ESKİ BİR ALIŞKANLIK: GAZETECİLERİ KORKUTMAYA ÇALIŞMAK

Rize 30.07.2026 - 10:59, Güncelleme: 30.07.2026 - 11:03 564 kez okundu.
 

ESKİ BİR ALIŞKANLIK: GAZETECİLERİ KORKUTMAYA ÇALIŞMAK

Bu coğrafyada gazeteci olmak oldum olası zordur. Bunu ortaya çıkaran çeşitli gerçekler var. Bu gerçeklerden biri ise habercilerin hiç umulmadık çevrelerinin baskısıyla karşılaşmalarıdır. Bizlere zorluk yaşatanların yargı, güvenlik birimleri gibi devlet mercileri olduğu sanılır.
Oysa hakikatin peşine düşen bir habercinin karşılaştığı en sert ve en sinsice engeller, çoğunlukla ne idari makamlardan ne de resmi kurumlardan gelir; asıl direnç, bizzat hizmet ettikleri toplumun kendi içindeki bazı yapılardan yükselir.  Haber:Adnan ONAY Kamuoyunun doğru, tarafsız ve yalın bilgiye ulaşabilmesi adına gecesini gündüzüne katan, binbir türlü tehlikeyi göze alan haberciler, ne yazık ki yine o kamuoyunun içinden çıkan bir kesimin hedefi haline gelir. Hakikatin üzerini örtmeyi kendine görev edinen bu çevrelerin ilk başvurduğu yöntem ise basını korkutmak, baskı altına almak ve böylece habercilerin sesini kısmaya çalışmak olur. Üstelik bunu sadece kendi imkânlarıyla yapmazlar; idari ve adli mercileri yalan beyanlarla, asılsız ihbarlarla ve iftiralarla kışkırtarak gazetecilerin,habercilerin üzerine salmaya, onları ceza mekanizmalarıyla sindirmeye çalışırlar. Elbette bu mesleğin tüm mensuplarını sütten çıkmış ak kaşık ilan etmek, gerçeğe göz kapatmak olur. Kalemini çıkarlarına satan, belli odakların ya da sermaye gruplarının tetikçiliğini yapan, meslek ilkelerini ayaklar altına almış kalemlerin varlığı yadsınamaz bir gerçektir. Ancak bu tür örnekleri öne sürerek, tüm olumsuz şartlara rağmen mesleğinin onurunu koruyan, dürüstlükten taviz vermeyen gazetecileri yıldırmaya çalışanların hiçbir şekilde iyi niyetli olmadığını vurgulamak gerekir. Burada bahsettiğim kişilerin amaçları bu tür yollara başvuranlara karşı mesleki bir eleştiri getirmek değil, tam aksine gerçeklerin karanlıkta kalmasını sağlamaktır. Bu konuyu  bugün yeniden gündeme getirme ihtiyacı duymamın nedeni şehrimizde gerçekleşen son fuhuş operasyonu sonrasında yaşanan gelişmelerdir. Yapılan operasyonla ilgili kamuoyuna ilgili makamlardan bir açıklama yapılmayınca sıcağı sıcağına kamuoyunu bilgilendirmeye çalışan bazı gazeteciler olayın perde arkasını aralamak ve kamuoyunu aydınlatmak adına büyük bir çaba sarf etmiş, soruşturma kapsamında çeşitli meslek gruplarının ve esnafın da adının geçtiği iddialarını sayfalarına yansıtmışlardır.  Gazetecilik tekniği ve haber sistematiği açısından bakıldığında; toplumun güven duyduğu ya da hassasiyet gösterdiği meslek gruplarının böyle olumsuz olaylarla birlikte anılması, o meslekleri hedef almak ya da karalamak anlamına gelmez. Aksine, o meslek mensuplarının toplum nezdindeki yüksek sorumluluğuna ve taşıdıkları misyona dikkat çeker. Örneğin; hepimiz  bir polisin hırsızlık yapmasına, bir yargıcın rüşvet almasına ya da bir öğretmenin suça karışmasına ekstra şaşırırız. Çünkü bu meslekler doğası gereği adaleti, güvenliği ve ahlakı temsil ederler. Dolayısıyla toplumsal bir yarayı açığa çıkaran haberlerde iddialara dayalı olarak bu tür meslek gruplarından bahsedilmesi  son derece doğaldır ve haberde bunlara yer verilmesi haberin sarsıcı gücünü oluşturur. Tüm bu mesleki ve mantıksal gerçeklere rağmen, birilerinin çıkıp “Bu tür haberlerle mesleğimizi, itibarımızı karalıyorlar; bu yazıları yazanları takibe aldık, hepsini yargıya vereceğiz” gibi altı boş tehditlerle habercilere gözdağı vermeye çalışması son derece trajikomiktir. Eğer, gazetecilerin haber tekniğinde önemsediği türden iddiaları haberlerine taşımalarından birileri  bu derece rahatsızlık duyuyor ve korku yayarak bu haberleri yapan basın mensuplarını susturmak istiyorsa o zaman ortada meslek itibarından ziyade gizlenmeye çalışılan başka bir sancının, kapatılmak istenen başka bir ayıbın olduğunu düşünmek gerekir. Bir kere şunu vurgulamakta yarar var; fuhuş olaylarında iddia edilen meslek mensuplarını sadece o ille ilgili düşünmek son derece yanlıştır. Bir başka şehirden herhangi bir meslek mensubu bir başka şehirde bu tip olaylara karışmış olabilir. O nedenle bu tip ifadeleri olaya konu olan şehirle sınırlı olarak değerlendirmeye kalkmak bu yöndeki kuşkuları artırmaya yol açabilir. Bu tür pozisyonlara düşenlerle ilgili Stalin dönemine uzanan güzel bir fıkra var.. Yazımı bu fıkrayla bitireyim; Sarhoşun biri Kremlin Sarayı’nın tam önünde durmuş, avazı çıktığı kadar “Kahrolsun diktatör!” diye bağırıyormuş. Gizli polisler adamı anında derdest edip yaka paça Stalin’in huzuruna çıkarmışlar. Stalin, karşısında duran sarhoşa öfkeyle sormuş: “– Yoldaş, bağırırken hangi diktatörü kastettin?” Adam hiç istifini bozmadan cevap vermiş: “– Tabii ki Hitler’i kastettim yoldaş.” Stalin bunun üzerine tatmin olmuş bir şekilde başını sallamış ve adamı yakalayıp getiren polise dönerek soğuk bir sesle sormuş: “– Yoldaş... Peki sen hangi diktatörü anladın?”
Bu coğrafyada gazeteci olmak oldum olası zordur. Bunu ortaya çıkaran çeşitli gerçekler var. Bu gerçeklerden biri ise habercilerin hiç umulmadık çevrelerinin baskısıyla karşılaşmalarıdır. Bizlere zorluk yaşatanların yargı, güvenlik birimleri gibi devlet mercileri olduğu sanılır.

Oysa hakikatin peşine düşen bir habercinin karşılaştığı en sert ve en sinsice engeller, çoğunlukla ne idari makamlardan ne de resmi kurumlardan gelir; asıl direnç, bizzat hizmet ettikleri toplumun kendi içindeki bazı yapılardan yükselir. 

Haber:Adnan ONAY

Kamuoyunun doğru, tarafsız ve yalın bilgiye ulaşabilmesi adına gecesini gündüzüne katan, binbir türlü tehlikeyi göze alan haberciler, ne yazık ki yine o kamuoyunun içinden çıkan bir kesimin hedefi haline gelir. Hakikatin üzerini örtmeyi kendine görev edinen bu çevrelerin ilk başvurduğu yöntem ise basını korkutmak, baskı altına almak ve böylece habercilerin sesini kısmaya çalışmak olur. Üstelik bunu sadece kendi imkânlarıyla yapmazlar; idari ve adli mercileri yalan beyanlarla, asılsız ihbarlarla ve iftiralarla kışkırtarak gazetecilerin,habercilerin üzerine salmaya, onları ceza mekanizmalarıyla sindirmeye çalışırlar.

Elbette bu mesleğin tüm mensuplarını sütten çıkmış ak kaşık ilan etmek, gerçeğe göz kapatmak olur. Kalemini çıkarlarına satan, belli odakların ya da sermaye gruplarının tetikçiliğini yapan, meslek ilkelerini ayaklar altına almış kalemlerin varlığı yadsınamaz bir gerçektir. Ancak bu tür örnekleri öne sürerek, tüm olumsuz şartlara rağmen mesleğinin onurunu koruyan, dürüstlükten taviz vermeyen gazetecileri yıldırmaya çalışanların hiçbir şekilde iyi niyetli olmadığını vurgulamak gerekir. Burada bahsettiğim kişilerin amaçları bu tür yollara başvuranlara karşı mesleki bir eleştiri getirmek değil, tam aksine gerçeklerin karanlıkta kalmasını sağlamaktır.

Bu konuyu  bugün yeniden gündeme getirme ihtiyacı duymamın nedeni şehrimizde gerçekleşen son fuhuş operasyonu sonrasında yaşanan gelişmelerdir. Yapılan operasyonla ilgili kamuoyuna ilgili makamlardan bir açıklama yapılmayınca sıcağı sıcağına kamuoyunu bilgilendirmeye çalışan bazı gazeteciler olayın perde arkasını aralamak ve kamuoyunu aydınlatmak adına büyük bir çaba sarf etmiş, soruşturma kapsamında çeşitli meslek gruplarının ve esnafın da adının geçtiği iddialarını sayfalarına yansıtmışlardır. 

Gazetecilik tekniği ve haber sistematiği açısından bakıldığında; toplumun güven duyduğu ya da hassasiyet gösterdiği meslek gruplarının böyle olumsuz olaylarla birlikte anılması, o meslekleri hedef almak ya da karalamak anlamına gelmez. Aksine, o meslek mensuplarının toplum nezdindeki yüksek sorumluluğuna ve taşıdıkları misyona dikkat çeker. Örneğin; hepimiz  bir polisin hırsızlık yapmasına, bir yargıcın rüşvet almasına ya da bir öğretmenin suça karışmasına ekstra şaşırırız. Çünkü bu meslekler doğası gereği adaleti, güvenliği ve ahlakı temsil ederler. Dolayısıyla toplumsal bir yarayı açığa çıkaran haberlerde iddialara dayalı olarak bu tür meslek gruplarından bahsedilmesi  son derece doğaldır ve haberde bunlara yer verilmesi haberin sarsıcı gücünü oluşturur.

Tüm bu mesleki ve mantıksal gerçeklere rağmen, birilerinin çıkıp “Bu tür haberlerle mesleğimizi, itibarımızı karalıyorlar; bu yazıları yazanları takibe aldık, hepsini yargıya vereceğiz” gibi altı boş tehditlerle habercilere gözdağı vermeye çalışması son derece trajikomiktir. Eğer, gazetecilerin haber tekniğinde önemsediği türden iddiaları haberlerine taşımalarından birileri  bu derece rahatsızlık duyuyor ve korku yayarak bu haberleri yapan basın mensuplarını susturmak istiyorsa o zaman ortada meslek itibarından ziyade gizlenmeye çalışılan başka bir sancının, kapatılmak istenen başka bir ayıbın olduğunu düşünmek gerekir.
Bir kere şunu vurgulamakta yarar var; fuhuş olaylarında iddia edilen meslek mensuplarını sadece o ille ilgili düşünmek son derece yanlıştır. Bir başka şehirden herhangi bir meslek mensubu bir başka şehirde bu tip olaylara karışmış olabilir. O nedenle bu tip ifadeleri olaya konu olan şehirle sınırlı olarak değerlendirmeye kalkmak bu yöndeki kuşkuları artırmaya yol açabilir.

Bu tür pozisyonlara düşenlerle ilgili Stalin dönemine uzanan güzel bir fıkra var.. Yazımı bu fıkrayla bitireyim;

Sarhoşun biri Kremlin Sarayı’nın tam önünde durmuş, avazı çıktığı kadar “Kahrolsun diktatör!” diye bağırıyormuş. Gizli polisler adamı anında derdest edip yaka paça Stalin’in huzuruna çıkarmışlar.
Stalin, karşısında duran sarhoşa öfkeyle sormuş:
“– Yoldaş, bağırırken hangi diktatörü kastettin?”
Adam hiç istifini bozmadan cevap vermiş:
“– Tabii ki Hitler’i kastettim yoldaş.”

Stalin bunun üzerine tatmin olmuş bir şekilde başını sallamış ve adamı yakalayıp getiren polise dönerek soğuk bir sesle sormuş:
“– Yoldaş... Peki sen hangi diktatörü anladın?”

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.