Silahlar Sussun, Hukuk Konuşsun

Türkiye 13.08.2026 - 09:25, Güncelleme: 13.08.2026 - 09:25 215 kez okundu.
 

Silahlar Sussun, Hukuk Konuşsun

Ne pahasına olursa olsun akan kanın durması önceliğimdir.40 küsür yıldır süren çatışmanın sona ermesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından önemli bir fırsattır.
Ancak katil Öcalan’ın, Karayılan’ın veya Bayık’ın tek başına örgütün geleceği hakkında nihai karar verebilecek aktörler olduğunu düşünmüyorum.  Haber/YHorum; M.Barış ÖZTÜRK Bu süreçte ABD’nin rolü etkin olacaktır. Ama hangi ABD: bir gün dediğini ertesi gün unutan deli dana Trump yönetimindeki ABD mi? Bugün gelinen noktada örgütün tasfiyesi konusunda Washington’ın belirleyici iradesinin olduğu malumdur. Tam da bu nedenle Türk milliyetçileri ve vatanseverleri süreci sloganlarla değil, aklı selim ayrıntılarıyla takip etmek zorunda… Çünkü mesele yalnızca PKK’nın silah bırakması değildir. Asıl mesele, bundan sonra ne olacağıdır. Evet, bazı platformlarda görüyorum;vatandaşlarımızın bir kısmı bu kanun teklifinden ciddi şekilde endişe ediyor, hatta “Türkiye bu kanunla felakete sürüklenebilir” diyerek telaşa kapılıyor. Bu kaygıları küçümsemiyorum. Elbette kanunun doğurabileceği sonuçları konuşmalı, yanlış gördüğümüz noktaları eleştirmeli ve temkinli olmalıyız. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Türkiye Cumhuriyeti  Devleti bir kanunla kurulmadı ki bir kanunla yıkılsın. Bu devlet, bu topraklarda verilen büyük bir mücadelenin, ödenen bedellerin ve kazanılan bir bağımsızlığın eseridir. Kanunlar değişir, hükümetler değişir, siyasi aktörler değişir; fakat Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığı ve milletimizin iradesi bir kanun maddesinden çok daha büyük ve güçlüdür. Dolayısıyla korkuya değil, akla; paniğe değil, devlet ciddiyetine ihtiyacımız vardır. Terörsüz Türkiye Çerçeve Kanunu’nun önemli bölümleri, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporundaki önerilerle örtüşüyor. Lakin özellikle infaz rejimi, koşullu salıverilme konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Bugün “Öcalan’a umut hakkı verilmedi, dolayısıyla çıkmasının önü kapalı” şeklindeki açıklamalara bakarak rehavete kapılmak doğru değil. Yarın bu kanın ehil olmayan ellerde ve/veya art niyetli ellerde farklı uygulamalara sebep olabilir. Dolayısıyla tartışılması gereken yalnızca bugünkü kanun metni değil, yarın yapılabilecek kanuni değişikliklerdir. Yani aslında Erdoğan yönetimdeki Türkiye’de böyle bir şey beklemek mümkün olmamakla birlikte… Sayın Erdoğan’ın sonrasında bu kanunun  Ehil olmayan kişilerin yönetiminde nelere yol açabileceği hususunda çekincelerim var. Ve önemli bir konu daha var. Silahlı bir yapı ile barışırken, silahla ve şiddetle ilgisi olmayan insanları içeride tutmaya devam etmek de hukukun eşitlik ve adalet ilkeleriyle bağdaşmaz. Sadece attığı bir tweet, yaptığı bir açıklama/yazı nedeniyle cezaevinde bulunan insanların olduğu bir ortamda, aynı süreç kapsamında bu kişilerin dışarı çıkarılması ya da özel hukuki imkanlardan yararlandırılması toplum vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturur. Terörle mücadelede de, terörsüz Türkiye sürecinde de aynı ölçü geçerli olmalıdır: Silahla, şiddetle, öldürmeyle ilgisi olmayan insanların özgürlüklerinin hangi gerekçeyle kısıtlandığı açıkça ortaya konulmalıdır. Yasanın Kapsamı ve sınırları yeterince açık mı? “Örgütün tasfiyesi”, “silah bırakma” ve “örgüt üyelerinin bundan sonraki hukuki durumu” gibi başlıkların bütün sonuçları açık biçimde ortaya konulmalıdır. PKK’nın yanında KCK, YPG ve benzeri yapılar bu sürecin neresindedir?  Örgütün kendisini feshetmesi halinde yönetici kadroların hukuki durumu ne olacaktır?  Başka isimlerle yeni örgütlenmeler ortaya çıkarsa bunlara karşı nasıl hareket edilecektir? Bunların cevabı net değilse, bugün çözülen sorunun yarın başka bir isimle yeniden karşımıza çıkma ihtimali vardır. Daha önemlisi, terör örgütü üyeliği ile bireysel suçlar arasındaki ayrımın nasıl yapılacağıdır. Bir kişinin “pişmanım” demesi elbette hukuki değerlendirmede önem taşıyabilir. Ancak hiçbir pişmanlık göstermeyen, geçmişteki eylemlerini savunan ve aynı ideolojik çizgiyi sürdürdüğünü açıkça ifade eden bir kişinin yalnızca yasadan yararlanmak istemesi yeterli olacaksa, burada ciddi bir hukuk ve adalet tartışması ortaya çıkar. Aynı şekilde öldürme suçunun kapsam dışında tutulması tek başına yeterli değildir. Öldürmeye teşebbüs ne olacaktır?  Bombalı saldırı düzenleyip tesadüfen kimseyi öldürmeyen kişi nasıl değerlendirilecektir?  Güvenlik güçlerine ateş açıp lakin kötü silah kullandığından dolayı kimseyi vuramayan teröristin durumu ne olacaktır? Şimdi bu cana  kastetmemmiş midir? Hukuk, tesadüfen kimsenin ölmemiş olmasını suçun ağırlığını ortadan kaldıran bir gerekçe haline getirmemelidir. Bunların kanunda açıkça yazılması gerekir. Çünkü devletin yapacağı en büyük hata, terörün bitmesini isterken hukukun sınırlarını belirsiz bırakmak olur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti terörü bitiriyor. Silahların susması, insanların ölmemesi, çocukların dağlara gönderilmemesi ve Türkiye’nin enerjisinin onlarca yıl sonra yeniden geleceğe yönelmesi hepimizin isteğidir. Terörsüz Türkiye hedefi değerlidir. Ve olmazsa olmazımızdır. Sonuç olarak; Terörsüz Türkiye sürecine destek veriyorum. Akan kanın durmasını, silahların susmasını ve ülkemizin 40 küsur yıllık bu ağır yükten kurtulmasını sonuna kadar destekliyorum. Çerçeve Kanun’un amacını da doğru ve değerli buluyorum. Ancak böylesine tarihi bir süreçte temkinli hareket etmekten, kanunun uygulamasını ve gelecekte doğurabileceği sonuçları dikkatle takip etmekten de vazgeçmemeliyiz.  Barış, sadece çatışmanın sona ermesi değildir. BARIŞ; adaletin, hukukun ve toplumsal vicdanın da geniş bir derya gibi herkesi içine alabilmesidir. İnşallah terör biterken hukuk devleti de güçlenir…Hayırlı olur İnşallah.
Ne pahasına olursa olsun akan kanın durması önceliğimdir.40 küsür yıldır süren çatışmanın sona ermesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından önemli bir fırsattır.

Ancak katil Öcalan’ın, Karayılan’ın veya Bayık’ın tek başına örgütün geleceği hakkında nihai karar verebilecek aktörler olduğunu düşünmüyorum. 

Haber/YHorum; M.Barış ÖZTÜRK

Bu süreçte ABD’nin rolü etkin olacaktır. Ama hangi ABD: bir gün dediğini ertesi gün unutan deli dana Trump yönetimindeki ABD mi?

Bugün gelinen noktada örgütün tasfiyesi konusunda Washington’ın belirleyici iradesinin olduğu malumdur.
Tam da bu nedenle Türk milliyetçileri ve vatanseverleri süreci sloganlarla değil, aklı selim ayrıntılarıyla takip etmek zorunda…
Çünkü mesele yalnızca PKK’nın silah bırakması değildir. Asıl mesele, bundan sonra ne olacağıdır.

Evet, bazı platformlarda görüyorum;vatandaşlarımızın bir kısmı bu kanun teklifinden ciddi şekilde endişe ediyor, hatta “Türkiye bu kanunla felakete sürüklenebilir” diyerek telaşa kapılıyor. Bu kaygıları küçümsemiyorum. Elbette kanunun doğurabileceği sonuçları konuşmalı, yanlış gördüğümüz noktaları eleştirmeli ve temkinli olmalıyız. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Türkiye Cumhuriyeti  Devleti bir kanunla kurulmadı ki bir kanunla yıkılsın. Bu devlet, bu topraklarda verilen büyük bir mücadelenin, ödenen bedellerin ve kazanılan bir bağımsızlığın eseridir. Kanunlar değişir, hükümetler değişir, siyasi aktörler değişir; fakat Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığı ve milletimizin iradesi bir kanun maddesinden çok daha büyük ve güçlüdür. Dolayısıyla korkuya değil, akla; paniğe değil, devlet ciddiyetine ihtiyacımız vardır.

Terörsüz Türkiye Çerçeve Kanunu’nun önemli bölümleri, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporundaki önerilerle örtüşüyor.
Lakin özellikle infaz rejimi, koşullu salıverilme konusunda dikkatli olmak gerekiyor.

Bugün “Öcalan’a umut hakkı verilmedi, dolayısıyla çıkmasının önü kapalı” şeklindeki açıklamalara bakarak rehavete kapılmak doğru değil. Yarın bu kanın ehil olmayan ellerde ve/veya art niyetli ellerde farklı uygulamalara sebep olabilir.
Dolayısıyla tartışılması gereken yalnızca bugünkü kanun metni değil, yarın yapılabilecek kanuni değişikliklerdir. Yani aslında Erdoğan yönetimdeki Türkiye’de böyle bir şey beklemek mümkün olmamakla birlikte…
Sayın Erdoğan’ın sonrasında bu kanunun 
Ehil olmayan kişilerin yönetiminde nelere yol açabileceği hususunda çekincelerim var.

Ve önemli bir konu daha var.
Silahlı bir yapı ile barışırken, silahla ve şiddetle ilgisi olmayan insanları içeride tutmaya devam etmek de hukukun eşitlik ve adalet ilkeleriyle bağdaşmaz.

Sadece attığı bir tweet, yaptığı bir açıklama/yazı nedeniyle cezaevinde bulunan insanların olduğu bir ortamda, aynı süreç kapsamında bu kişilerin dışarı çıkarılması ya da özel hukuki imkanlardan yararlandırılması toplum vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturur.

Terörle mücadelede de, terörsüz Türkiye sürecinde de aynı ölçü geçerli olmalıdır: Silahla, şiddetle, öldürmeyle ilgisi olmayan insanların özgürlüklerinin hangi gerekçeyle kısıtlandığı açıkça ortaya konulmalıdır.

Yasanın Kapsamı ve sınırları yeterince açık mı?
“Örgütün tasfiyesi”, “silah bırakma” ve “örgüt üyelerinin bundan sonraki hukuki durumu” gibi başlıkların bütün sonuçları açık biçimde ortaya konulmalıdır. PKK’nın yanında KCK, YPG ve benzeri yapılar bu sürecin neresindedir? 
Örgütün kendisini feshetmesi halinde yönetici kadroların hukuki durumu ne olacaktır? 
Başka isimlerle yeni örgütlenmeler ortaya çıkarsa bunlara karşı nasıl hareket edilecektir?

Bunların cevabı net değilse, bugün çözülen sorunun yarın başka bir isimle yeniden karşımıza çıkma ihtimali vardır.

Daha önemlisi, terör örgütü üyeliği ile bireysel suçlar arasındaki ayrımın nasıl yapılacağıdır.
Bir kişinin “pişmanım” demesi elbette hukuki değerlendirmede önem taşıyabilir. Ancak hiçbir pişmanlık göstermeyen, geçmişteki eylemlerini savunan ve aynı ideolojik çizgiyi sürdürdüğünü açıkça ifade eden bir kişinin yalnızca yasadan yararlanmak istemesi yeterli olacaksa, burada ciddi bir hukuk ve adalet tartışması ortaya çıkar.

Aynı şekilde öldürme suçunun kapsam dışında tutulması tek başına yeterli değildir. Öldürmeye teşebbüs ne olacaktır? 
Bombalı saldırı düzenleyip tesadüfen kimseyi öldürmeyen kişi nasıl değerlendirilecektir? 
Güvenlik güçlerine ateş açıp lakin kötü silah kullandığından dolayı kimseyi vuramayan teröristin durumu ne olacaktır?
Şimdi bu cana  kastetmemmiş midir?

Hukuk, tesadüfen kimsenin ölmemiş olmasını suçun ağırlığını ortadan kaldıran bir gerekçe haline getirmemelidir.

Bunların kanunda açıkça yazılması gerekir.
Çünkü devletin yapacağı en büyük hata, terörün bitmesini isterken hukukun sınırlarını belirsiz bırakmak olur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti terörü bitiriyor. Silahların susması, insanların ölmemesi, çocukların dağlara gönderilmemesi ve Türkiye’nin enerjisinin onlarca yıl sonra yeniden geleceğe yönelmesi hepimizin isteğidir.
Terörsüz Türkiye hedefi değerlidir. Ve olmazsa olmazımızdır.

Sonuç olarak; Terörsüz Türkiye sürecine destek veriyorum. Akan kanın durmasını, silahların susmasını ve ülkemizin 40 küsur yıllık bu ağır yükten kurtulmasını sonuna kadar destekliyorum. Çerçeve Kanun’un amacını da doğru ve değerli buluyorum. Ancak böylesine tarihi bir süreçte temkinli hareket etmekten, kanunun uygulamasını ve gelecekte doğurabileceği sonuçları dikkatle takip etmekten de vazgeçmemeliyiz. 

Barış, sadece çatışmanın sona ermesi değildir. BARIŞ; adaletin, hukukun ve toplumsal vicdanın da geniş bir derya gibi herkesi içine alabilmesidir.

İnşallah terör biterken hukuk devleti de güçlenir…Hayırlı olur İnşallah.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve rizeninsesi.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.