimdilerde mal hırsı, dünün o sıcacık akrabalık bağlarını silip süpürmüş durumda. ​Özellikle şu miras meseleleri. Yahu ne ara böyle olduk biz? Öz kız kardeşine üç kuruşluk toprak parçasını çok gören, "Kız kısmına miras mı düşermiş?" sığlığına sığınan adamlara sormak lazım Hangi hakla, hangi vicdanla? Ananın, babanın helal alın teri döktüğü o topraklarda, aynı karından çıktığın bacının hakkını gaspedip üzerine yatınca için rahat ediyor mu gerçekten? O toprak seni doyurur da, vicdanındaki o açlığı hangi dünya malı doyuracak merak ediyorum. ​Eskiden kardeş kelimesi arkadaki dağ, sığınacak en güvenli limandı. Şimdi ise üç dönümlük çaylık için, aynı evde büyümüş insanlar (kız, erkek fark etmiyor) birbirine ağza alınmayacak, sin kaflı en ağır küfürleri savurur hale gelmiş. Yüz yüze bakacak dermanı, yan yana duracak arı kalmamış. ​Akrabalık ilişkilerimiz ise adeta muazzam bir kütüğe dönüştü: Benim kimseye faydam olmasın! ​Ne kadar büyük bir yalnızlaşma, ne kadar sığ bir düşünce değil mi? Aman kimseye bir hayrımız dokunmasın, aman kimse bizden bir çöp istemesin. Kendi kabuğumuza çekilelim, üç günlük dünyada parayı, toprağı, çalıyı çırpıyı istifleyip üstüne oturalım. Hani o meşhur laftır ya, Miras kalır, akraba kalmaz. Bizim oralarda artık bırakın akrabayı, insanlık bile nasibini alamıyor bu hırstan. ​Ben yine çocukluğumun o masum köyünü, yeşilin köye henüz küsmediği o güzel günlerdeki gibi sevmeye devam edeceğim. Toprağına, havasına canım kurban. Ama doğayı betona boğan, kardeşinin hakkını yiyen, benden kimseye fayda gelmesin deyip kabuğuna çekilen o açgözlülüğe asla alışmayacağım. ​Gözünüzü toprak doyursun desem, o güzelim toprağa da yazık. O toprak ki zamanı gelince hepimizi bağrına basacak. Ama o zaman geldiğinde, ardınızda bıraktığınız o kırık kalplerin, yok ettiğiniz patikaların, gasp ettiğiniz hakların ve edilen o ağır küfürlerin hesabını hangi tarlanın çayıyla ödeyeceksiniz, işte onu hiç bilmiyorum. Vesselam 
Ekleme Tarihi: 31 Temmuz 2026 -Cuma

Nerede O Eski Biz?

​Her yıl Karadeniz’in sisli dağları dumanlanıp, çayın yeşili gözüme tütmeye başladı mı içimde dur durak bilmeyen bir sızı başlar. Henüz dokuz yaşında, avucumda çocukluğumun bilyeleri, cebimde taze ot kokusuyla ayrıldığım o topraklara dönmek, köyümün taşına, toprağına, derelerin o şırıl şırıl sesine sarılmak isterim. Dokuz yaşında ayrıldım ama ruhumu, çocukluğumun o en saf, en masum halini Rize’nin o dik yamaçlarında bıraktım ben.

​Yıllar geçer, yollar biter, her gidişimde o saf çocukluğuma kavuşacak olmanın heyecanı düşer içime. Ancak ne acıdır ki, her dönüşümde bağrıma basmak istediğim o memleketten, içimde ağır bir burukluk ve derin bir üzüntüyle ayrılırım.

​Bizim çocukluğumuzda imece vardı, sadakat vardı, hepsinden önemlisi samimiyet ve "biz" vardı. Adımlarımızın iz bıraktığı, birbirimize kavuştuğumuz o kıvrım kıvrım patika yollar vardı. Şimdilerde ne o patikalar kaldı ne de o yollarda yürüyen güzel insanların izi. O canım patikaların yerini asfaltlar, o göz alabildiğine uzanan yeşilliklerin yerini ise soğuk betonlar aldı. Doğanın yeşili çekildikçe, ne yazık ki insanımızın gönlündeki o eski sıcaklık da betona yenik düştü.

​Şimdilerde mal hırsı, dünün o sıcacık akrabalık bağlarını silip süpürmüş durumda.

​Özellikle şu miras meseleleri. Yahu ne ara böyle olduk biz? Öz kız kardeşine üç kuruşluk toprak parçasını çok gören, "Kız kısmına miras mı düşermiş?" sığlığına sığınan adamlara sormak lazım Hangi hakla, hangi vicdanla? Ananın, babanın helal alın teri döktüğü o topraklarda, aynı karından çıktığın bacının hakkını gaspedip üzerine yatınca için rahat ediyor mu gerçekten? O toprak seni doyurur da, vicdanındaki o açlığı hangi dünya malı doyuracak merak ediyorum.

​Eskiden kardeş kelimesi arkadaki dağ, sığınacak en güvenli limandı. Şimdi ise üç dönümlük çaylık için, aynı evde büyümüş insanlar (kız, erkek fark etmiyor) birbirine ağza alınmayacak, sin kaflı en ağır küfürleri savurur hale gelmiş. Yüz yüze bakacak dermanı, yan yana duracak arı kalmamış.

​Akrabalık ilişkilerimiz ise adeta muazzam bir kütüğe dönüştü: Benim kimseye faydam olmasın!

​Ne kadar büyük bir yalnızlaşma, ne kadar sığ bir düşünce değil mi? Aman kimseye bir hayrımız dokunmasın, aman kimse bizden bir çöp istemesin. Kendi kabuğumuza çekilelim, üç günlük dünyada parayı, toprağı, çalıyı çırpıyı istifleyip üstüne oturalım. Hani o meşhur laftır ya, Miras kalır, akraba kalmaz. Bizim oralarda artık bırakın akrabayı, insanlık bile nasibini alamıyor bu hırstan.

​Ben yine çocukluğumun o masum köyünü, yeşilin köye henüz küsmediği o güzel günlerdeki gibi sevmeye devam edeceğim. Toprağına, havasına canım kurban. Ama doğayı betona boğan, kardeşinin hakkını yiyen, benden kimseye fayda gelmesin deyip kabuğuna çekilen o açgözlülüğe asla alışmayacağım.

​Gözünüzü toprak doyursun desem, o güzelim toprağa da yazık. O toprak ki zamanı gelince hepimizi bağrına basacak. Ama o zaman geldiğinde, ardınızda bıraktığınız o kırık kalplerin, yok ettiğiniz patikaların, gasp ettiğiniz hakların ve edilen o ağır küfürlerin hesabını hangi tarlanın çayıyla ödeyeceksiniz, işte onu hiç bilmiyorum.

Vesselam 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Diğer Yazıları

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.