KÖYLERİ BOŞALTTIK, TARIMI ÖKSÜZ "YETİM" BIRAKTIK.

Rize 13.08.2026 - 20:18, Güncelleme: 13.08.2026 - 20:18 313 kez okundu.
 

KÖYLERİ BOŞALTTIK, TARIMI ÖKSÜZ "YETİM" BIRAKTIK.

“Yanlış politikalar sonucunda, bir zamanlar ‘milletin efendisi’ olarak tanımlanan köylü, zamanla şehrin kenar mahallelerinde yaşamaya mecbur bırakılmıştır.”
Dün, Rize'de çay tarımında gençlerin hızla uzaklaştığını ve genç çiftçi sayısının her geçen gün azalmasının çay tarımının geleceği açısından ciddi bir risk oluşturduğunu yazdık. Yazının on binlerce kez okunması ve farklı platformlarda yapılan yorumlar, aslında hepimizin bildiği ancak yeterince gündeme getirmediği bir gerçeği ortaya koydu: Köyler yalnızlaştırıldı, köylü üretimden ve topraktan koparıldı. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu yaşananlar yalnızca yanlış politikaların sonucu muydu, yoksa bizi bu noktaya taşıyan başka yapısal etkenler de var mıydı? Bu sürecin önemli dönüm noktalarından biri, 1990’lı yıllarda başlayan taşımalı eğitim uygulamasıydı. Köy okulları kapatıldı. Oysa köy okulu yalnızca bir eğitim kurumu değildi. Bir, iki, hatta dört öğretmenin köyde ikamet etmesi; öğrencilerin, öğretmenlerin, imamın, bakkalın ve küçük esnafın bir arada olduğu canlı bir sosyal yaşam anlamına geliyordu. Okul, köyün adeta kalbiydi. Taşımalı eğitimle birlikte çocuklar köylerden ilçe ve şehir merkezlerindeki büyük okullara taşınmaya başladı. Ardından aileler de çocuklarının eğitim sürecini destekleyebilmek için kış aylarında şehirlere göç etmeye başladı. Böylece köyden kente yöneliş hız kazandı. Bu süreçle birlikte “şehirde yaşayan köylü” olarak tanımlanabilecek yeni bir sosyal yapı ortaya çıktı. Tarımla uğraşmaya devam eden ancak şehir merkezlerinde yaşayan, bir ayağı köyde bir ayağı şehirde olan bir kesim oluştu. Bir zamanlar “milletin efendisi” olarak anılan köylü, zamanla şehrin kenar mahallelerinde en düşük maliyetli kiralık konutları arayan; pazarcılık, asgari ücretli işler ve günlük geçim mücadelesiyle ayakta kalmaya çalışan bir toplumsal kesime dönüştü. Ardından tarımsal üretim de bu dönüşümden etkilendi. Eskiden köylü; domatesini, biberini, patlıcanını, fasulyesini ve lahanasını kendi bahçesinde yetiştirir, turşusunu kurar, kışlık ihtiyacının önemli bir bölümünü kendi üretimiyle karşılar, büyük ölçüde kendi kendine yeterli bir yaşam sürdürürdü. Ayrıca sınırlı da olsa hayvancılık yaparak mutfağını zenginleştirirdi. Bugün ise bu bahçe tarımı ve hayvancılık kültürünün çok büyük bir bölümünü kaybetmiş durumdayız. Ve şimdi daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız: Çay bahçelerinde genç nüfus yok denecek kadar az. Köyde kalanların büyük çoğunluğu 50, 60 ve 70 yaş grubundan oluşuyor. Gençler ise köyde yaşamayı tercih etmiyor. Çünkü köy yaşamı artık yalnızca sosyal açıdan değil, ekonomik açıdan da oldukça zorlayıcı hale gelmiş durumda. Şehirde desteklenen doğal gaz gibi imkanların aksine, köyde ısınma ve yaşam giderleri; odun, kömür, tüp gaz, sıcak su ve benzeri kalemlerle doğrudan üreticinin omzuna yükleniyor. Bu durum, köy yaşamını şehirle kıyaslandığında çok daha ağır bir mali yük haline getiriyor. Böylesi bir ortamda genç bir insana “Köye dön, tarım yap, çay üret” demek ne kadar gerçekçidir? Artık karar vericilerin bu gerçeği dikkate alması gerekmektedir. Köyde yaşayan vatandaşların elektrik giderleri ciddi şekilde desteklenmeli, ısınma ve temel yaşam maliyetleri %70’e varan oranlarda sübvanse edilmelidir. Köy okulları yeniden açılarak çocukların mümkün olduğunca yerinde eğitim alması sağlanmalıdır. Genç çiftçilere üretim yapabilmeleri için gerçekçi, sürdürülebilir ve uzun vadeli destek mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bahçe tarımı yeniden canlandırılmalıdır. Çünkü mesele yalnızca çay değildir. Mesele köydür. Mesele üretimdir. Mesele kendi kendine yetebilen bir toplum yapısının yeniden inşasıdır. Köylü yeniden köyünde yaşayabildiği ölçüde çay da yaşar, bahçe tarımı da yaşar, üretim de yaşar. “Milletin efendisi köylüdür” demek kolaydır. Asıl mesele, o efendiyi kendi toprağında yaşatabilmektir. Köylüyü köyünde tutamıyorsak, gençleri yeniden tarıma döndüremiyorsak, yarın çay bahçelerinde yalnızca çayın değil, bir kültürün ve bir üretim modelinin de yok oluşuna tanıklık etmek zorunda kalacağız. Emin Kanbur / Araştırmacı Yazar
“Yanlış politikalar sonucunda, bir zamanlar ‘milletin efendisi’ olarak tanımlanan köylü, zamanla şehrin kenar mahallelerinde yaşamaya mecbur bırakılmıştır.”

Dün, Rize'de çay tarımında gençlerin hızla uzaklaştığını ve genç çiftçi sayısının her geçen gün azalmasının çay tarımının geleceği açısından ciddi bir risk oluşturduğunu yazdık. Yazının on binlerce kez okunması ve farklı platformlarda yapılan yorumlar, aslında hepimizin bildiği ancak yeterince gündeme getirmediği bir gerçeği ortaya koydu: Köyler yalnızlaştırıldı, köylü üretimden ve topraktan koparıldı.

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu yaşananlar yalnızca yanlış politikaların sonucu muydu, yoksa bizi bu noktaya taşıyan başka yapısal etkenler de var mıydı?

Bu sürecin önemli dönüm noktalarından biri, 1990’lı yıllarda başlayan taşımalı eğitim uygulamasıydı. Köy okulları kapatıldı. Oysa köy okulu yalnızca bir eğitim kurumu değildi. Bir, iki, hatta dört öğretmenin köyde ikamet etmesi; öğrencilerin, öğretmenlerin, imamın, bakkalın ve küçük esnafın bir arada olduğu canlı bir sosyal yaşam anlamına geliyordu. Okul, köyün adeta kalbiydi.

Taşımalı eğitimle birlikte çocuklar köylerden ilçe ve şehir merkezlerindeki büyük okullara taşınmaya başladı. Ardından aileler de çocuklarının eğitim sürecini destekleyebilmek için kış aylarında şehirlere göç etmeye başladı. Böylece köyden kente yöneliş hız kazandı.

Bu süreçle birlikte “şehirde yaşayan köylü” olarak tanımlanabilecek yeni bir sosyal yapı ortaya çıktı. Tarımla uğraşmaya devam eden ancak şehir merkezlerinde yaşayan, bir ayağı köyde bir ayağı şehirde olan bir kesim oluştu.

Bir zamanlar “milletin efendisi” olarak anılan köylü, zamanla şehrin kenar mahallelerinde en düşük maliyetli kiralık konutları arayan; pazarcılık, asgari ücretli işler ve günlük geçim mücadelesiyle ayakta kalmaya çalışan bir toplumsal kesime dönüştü.

Ardından tarımsal üretim de bu dönüşümden etkilendi.

Eskiden köylü; domatesini, biberini, patlıcanını, fasulyesini ve lahanasını kendi bahçesinde yetiştirir, turşusunu kurar, kışlık ihtiyacının önemli bir bölümünü kendi üretimiyle karşılar, büyük ölçüde kendi kendine yeterli bir yaşam sürdürürdü.

Ayrıca sınırlı da olsa hayvancılık yaparak mutfağını zenginleştirirdi.

Bugün ise bu bahçe tarımı ve hayvancılık kültürünün çok büyük bir bölümünü kaybetmiş durumdayız.

Ve şimdi daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız: Çay bahçelerinde genç nüfus yok denecek kadar az.

Köyde kalanların büyük çoğunluğu 50, 60 ve 70 yaş grubundan oluşuyor. Gençler ise köyde yaşamayı tercih etmiyor. Çünkü köy yaşamı artık yalnızca sosyal açıdan değil, ekonomik açıdan da oldukça zorlayıcı hale gelmiş durumda.

Şehirde desteklenen doğal gaz gibi imkanların aksine, köyde ısınma ve yaşam giderleri; odun, kömür, tüp gaz, sıcak su ve benzeri kalemlerle doğrudan üreticinin omzuna yükleniyor. Bu durum, köy yaşamını şehirle kıyaslandığında çok daha ağır bir mali yük haline getiriyor.

Böylesi bir ortamda genç bir insana “Köye dön, tarım yap, çay üret” demek ne kadar gerçekçidir?

Artık karar vericilerin bu gerçeği dikkate alması gerekmektedir.

Köyde yaşayan vatandaşların elektrik giderleri ciddi şekilde desteklenmeli, ısınma ve temel yaşam maliyetleri %70’e varan oranlarda sübvanse edilmelidir. Köy okulları yeniden açılarak çocukların mümkün olduğunca yerinde eğitim alması sağlanmalıdır. Genç çiftçilere üretim yapabilmeleri için gerçekçi, sürdürülebilir ve uzun vadeli destek mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bahçe tarımı yeniden canlandırılmalıdır.

Çünkü mesele yalnızca çay değildir.

Mesele köydür. Mesele üretimdir. Mesele kendi kendine yetebilen bir toplum yapısının yeniden inşasıdır.

Köylü yeniden köyünde yaşayabildiği ölçüde çay da yaşar, bahçe tarımı da yaşar, üretim de yaşar.

“Milletin efendisi köylüdür” demek kolaydır. Asıl mesele, o efendiyi kendi toprağında yaşatabilmektir.

Köylüyü köyünde tutamıyorsak, gençleri yeniden tarıma döndüremiyorsak, yarın çay bahçelerinde yalnızca çayın değil, bir kültürün ve bir üretim modelinin de yok oluşuna tanıklık etmek zorunda kalacağız.

Emin Kanbur / Araştırmacı Yazar

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.